RSS

Etiket arşivi: teknolojiyi kalkan olarak kullanmak

Yaratma Cesareti

Hintli bir fotoğrafçı arkadaşım Varanasi fotolarını nette yayınlayınca bir arkadaşı “Bu fotoğraflarını çok beğendim. Hangi kamerayı kullanıyorsun?” diye sormuş. Bu soruyu duyunca geçen sene yazıp, (kendimi fotoğrafçılık konusunda ukalalık edemeyecek kadar “amatör” gördüğüm ve amatör kalmak için de çaba harcadığım için)  kenarda beklettiğim bu yazıyı gözden geçirdim. Konu salt fotoğraf değil zaten. Buradan yola çıkarak başka bir şey benim anlatmak istediğim. Teknolojiyi iç dünyamız ile “kendi”miz arasına nasıl kocaman bir engel olarak diktiğimiz ile ilgiliyim.

Hobi edinmek konusunda yakın zamana kadar “özürlü” sayılabilecek kadar salma suya, yavan bir millettik.  Harcanabilir gelir  ve boş zaman artınca, yavaş yavaş yol kat etmeye de başladık.  Bunu içtenlikle çok sevindirici buluyorum. Çok görülmüş, sıradan örneklerin tekrar tekrar yeniden üretilmesi yerine özgün ifade arayışları da belki zaman içinde ortaya çıkacaktır ümidindeyim. Sanatsal anlamda insanların bireysel dünyalarının daha içten ifadesi ile kendilerini dışa vuracakları işler hala çok az sayıda ama zamanla artış gösterecektir. Bu işte daha çok yeniyiz. Öğreniyoruz.

Kendi ilgi alanıma girdiği için amatör fotoğrafçılardan örnek vereyim. Ben de onlardan biriyim. Son zamanlarda boynunda kocaman objektifleri ile iri kameralarını oraya buraya sürükleyen kişilere her yerde rastlar olduk.  Ancak üzerinde düşünülmesi gereken şöyle de bir durum var. Nasıl ki  her eline fırça alan iyi ressam, iki kelimenin belini kıran iyi yazar olamıyorsa, kamerayı boynuna ve pahalı ekipmanlarla doldurduğu çantasını omzuna asan da fotoğrafçı olamıyor. Ama sanırım bu “karizma” yaratan görüntünün çekiciliği nedeniyle bir çok insanın elinde kullanmasını dahi bilmediği kocaman ve pahalı kameralar var.

Vahim olan bu değil ama… Vahim olan onları satın alırken gösterdikleri özeni, kılı kırk yarar tutumu ellerindekini iyi kullanmak konusunda göstermemeleri. 

İnsanların çok para ödedikleri makinalarına “iyi fotoğraf” çekmek için büyük ümitler bağladıklarını görüyorum.  İyi fotoğrafı (her ne demekse…) tamamen kameraya  bağlı sanıyorlar ve bir kere eline pahalı ve büyük, gelişkin bir alet aldın mı artık gerisi kendiliğinden gelecekmiş gibi bir yanılgı içindeler. Bu nedenle olsa gerek, ellerindekini tam anlamı ile öğrenme azmi içinde olmadıklarını gözlemledim. Bu gözlemimi fotoğraf dersleri veren bir arkadaşım ile paylaştığımda o da  beni doğruladı.

Arkadaşıma sorulan “hangi kamera?” sorusuna da bu pencereden bakıyorum şimdi. Bunun üzerine düşünürken karşıma şu analiz çıktı ve son sözcüğüne kadar katılıyorum:

Rollo May’in “Yaratma Cesareti” isimli kitabından  tercüme etmeyi deneyerek aktarıyorum:

“Bugün insanların kendileri ve başkalarında gözlemledikleri akılcı olmayan davranışların yarattığı korkudan kaçınmak için kendileri ile dünya arasına alet ve makinaları yerleştirdiklerini görmekteyiz.  Bu davranış insanların irrasyonel deneyimin korkutucu ve tehdit edici etkileri tarafından ele geçirilmelerini engeller. […] Demek istediğim şu ki yarattığımız teknolojinin bizim ile doğa arasında bir tampon görevi görmesi tehlikesi her daim ortada olacaktır; teknoloji insan olarak kendimiz ile daha derin deneyimlerimiz arasında bir engel olarak durmaktadır.  Aletler ve teknikler bizim bilincimizin bir  uzantısı olmalıdırlar  ama bunun yerine kolaylıkla bilinicimize karşı bir koruma kalkanı haline gelmektedirler. […] Bu durum korkularımızla aramızda tampon görevi gördüğü için teknolojinin yapışılıp¸ inanılan ve hakettiği konumdan daha fazla bel bağlanan bir olgu haline gelmesi anlamını taşımaktadır. Böylece, teknolojik yaratıcılık  tam anlamı ile kendi varlığının karşısına dikilen bir tehdit haline gelmektedir.”

Bakıyorum, nefis bir fotoğraf; adam bas-çek kamerası ile öyle bir kadraj yapmış ki “daha derin deneyimlerimiz” denen şeyin gücünü o zaman anlıyorsun.  Bakma, görme ve kendini de içine koyarak tekrardan  dışarıya yansıtma (yani “yaratım süreci”; R. May’in irrasyonel davranış dediği şey) insanın içinden gelen bir şey ve illa ki “komp(i)le ekipman”la desteklenmeye gereksinimi yok.

Birini gerçek bir fotoğraf sanatçısı yapacak şey etrafına bakma ve farkedilmeyeni görme yeteneğine kendini ne kadar katabildiği değil midir? Yani kendi içinden beslenen yaratıcılığıdır. Bu çerçevede en iyi fotoğraf ekipmanı insanın “gözü” değil midir?

Sosyal medyalarda uluorta sergilenen işlere aile ve arkadaş çevresinden bir kaç şakşakçı her daim kolaylıkla  bulunuyor. Bu nedenle giderek her yaptığını güzel sanma durumu nerede ise “pornografik” bir hal alıyor.

En uç noktası da bu körlüğün, kendini sanata adamış birinin yapıtına “ucube” deme cesaretine veya sanatın “içine tükürme” salaklığına dönüşebiliyor. Fotoğrafı örnek aldık ama görüyoruz ve yaşıyoruz her gün; bu her dalda böyle.

Çaresi var mı? Yok… Öyle görülüyor ki çağımızın hastalığı bu.

Reklamlar
 

Etiketler: , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: