RSS

Etiket arşivi: mezar yazıtları

Zamanın not defteri

Eleni Karaindrou’nun Adagio’sunu dinliyorum. Karşımda Boğaz’ın mavi suları. Deli bir nehir gibi akıyor. Poyraz estiği günler akış delice hız kazanıyor; suların kendi canı var. Anlıyorum. Benim gibi. Bazen deli, bazen sakin, bazen durgun. Boğaziçi’ne benziyorum, benziyorsun, benziyoruz. Hepimiz. Rüzgarlarla deli, güneş açınca sakin, durgun. Bazen güneş varken de deli, bazen fırtına esip savururken cam gibi donuk… Sağı solu hiç belli olmayan…

Çalıştığım masanın tam karşısında, 20-30  metre ötemde, eski bir Ermeni kilisesi, yanında da bir cami var; duvarları ortak. Kilise camiye kendi bahçesinde yer açmış. Yeni inanç eskisinin toprağında yeşerip, boy atmış, minaresi ile göğe uzanmış. Sol tarafımda da bir havra var; daha da kadim bir inanç sisteminin duvarlı hali. Ve ben de şimdi, masa başında “yeni çağa” ait kendi inanç sistemime yer açmaya çabalarken, üçünün ortasında, hepsine eşit uzaklıkta, tüm dünyanın ve inançların merkezinde gibiyim.

Dünyanın merkezindeyim. Elbette ki öyle. Kendi dünyamın merkezi ben değil miyim? Siz de kendi dünyanızın merkezinde değil misiniz sanki?

Depart And Eternity Theme Variation-Eleni Karaindrou

Baştan iki kere daha çaldım parçayı. Yaşamın melodisi gibi gelen melodiler vardır ya. Bu benim için onlardan biri. Dinlerken yaşam bir şerit gibi geçiyor gözlerimin önünden. Yok ölmüyorum daha. Hem işimi yetiştirmeye çalışıyor hem de diğer yandan “ölmeden ölmeye” çalışıyorum şu benim için epey garip günlerde. Sıkı kontrolü elden bıraktığımdan bu yana Sputnik modundayım. Uzay boşluğunda dönüp duruyorum kendisinden haber alınamayan bir uydu gibi. Uymadı daha doğru bir tanım olur. Hiç bir şeye uymuyorum. İşi bir kenara bırakıp bunları yazıyorum örneğin. Eskiden böyle olamazdım, şimdi olabilyorum. Kendime izin verebiliyorum.

Dün işlere es koyup epeydir yapmak istediğim bir şeyi yaptım. Arkadaşımı da bir hafta öncesinden ayartmıştım. Bülbülderesi’ndeki mezarlığa gidip çekim yaptık.

Kırk yıllık Bülbül Deresi olmuş sana Bülbül Dere…  (Dere nasıl bülbül olur? Olmuş işte.)  Minik, bal rengi gözleri olan bir kedi eşlik etti ve her kareye kulağı, kuyruğu, patisi ile girmeye çabaladı. Geçen Şubat’ta yaptığımız ilk mezarlık çekiminde de yeşil-ela gözlerinde hareler olan, sıcak kanlı ama daha sakin bir başka kedi vardı yanımda. Zaman nasıl hızlı akıp geçiyor ve her şey nasıl da değişiyor.  Nerede ise bir sene geçmiş üzerinden.

Gün çok kasvetliydi, fotoğraf için ışık hiç de iyi değildi, buluştuğumuz kafede oturup gazete okumak belki daha rahattı. “Çamur gibi çıkacak renkler” dedi. “Acaba vaz mı geçsek?” Ama içimiz elvermedi planı bozmaya ve mezarlığın kapısından girmemiz ile birlikte pırıl pırıl güneş açtı. Ancak biz dönerken bulutlar yağmura yenik düştüler.  Sabrı bu kadarmış sonbahar havasının.

“Yassah Hemşerim!” ile karşılaşana dek ikibuçuk saat sürdü keyfimiz. “İzin alıp gelin, o zaman kimse size karışmaz!” dedi bekçi. “Yassah Hemşerim” fotoğraf çektirmemeye odaklı görevlilerin ortak adı. Bu bekçiyi tenzih edeyim de haksızlık olmasın. Çok kibardı. Onu yormak istemedim ve makinamı çantama koydum, dolanmaya devam ettim. Arkadaşım aşağıda bir yerlerde çekime devam ediyordu, yassahlardan habersiz.

Mezarlıklar güzel ve ilginç yerler. Zamanın not defteri gibi mezar yazıtları.  İnsanlar sevdiklerinin ardından onları unutmayacaklarına dair ne sözler vermişler. Çoğu eminim yaşarken pek uygun şekillerde unutuvermişlerdi sevdiklerini ve ancak onları kaybedince aymıştılar; yoklukların acısı yüreklerine çökünce. Yaşamdan çok da farklı değil aslına bakarsanız. Biz de  yaşam boyu ne sözler verip sonra tutamıyoruz değil mi?

Yazıtlar gidenden çok, gidenin durumunu örnek göstererek yaşayanlara ulaşma kaygısı içinde; “Aman ne olur, yaşamının keyfini çıkar çünkü çok sürmeyecek.” demekteler.  Ve yazan da aslında o anın acısı içinde kaleme alırken iletisini herkesten çok kendine söylüyor. Sonra yine pek uygun biçimde unutuveriyor.

Yanımdan tık nefes, merdivenleri tırmanan bir hanım geçti. Giyinip, kuşanmış, makyaj yapmış hayli geçkin, “anneciğine babacığına geldiği” için de hayli ağlamaklı ama bir yandan da heyecanlı.Üç kasa hercai menekşe getirmiş; canlı renklerde.  Çok arkadan bıkkın şekilde merdivenleri tırmanan orta yaşlı oğlu bana gülümseyip “Hoş geldiniz!” dedi. Kendini neden ev sahibi saydığını anlamadım.

Mezarlıkta ne işi var, deli mi ne?” diye düşünen varsa, anlatayım. Mezarlıklar ile ilgili bir seri yapmaya niyetlenmekteyim epeydir. Harekete geçmediğimi gören ressam bir arkadaşım vites büyütmeme sebep oldu. Mart ayındaki resim sergisine bir kaç fotoğrafımı koymak için sipariş verdi; “Çalış!” dedi.

Birbiri ardına çekime gittiğim mezarlıklar bana yaşam ve ölüme bakış açımız ile ilgili çok şey fısıldıyor. Her birinden yaşama dair inancım kuvvetlenmiş ve kendi yaşamımı nasıl sürdürmem gerektiğine dair daha çok şey öğrenerek çıkıyorum. Sevdiklerimi unutmadan, yaşamı es geçmeden, kendi isteklerime ve ruhumun gereksinimlerine yabancılaşmadan…

Serviler bir kaç yüz yaşında var en az.  Upuzun, yaşlı gövdeleri damar damar. Altlarında yatan acıları, sevinçleri, hayal kırıklıklarını ve çok az sayıda hakkı verilip, sonuna dek tüketilmiş yaşamı alıp, göğe ağartıyorlar. “İyi yaşa, güzel yaşa, doğru yaşa…” diye fısıldıyor yapraklar. Kedi bacaklarıma sürtünüyor. “Söz! İyi yaşayacağım.” diye yanıtlıyorum  içimden.

Şişenin dibinde kalan son damlayı da “fırt” diye içime çekmeden gitmem. Cork cork diye ses gelene kadar içeceğim yaşamı ve ancak ondan sonra yatacağım bir servi altına ve heyecanla bekleyeceğim üzerimde mor çiçekler bitmesini. Bir gün elinde kamerası ile bir genç gelecek ve onca ümitsiz, “yaşayamadan gitti, vah vah” türünde yazıtların arasında benimkini görünce kahkaha atacak.

Kararlıyım, “Cork, cork, cork!” yazacak başucumda… 😉 Teknoloji elverirse, bir de düğme olsun, basınca Shostakovich’in 2 no’lu valsi eşliğinde benim yumuşak sesim; “Sevgili kardeşim, sakın ruhunun gereksinimlerini es geçme. Ruhunu kimseye paspas etme. Her tür ahval ve şerait altında esas görevin önce kendini mutlu etmektir!” desin.

İlla ben de mesaj vereceğim yani geride kalanlara. Raconu bozmayalım.

Sağlıcakla kalın.  Haftasonunuz güzel geçsin.

Reklamlar
 
18 Yorum

Yazan: 10/29/2011 in İnsanlık halleri

 

Etiketler: , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: