RSS

Etiket arşivi: Necatigil

“Sonludur Aşk da” veya Metin Altıok’a Mektup

Güzel anılar biriktirdim senden,
Dudağıma solgun gülücükler getiren.
Özenle sakladım belleğimde,
Bir yığın oldu daha şimdiden.
Nasıl olsa bir sonu olacaktı bu aşkın
Bir gün apansız gerçekleşiveren.

Bir terazinin durgun pirinç kefesine
Pat diye inince kara kiloluk,
Nasıl kalkar havaya birdenbire
Boş kalan zavallı kefe.
Nasıl titreşir terazi uzun süre,
Denge sağlanıncaya kadar başka şeylerle.

Anılarla bozdum o dengeyi ben önce,
İkimiz için de yaptım bunu.
Yaşadığımız günlerden biriktirdim sessizce,
Bir kefede sana hiç sezdirmeden.
Koyabilirsin kara kiloyu artık,
Bak terazi nasıl kolay gelecek dengeye.

Mutluydum ben yine de kendimce.
Senin girdilerin, çıktılarım benim
Doğrusu uygundu birbirine,
Yan yana gelince bir resmi tamamlayan.
Vazgeçilmezdi ellerin sonra,
Yangınımdan yorgan döşek kaçıran.

Ama inan sonludur aşk da,
Kovalar sonunu kendi kendinin.
Bana bir uçurum gerek şimdilerde,
Yeterince dik ve derin.
Bir çavlan istiyorum çünkü,
Kırmak için kristalini hayatın ve şiirin.

Ah Metin Altıok, ah! Yıllardır nasıl da her duygumun karşılığı bulunur dizelerinde. Tarih öncesi gibi geliyor şimdi bana ama üniversite biteli bir yıl olmuş.  Çok sıkı çalışıyorum bir şirkette. Öyle ki, uyku denen şey dört harfli bir hayal olmuş. Halı üstünde sabahlıyorum proje yetiştirmek için. Gençliğimi emiyor patronumun para hırsı… Üçkuruş paraya iş öğreneceğiz ya. Katlanıyoruz belirli bir süre…

Neyse böyle zamanlarda, ruhumu yıkayan tek şey okumak olurdu. Otobüste, vapurda, işe gidip gelirken, öğlen aralarında. Hızlıca okunup bitsin diye sanat dergileri filan alıyordum. Bir şeyleri başlayıp bitirememek ilk defa sinirime dokunur  olmuştu. Nereden bilseydim ki iş hayatı işte böyle bir şey… Şimdi, geçmişe baktığımda eskisinden de daha çok anlamsız gelen o deli hay huy içinde,  başlayıp da yarım bırakmamak için okuduğumu, sanat dergileri, novellalar, kısa öyküler okuyorum. Ama, herşeyden daha çok ve daima şiir yaşamımın baş köşesinde, çantamda, başucumda, işyerindeki çekmecemde…

Senin ilk okuduğum şiirini bugün gibi anımsıyorum. Adam Sanat’ın içinde ilk kez seninle tanışıp, büyülenip, şiiri kesip yıllarca yanımda taşımıştım. Hala da Toplu Şiirlerinin arasında sayfa ayracı olarak kullanıyorum o saman kağıdına baskılı şiiri.  O gün işyerinde sevdiğim herkese okuduydum şiirini.  Kim bu Metin Altıok?  Kimse tanımıyor.  Ben nasıl hiç duymamışım onun şiirini?  Nasıl bir kayıp bu seni tanıyana kadar geçmiş zaman?  Arıyorum, arıyoruz. Kayıp dostum sevgili İshak Reyna bulup getiriyor “İpek ve Kılaptan” isimli kitabını hediye. O şiir onun içinde de var…

Yıllar boyunca da “Ben şiir sevmem” diye kestirip atanlarla arkadaşlığımda, eğer şiiri anlamaya teşebbüs bile etmemiş iseler ve biraz dibini eşeleyince anlamama korkusundan “şiir sevmem” dediklerine kanaat getirmişsem ve gerçekten sevdiğim bir insan ise, arkadaşıma o büyülü şiir ülkesinin kapısını gösterebilmek için senin, Can Yücel’in, Necatigil’in, Asaf’ın, Hayyam’ın şiirleri ile işe girişmişimdir. Bayağı bayağı bir şiire başlangıç seti oluşturmuştum; müzikteki karşılıkları ile şiirleri eşleştirerek; “Bak müzik seviyorsun, bunu da farklı bir dil gibi gör…” diyerek…

Şiir seven biri olarak bende Can Yücel ile senin yerin hep ayrı oldu.  Her duyguma karşılık buldum sizin şiirlerinizde.  Ruhumun “isli lambasından bir bez gibi geçirirdim” senin şiirlerini içim bunalınca.  Hüznü kabullenen olgun bir fıtratım var benim ama küçük küçük, gündelik mutluluklara senden çok daha yatkın oldum hep. Çok önce farkettim ki seni en çok hüzünlü olduğum anlarda arıyorum. İyi ve seni anlayacağından emin olduğun bir dostu sadece derdin olduğunda aramak gibi bir şey…

Senin şiirinle varoluşuma dair hüznümde yalnız olmadığımı farkedip rahatlıyorum. Sonra Hayyam’ın kapısını çalıyorum deli gibi… Ölümlülüğü güzel ve arzu edilir gösteriyor zira. Öyle rahatlatıyor ki beni;  “Aman ya, nasıl olsa bir gün mezarımda ot bitmeyecek mi?” derken buluyorum kendimi. Gevşiyorum, gülümsüyorum ve alttan almaya başlıyorum yaşamın zorluklarını.

Ve keyfim yerine gelince, Hayyam’ı da ruhuma sararaktan, Can Baba ile içki sofrasına oturuyoruz. Can Baba atıp tutarken ben de “eski terlikler” gibi oturuyorum kenarda.

İşte böyle Metin Bey’ciğim. Sen öldün sayılır mı; şimdi seninle böyle yazışabiliyorsam? Ve sen bana gayet uygun bir yanıt verebiliyorsan? Yakılıp külün havaya mı savruldu? Kim buna muktedir ki bu alemde? Evet sevgili şairim.  Hatıranın kocaman bir kısmı benim yüreğimde saklı.  Başka parçaları da diğer sevenlerinde saklıdır.  Merak etme, bizdeki sana hiç bir şey olmaz.

Nereden mi çıktı bu mektup? Vallahi, bugün yine seni anmıştım. Çünkü ruhum çok bunalmıştı.  Ve sen yanıt olarak yukarıdaki şiirini verdin bana. Ve nasıl da, nereden bildin de, içimdekilere karşılık olarak dedin bütün bunları? Çok yaşa e mi? Şaştım kaldım doğrusu… Ne kadar doğru şeyler dedin vallahi… Doğru, çok doğru… Hangi aşk sonsuzdur ki?

Sağlıcakla kal olduğun yerde. Sevgiler, saygılar bu taraftan…

Ebrulikedi

Reklamlar
 
5 Yorum

Yazan: 01/18/2012 in Şiir

 

Etiketler: , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: