RSS

Etiket arşivi: Iris’e masallar

Tatlı Bir Kış Masalı

Bugün başka şeyler yazacaktım ama dün Istanbul’da kış fena bastırdı. Bizim evler dik yokuşların tepesinde. Tepede oldukları için de manzaraları çok güzel ama in çık, çok zorluk oluyor kar yağınca. Yokuştan sonra  evimin girişine dek kırkyedi basamak da cabası. Bu nedenle ben de “Gel bu akşam bizde kal, film seyrederiz.” diyen arkadaşım Şengül’de kaldım. Minik İris’in yatağında uyudum ara sıra yaptığım gibi. Son bir kaç kez, gece kalmalarım nasılsa çarşafların değiştiği temizlik gününe denk gelince, İris de lafını hiç esirgemez; “Kal kal bu gece bizde. Nasılsa çarşaflar yeni değişti…” demez mi?

Kendimi tam da şöyle hissediyordum zaten. O yüzden “E, hadi bari kalayim bu gece…” dedim nazlanmadan.

 

 

 

 

 

 

 

 

Lars von Trier’in Melancholia’sını seyretmeye oturduk ama yorgun bir günün arkasından hakkını veremedik. İkimiz de koltuklarda uyuyakalmışız. Sabahın erkeninde güzel bir kahvaltıdan sonra bilgisayarımı açtım. Çalışmam gerek ama dışarıda nefis bir güneş vardı.

Pencerelerin önünde ortamlarını çok sevdikleri için sürekli açan orkidelere daldım. Sağda yer alan Georgia O’Keefe’in Sarı Orkidesi gibi bunların içindeki ışığı yakalasam diye geldi aklıma. Bir seri deneme yaptım. Daha sonra belki O’Keefe tarzı bir şeyler boyamayı denerim diyorum.

Iris bu arada bana perilerin en lüks evlerinin orkide yapraklarından olduğunu ve izci perilerin ise çadırlarını papatya yapraklarından yaptıklarını anlattı.Tinkerbell kaynaklı yararlı bilgiler bunlar. Bilmemek ayıp. İşte size bir periköşkü. Peri olsam ben de bunun içinde yuva kurmak isterdim.

Periköşklerinin içine çok dalınca, insanı “hüüüp” diye  kendine çekiveriyorlar.  Tam Alice gibi ben de bir periköşkünün içine doğru yuvarlanmak üzereyken,  camın dışında parlayan bir su damlası “Psst, buraya bak, buraya…” dedi. Camı açtım, uzattığı eline tutundum. O beni periköşkünün içinden çekip çıkarmaya çabalarken sırılsıklam oldu her yanım. Üstelik içerisi buz gibi oldu.Şengül bana kızdı ama belli etmedi. “Iris, kapa bakayım o camı, hastasın zaten…” diye Iris’e bağırdı.

 

Baktım olmayacak giydim ben de lastik çizmelerimi. Bahçeye çıktım oynamaya. Iris gelemedi çünkü gerçekten üç gündür hasta yatıyordu. Ben sana bahçede yaşadıklarımı gelince anlatırım diye söz verdim.

Irma beni gördü ya, sevinç içinde oyun arkadaşı geldi diye hemen zıplayıp hoplamaya başladı. Gitti kemiğini getirdi, bana armağan etti. Bu arada da hiç gözümün içine bakamıyor. Çekingen bir kız o.  Onunla oynamamı istiyordu ama benim aklımda bahçede yazdan kalma acaba ne gibi renkler bulurum “procesi” vardı.  Irma yaşlı bir kız; So-Kö’lerin en cinsi, en tatlısı.  Bal rengi gözleri, karamela gibi bir burnu var.  “Gelsene” dedim ama benimle karlara gömülmek istemedi. Sonra her yanı ağrıyormuş. Ama bana poz vermeyi kabul etti. O benimle alt bahçeye inmeyince ben kendim gezinmeye başladım.

Mükemmel bir kış aydınlığı, tatlı tatlı parlayan, yumuşak bir güneş vardı. Yazın mangal yapıp, eğlendiğimiz, perde kurup film seyrettiğimiz bahçede yazın izlerini aramaya başladım. Bahçede gezerken dallarında kırmızı meyveleri olan garip bir çalıdan bir tane meyve attım ağzıma. Ondan sonra olanları anımsamıyorum bile.

Aşağıdaki resimlerin üzerinde duraklarsanız, bu gece de annesi çalışırken bakıcılığını yaptığım tatlı İris için uydurduğum Kış Masalı’nı sizde okuyabilirsiniz.

Reklamlar
 
7 Yorum

Yazan: 01/17/2012 in Uncategorized

 

Etiketler: , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: