RSS

Etiket arşivi: hepimiz biriz

Sıradanın sıradışılığı (ya da sıradan hiç bir şey yok!)

(Önce bunu dinleyin mutlaka… Kuzguncuk’un güzel köşelerinden bir olan Muhayyer’den olağanüstü bir “Yansıma”)

Eveeet, bugün hava çok soğuk. Ama içim hiç öyle değil nedense. Karlı, bembeyaz bir İstanbul sabahı. Göz gözü görmüyor. Bende ise güneş var… Gözüm gözlerinin içine bakıyor sanki Evrenin. Öyleyim. İyiyim, tamım, hoşum, dinginim. Döndüm dolaştım dikenli tarlalarda, sonunda “yuvama” geldim. Sanki öyleyim…

Bir gün biri bana sormuştu: “Sence sıradan insanlar çok büyük aşklar yaşayabilirler mi?” diye. Yanıtımı da, soruyu kimin sorduğunu da unutmuşum ama soru kalmış. Hemen “Sıradan insan yoktur ki ama…” diye içimden geçtiğini anımsıyorum bir de…

Yılbaşından bir gün önceydi. Kafenin önünde sigara içmeye çıkmıştım. Köşedeki kebapçının garsonu yanıma geldi. Kendisi ile göz tanışıklığı dışında hiç bir samimiyetim yok. Derin bir iç çekip “Ablacığım ya… Zaman ne çabuk geçiyor. Bu sene de bitti gitti…” dedi.

“Evet öyle, yaşlandıkça daha da hızlı geçiyor sanki,” dedim.

“Nedir bu insanların paylaşamadığı? Altı üstü 3.5 metre kefen, o bile senin değil.” dedi.

“Ne kadar haklısın, keşke hepimiz bunu idrak edebilsek…” dedim.

“Yaa,” dedi. Diyalogumuz bitti, o dükkana döndü. Hava soğuktu.

Bugün lapa lapa kar yağıyor. Aynı garson arkadaş, aynı dükkan önü… Ben geçerken, dükkanın önünü süpürmeyi bitirmiş,  saçı başı kar içinde bana bakıp “Kar mı yağıyor yoksa bana mı öyle geliyor?” dedi. Kemal Sunal tadında, kocaman bir gülümseme ile…  Sorunun muzipliğinden mi yoksa adamın beklenmedik komikliğinden mi bilemem ama gideceğim yere varana dek gülmekten gözümden yaş geldi.

İlk bakışta sıradan gelebilecek, bakmadan geçip gideceğiniz insanlar, yaşam filmini yavaş sarınca bir anda fantastik şahsiyetlere dönüşüveriyorlar. Gözünüze farklı çarpıyorlar. Her yaprağın ardında bir çiçek perisi görmek gibi… Ben de kebapçının garsonunda, köşedeki nalburda, eczacının çırağında, pazarcıda, evlere temizliğe giden hanımda, bilmemkaçbin kilometre öteden gelmiş Amerikalı müşterimde, alt katımda oturan mutfak camını sokak kedilerinin giriş çıkışı için aralık tutan doktor beyde, arkadaşlarımın gül yüzlü çocuklarında, bahçedeki köpekte, kedilerin mamalarına ortak çıkan salyangozların geride bıraktıkları ipekten izlere benzer, başka bir tayfın, bambaşka renklerini ve pırıltısını görüyorum sanki.

Sıradan insan yoktur ki” demem o yüzden.

Binlerce yaşam,  aynı anda nefes alıp veriyor, nefes alıp veriyor. Siz de hissediyor musunuz? Hep birlikte aynı anda bir şeylere karar veriyor, aynı anda karar verdikleri şeyleri uyguluyor, sürekli devinip döneniyorlar. Birbirimize sınırlarımız dokunuyor, bazen iç içe geçiyor, sonra ayrılıyor, hep birlikte ve aynı anda var oluyoruz.

Kocaman ve uyumlu bir organizmanın hücreleriyiz.

Bazı insanlar yararlı bakterilere benziyorlar, bağışıklık sistemimizi sağlam tutuyorlar varlıkları ve yaptıkları ile.  Bazıları bu bedenin temel yapıtaşları;hücreler arası iletişim sağlıyorlar. Bazıları vitamin gibi anlık yarar sağlamakla görevli. Kimileri enzimlere benziyorlar, birlikte bir şeyler yapabilmemize yardım ediyorlar.  Bence bu garson vitamin gibi bir kişilik… Yararlı, işlevinden ve varoluşundan hoşnut, işin çok farkında.  Güleryüzü ve derinliği ile berrak bir kişilik, sana kendini iyi hissettiren. Sanki derin değilmiş gibi geliyor berraklığından dolayı. Öyle biri sanki…

İçinde sevgiden çok korku ve endişe taşıyan, insan ayrımı yaparak ona buna saldıranlarımız da var. Serbest radikaller diyebiliriz onlara da… Bazıları da işi iyice azıtıp, kanser hücreleri gibi davranmaya başlıyorlar. Onlar da aslında aynı bedenin hücreleri ama varlıklarının sınırını unutmuş, işlevlerini şaşırmış oluyorlar. Önemlerini ya da korkularını abartarak birlikte var oldukları diğerlerinin varlığını yok sayabiliyorlar.  Organizmayı oluşturan hücrelerin bazıları yok olursa kendilerinin de yok olma tehlikesi olduğunu bilemiyorlar.

Neyse, uzun uzun, derin laflar, kötümser çıkarsamalar gününde değilim.  Havanın kötülüğü ile ters orantılı, olağanüstü güzellikte bir kristal gibi parlıyorum.  (T)aşkın hallerime geri dönüş yaptım şükür.

Bütün gün dudağımda bir şükran türküsü vardı. Şimdi de aynı türküyü ıslıkla çalarak,  gün batımına yol alıyorum. Red Kit’in son karesi gibi ama Red Kit’ten ziyade Rin Tin Tin tadındayım. “Bu amca beni seviyor galiba…” diyerek, Evrenin peşine takılıp gidiyorum; nereye götürürse beni.  Ve işte Evren; “o mükemmel uyum”, gülüşü ışıklı bir garson kılığında karşıma çıkıp “Kar mı yağıyor yoksa bana mı öyle geldi?” deyiveriyor.

Aaaa, ne karı yahu. Sana öyle gelmiş…” deyip, kahkahalarla yola devam ettim. Ne de olsa benim pencereden bu sabah dünya güneşli gözüküyordu. Ama belki de kar topluyordur… Ne malum…

Kalın sağlıcakla…

Reklamlar
 
11 Yorum

Yazan: 01/30/2012 in İnsanlık halleri

 

Etiketler: , , ,

(T)aşkınlık halleri

Duygularımla birbirimizi okşadığımız güzel günlerden biri. Bazı günler böyle beklenmedik biçimde garip bir 
(t)aşkınlık içinde gözlerimi açıyorum. Çok sık yaşanmıyor, güzelliği ondan. Euphoria’nın Türkçesini aradım, “taşkınlık” uygun geldi. Kendi sınırlarından 
(t)aşıp, daha büyük bir şeyle bir olduğun hissi..

Bu alemde her şeyin parçasıyım; daha mükemmel ve benzersiz olanın mini minnacık ama her tür erkine sahip bir örneğiyim duygusu. Bir hücre gibi.. Kendi içinde tam ama kendi başına anlamsız, ama içinde mükemmeli çoğaltma erkini taşıyan. Sanki her şey senin içinde ve sen de her şeyin içindesin.
İçer(il)me hali… İki nefes arasında bulunabileceğimiz en güzel yaşantıyı deneyimlersin böyle zamanlarda.. Akıyorsun ve akışın kabarcıklı suyu damarlarında geziniyor… Esrik bir duygu. 

Gözlerim yaşardı; bu duygunun güzelliği için kime olduğunu bilmediğim bir şükran içinde kapadım 
gözlerimi ve balıkçı motorlarının patpatlarını dinledim, martı 
çığlıklarını, rüzgarın uğultusunu, minik kedi yavrusunun sesini duydum. Güneş eğik ışınları ile yanağımı okşadı. Tüm duyularım keskin bir hal almıştı. Sanki zorlasam bütün şehrin her köşesindeki sesleri ayrı ayrı duyabilecektim…

Böyle nadir yaşanan günlerde, sabahı uzatmak istiyorum. Hiç bitmesin, gün başlamasın, dertler ve koşturmaca üzerime çökmeden, biraz daha, biraz daha deneyimleyeyim bu taşkın hali. Yolda işe gelirken baktığım yüzlerin bazılarında evrenin tüm anlamını yakaladığım 
milisaniyeler yaşadım; tüm gerçeklik önümdeydi  tabak gibi ama ayrıntıları yakalayamadım. Işık çakması gibi bir biliş; çok içeriden, merkezinde  ben ama  kaynağı ben olmayan. Parçası olduğumu hissettim; “bil”meye, anlamaya çalışmadan.

Bu sabah sana, bana, adı yaşam olan bu karmakarışık bulmacanın parçası olan herkese esenlikler diliyorum. Yaşamıma giren, çıkan bana güzellikler kadar çirkinlikler de sunmuş olan herkese, bana bu deneyim çeşitliliğini sağladıkları için müteşekkir olarak açıyorum gözlerimi.. Teresa Salgueiro L’Aranjeira şarkısını söylüyor; portakal çiçeklerinin kokusunu odama getirecek kadar berrak sesiyle.  Sabah başlıyor. 

Gölgelerin uzamaya başladığı yıllarımda, kendim için bu güzellikleri çoğaltmaktan başka isteğim yok. Biliyorum ki kendim için iyi olan başkası için de iyi olur aynı bütünün parçası isek şayet… Benden onlara da yansır. Değiştirebileceğim, sağaltabileceğim, ağlatıp güldürebileceğim tek kişi kendimim. Ben de oradan başladım, devam…

Tekrar insani düzlemin yarı-karanlık koridorlarında koşturmaya başlamadan, bu aydınlık köşeden bir selam yollayayım istedim…

Günün aydın olsun. Günler de yüzüne baksın, seni sevsin bugün. ..

 
 

Etiketler: , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: