RSS

Etiket arşivi: Niye benden geçsin ki hiç de geçmedi işte

Haydi Refleksi

Ortalık biraz dağınık. Bu Pazar hiç bir şeye dokunmadım. Hava güzel, güneş parlıyor. Dün yağan lapa lapa kardan sonra güzel bir sürpriz hepimize.  Ben hemen hemen her haftasonu olduğu gibi, arkadaşlarımla güzel bir Pazar kahvaltısından sonra eve döndüm.

Karşı damdaki su birikintisinde bir sürü martı yıkanıyor.  Çoğu bu senenin yavruları; boz tüylerinden anlaşılıyor. Beyaz olunca yetişkin olacaklar.  Alt kattan Boğaz’a karşı ney üfleyen komşunun sesi geliyor. Yan taraftan da torunu ile koşmaca oynayan Çetin bey’in kahkahalarını duyuyorum. Mutfak tarafından damdaki camı gagalayan kuşların tak takları… İlk taşındığımda sürekli biri kapıyı çalıyor sanıp, koşuyordum… Dört papağan bağıra çağıra koruluğa doğru uçtular.   İnce duvarlardan yaşamın sesleri aksediyor. Müzik açmadım. Yaşamın müziğini dinliyorum.  Kendimi uzun süredir hiç hissetmediğim kadar iyi hissediyorum.

Mutfak tezgahımın üzerinde elma yeşili kocaman bir Kitchen Aid hamur karma makinesi. Yeni ev hediyesi… Hediyenin kendisi kadar onunla sevdiğim insanlar için neler neler yapabileceğimin düşleri hediye oldu bana… Arada bakışıyoruz. Göz kırpıyor… “Tart?” diyor, “Hırt” diyorum… Diyet yapıyoruz o kadar… “Şarapta pişmiş armutlu merengue’li ama… “diyor.  “Yooook, Şşşşt bakayım.” diyorum. “Ben başka bir şey yazacağım şimdi…”

Yasemin Facebook’ta böyle bir laf paylaşmış; “Dersini almış olacak kadar yaşlı, yine aynısını yapacak kadar genç” – Old enough to know better, young enough to do it again.”  Bu yazı oradan çıktı.
Yazı da ortalık gibi dağınık kalacak ama.. Giriş, gelişme, sonuç yapamayabilirim. Kusura kalmayın.

Bu lafı okuyunca, ben “yine aynısını yapacak kadar genç” kısmına ve özellikle de bu kısmın “yap“mak edimine takıldım.  Bakıyorum da yaş algısı bir yetiştiriliş, bir anlayış, uğraşları ile var olma ve bunların yaydığı toptan bir enerji meselesi galiba.  Ailem olsun arkadaşlarım olsun, çevremdeki bir çok insan aynı dalga boyunda olunca, aklımıza bile gelmiyor yaş almakta olduğumuz. Birleşik bir alan yaratılabiliyor ve birbirinden örnek alabiliyor insanlar.

“Haydi” refleksi  diyorum ben buna. “Haydi” denildiğinde, “Haydi” diye yanıt verme refleksi.   Öğrenilebiliyor, aktarılabiliyor ve haydilerin sayısı artınca, isteklilik ve yaşam sevinci de buna bağlı artıyor.

Bir komşumuz vardı; Hayg Baba. Toprağı bol olsun. Tanıştığımızda 93 yaşında idi. Amerika’ya kızına gidecek, vize görüşmesine çağırmışlar. Memure Baba’ya “Amerika’da evlenme planınız var mı?” diye sormuş. O da çapkın çapkın gülümseyerek, “Şöyle kanlı canlı, neşeli, istekli bir hanım bulursam niye olmasın…” demiş ve on yıllık vizeyi kapmıştı.  (“Kadına çapkın çapkın gülümsedim, o da kıkırdadı.” demişti.)

Burada önemli olan “On yıllık vize verdiler, doksanüç yaşında ne yapayım on yıllık vizeyi?” demek yerine,  olayı bize “Oh,  bir on yıl rahatım artık…”  diye anlatmış olması idi.   Ondan çok ders aldım. Her gün yürüyüş yapar, gazetelerin bilmecelerini çözer, elinde kolejde bize öğrettikleri İngilizce şarkıların kitabı, bunları birlikte söyleyebileceğimizi keşfettiğinde, “Haydi birlikte söyleyelim” diye iki kat aşağı inip, bize gelirdi. “Haydi” derdim, otururduk kanapeye yan yana, My Bonnie lies over the ocean…. diye başlardık…

Onu hiç ihtiyar biri olarak görmedim. Yaşı büyük evet ama asla ihtiyar değil.  O kendini öyle görmezdi çünkü.

Arada “1939’da kadife kumaş almaya Almanya’ya gitmiştim, savaş ilan edilince orada mahsur kaldık,” diye bir iş anısı anlatırken ya da “Bizim handa Kürt hamallar vardı, çok fakir ama çok da dürüst insanlardı. Eli taşlı, sopalı gelenleri bizim hana sokmamışlardı ve durumdan da hiç yararlanmamışlardı,” diye  6-7 Eylül’ü anlatırken veya varlık vergisi hengamesini Aşkale’ye gitmeden nasıl atlatıp, Ordu’lu bir müşterisinin verdiği borç ile nasıl sıfırdan başladığını heyecanlı heyecanlı bizlere aktarırken,  “Hanım’ı alıp Tokatlıyan’a yemeğe giderdik her Cumartesi akşamı” derken, aslında ne kadar yaşlı olduğu dank ederdi kafama. “Vay be, 1939 ha?” ve benim sessiz sakin yaşamıma göre ne çok badireler atlatmış olduğunu düşünür ve hala “haydi” diyebilmesine bayılırdım.

O zaman bakardım sarkan gıdısına, yüzündeki yaşlılık lekelerine, kocaman kulaklarına ve sarkmış dudaklarına, kırışık, lekeli ellerine… Ama hemen gözlerine dönerdi gözlerim.  Gözlerine bakınca, işte o zaman hiç yaşlı görünmezdi bana… Gözlerinin içine baktığımda, beni genç onu yaşlı kılan kendi önyargılarım silinirdi çünkü. Geldiği gibi, “Haydi bana müsaade” der, hızlıca kalkar giderdi. O zaman anlardım ki Hayg Baba ruhen benden genç; yerinde duramıyordu çünkü…

Ruhuma bakıp da yaşlanma belirtileri gösteriyor muyum diye düşünüyorum arada bir.  Evet, tamam. Ne olmuş iki metrelik duvardan yere atlamaya cidden korktuysam? Geceyarısı karanlık deniz kenarında duraksadım ama “haydi” denildiğinde mayom ile deniz kenarındaydım, değil mi? Popoya tekmeyi yiyince, dalmadım mı? Daldım…

Anımsayabildiğim hepi topu bir kaç duraksama anı.  Bana öyle geliyor ki, yaşlılık bu duraksama anlarında saklı. Hiiiiiç o tarafa bakmıyorum, göz göze gelmemeye çalışıyorum. Bir kere gözlerine bakarsam, hüüüp diye tüm “haydi”lerimi emecek sanki.

Enerjim, sevincim, hala bir çok şeye hayret edebilme yetim, sürekli öğrenme ve öğrendiklerimi yaşamıma uygulama isteğim var.  Yani bu lafın ilk kısmında yazan “dersini almış olma” kısmına hiç yazılmıyorum da yine yine yapma kısmı bana çok çekici geliyor. Daha iyisini öğrenmedim henüz diyerek, bu yaşa kadar edindiğim iyi ve(ya) kötü deneyimlerimin mevcut durumu algılayışıma ket vurmasına izin vermiyorum.

Yeniden deneyebilecek kadar gözükara, heyecanlı ve istekli miyim? Evet… Şükürler olsun o halde hala ruhum yerinde ve genç.  Ayrıca öyle hissediyorum ki, bazen dönüp dönüp aynı hataları yapmak kadar insanı dinç tutan bir şey de yok… Aşkta mesela. Ne olur hata yapsan? Tekrar canın yansa?  Ne olur yani? Ne olur?

Hatadan korkmak, deneyimin rehavetine kapılmak demek. İşte bence insana kendini yaşlı hissettiren şey bu rehavet.

Yaş konusu bana bir tek ne zaman can sıkıcı bir şekilde kendini anımsatıyor biliyor musunuz? Son derece normal bir şeyden bahsederken bile “Amaan sen de yaaa, bizden geçti artık…” diyen yaşıtlarımla karşılaştığımda.

Yaş canavarı bu insanların tüm “haydilerini “ emip, posasını çıkarmış ve yerine anlamasınlar diye tatlı bir rehavet sokuşturmuş gibi geliyor bana. “Siz bu köşede uslu uslu oturun, ölüm gelip sizi alacak. Bir yere ayrılmayın sakın, e mi? Gelip de ‘haydi’ diyen olursa da, ‘Amaan sen de yaaa. Bizden geçti artık’ deyip, başınızdan savın…” demiş gibi geliyor.

İyi o zaman, haydi size iyi günleeer…” diyerek, Hayg Baba’ya da bir selam sarkıtarak, mümkünse hemen uzaklaşıyorum oradan. “Şöyle neşeli, kanlı canlı birini bulursam neden olmasın?” diyen ve “Kıh kıh kıh” diyerek çapkın gülüşünü gösterdiği halleri gözümün önünde hala…Ruhu şad olsun.

 

Haydileriniz bol, güzel bir hafta olsun. 

 

Reklamlar
 

Etiketler: , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: