RSS

Etiket arşivi: Gezi yazıları

Ganohora nire?

Geçen haftasonu Hıdrellez bahanesi ile Istanbul’a pek de yakın olan Hoşköy’e gittik. Şimdi kısaca şunu diyeceğim; bu bölgenin adı Napa Valley, Bordeaux veya Toscana olsaydı, çoğumuz herhalde çoktaaaan gidip görmüş olurduk. Ama burnumuzun dibinde olunca bazı güzelliklerin geç farkına varıyoruz bazen. Kendi adıma kocaman bir (k)ayıp yazdım.

Hoşköy’ün eski adı Hora imiş ve Ganos (Işık) dağı’nın eteklerinde kurulduğu bugünün Gaziköy’ü eski çağlarda Ganohora olarak birlikte anılırmış. Ganos dağı eski çağlarda kutsal kabul edilen bir dağ imiş.

Ben çok şey anlatmayayım, fotoğraflar anlatsın yeşilliği, denizden esen rüzgarları karşılayan tepelerin üzerindeki bağlar ve gelincikler anlatsın kendi güzelliklerini. Sessiz bir manastırın bahçesindeki eski üzüm sepetleri anlatsın kendi öykülerini.

Ve siz de bir haftasonu iki saat yol gidip kendiniz görün.

 

Reklamlar
 

Etiketler: , , , , , ,

La Habana Vieja -5

Küba yönetimi için batılı turist gelişmiş dünyanın tüketim çılgınlığı ve düşkünlükleri ile sakınılması gereken ama parası bol biri. Sokaktaki insan için, insani bir yaklaşımla, kendinde olmayan bir sürü güzel şeye sahip olan biri… Sakın yanlış anlaşılmasın, Küba insanı iyi eğitimli ve gururlu. Kimse kimseye el açıp yalvarmıyor. Evet, konuştuğumuz bir kaç aydın insan sistemin geleceğinin belirsizlik içinde olmasından dolayı çok karamsar ve ümitsizdiler. Kendi toprakları üzerinde bir türlü huzur ortamı yaratamamış bir ülkenin insanı olarak ülkenin sanatçıları ve aydın insanları ile konuşurken duygudaşlık kurmak çok zor olmuyor. Sıkıntılarını, korkularını ve boşa geçip gittiğini düşündükleri yaşamları ile ilgili derin hüzünlerini anlamak hiç de zor değil. Bizler de şu günlerde çok benzer duygular içinde değil miyiz?

Ancak Kübalılar yakın geçmişteki insanları kör eden, bebelerin canını alan açlık ve derin bir yoksullukla sınandıkları ama gururlu ve boyun eğmemiş bir yaklaşımla adına “özel dönem” dedikleri yılları kendi çabaları ile atlatabilmişler. Bu nedenle halk olarak başları dik. Bugün aynı şey bizim başımıza gelse birbirimizi yemeden, sağ salim bu gibi zorlukları atlatabileceğimizden emin olamıyorum.

Devrimin başarılı olup olmadığını tartışmak bizden çok Kübalılara düşer tabii ama bir yanıt üretebilmek çok kolay değil. Başarısızlıklar da olmuştur mutlaka. Nihayetinde bu insanlık için de hala sürmekte olan bir deney. Hesaba katılması gereken bazı gerçekler ortada. Bugün 11 milyon Küba nüfusunun 700bini üniversite mezunu. Çocuklar en fazla 20 kişilik sınıflarda, başlarında öğretmenleri ile güzel, kocaman okullarda ders yapıyorlar. Okullar restore edilmiş, en bakımlı, en güzel binalar. İçlerinde bir çok gelişmiş ülkenin okullarından daha iyi eğitim görmekte olan güzel çocuklar. Gördüğümüz tüm çocuklar neşeli ve mutlu gözüküyorlardı ve sağlıklıydılar. Toplum onlara çok değer veriyor. Evet, çocukların bonbonları, çikletleri yok belki ama çürük dişleri de yok. Anneleri onları doğurduğunda adam gibi doğum izni yapabilmiş ve onlar her gün süt içebilmişler. Bizim minik insanlarımızın çoğuna sağlayamadığımız güzellikler bunlar.

Bir anlaşılmaz kalan nokta şuydu benim için. Bazı yoksul insanlar sabun ve şampuan istediler bizlerden. Hatta minik sabunlar verip resim satın alırken pazarlık yapıldığına da şahit olduk. Ama yollarda gördüğümüz insanların, çocukların üstü başı, neredeyse her pencereden sarkan çamaşırlar tertemiz, mis gibiydi. İnsanların giysilerinde leke, yırtık, yama yoktu. Ter ve pislik kokmuyorlardı. Su bağlantısı bulunmayan, tankerle depolarına ücretsiz su basılan eski Havana solarlarından Pazar günleri pırıl pırıl kılıkları ile arz-ı endam edip, piyasa yapıyorlardı. Evet, Kübalılar susuz, çamaşır makinasız, deterjansız temizliğin yolunu bulmuşlardı herhalde ama dünyaya söylemiyorlardı. Kendi çıkardığım sonuç, bu pırıltının sebebinin, Latin Amerika’nın büyük bölümünde olduğu üzere, yurt dışına yerleşmiş akrabalar tarafından ülkeye aktarılan para ve hediyelerin parıltısı olduğu ama bu bir tahmin. Örneğin¸ Honduras ekonomisinin beşte birini ABD’de ki gurbetçilerin aktardığı dolarlar oluşturuyormuş. Ama Küba’da durum nedir diye sorsam, etrafta kesin ve doğru yanıt verecek kimse yoktu.

Sonuç olarak Havana bende kalma değil gitme isteği uyandıran bir şehir oldu. Belki yıkıntı ve yoklukların belki de, devrimin sönmeye yüztutmuş ateşinin hayal kırıklığıdır. Beni Havana’da derin bir hüzün sardı. İnsani hırsların diğer insanların yaşamlarını hiçe saydığı vahşi bir geçmişten sıyrılıp, ezilen insanlar için farklı şeyler başarmak isteyen gençlerin kurduğu sistemin 60 yıl sonraki düş kırıklığını yaşadım insanların gözlerinde ve sözlerinde. Zamanda yolculuk gibi. Müzeler, gazeteler, medya, posterler, duvar yazıları devrim ruhunu canlı tutmaya çalışıyor. Siz ise 60 yıl öncesine ait canlı tutulmaya çalışılan bu insancıl düşün ne hale geldiğini aynı anda sokakta yaşıyorsunuz. Belki de bu nedenle, kalmak değil, evime dönmek istedim.

 

Etiketler: , , , ,

La Habana Vieja -4

Tarih dedik de, Küba’da tarih 1500’lerde itibaren başlıyor. Öncesini ise İspanyol’ların marifetli itlaf planları sayesinde anlatacak kimse kalmamış. (İspanyollar sonradan özür dilediler mi acaba diye düşünmeden edemiyor insan, ve böylesi bir özrün anlamını…) Adanın özgün halkları Siboneyler ve Atabey’ler genetik haritalardan bile silinmiş. Bir iki isim kalmış geride sadece. Üst üste biriken tarih epi topu 500 yıl. Bizim gibi geçmişi onbinlerce yıla dayanan, tarihin üstüste dikey biriktiği topraklardan gelenleri bu sığlık pek kesmiyor tabii.

Şehri yayan gezerken, ekonomik anlamda bir çok ümidin bağlandığı yolunacak kazlara yönelik bir tiyatro dekoru içinde gezdirildiğiniz hissine kapılıyorsunuz. Bir çok binanın restorasyonuna yeni başlanmış. “On yıl önce burada olsaydınız” diyor rehber, “Plaza Vieja’da tüm evler şunun gibi dökülüyordu.” Şimdilerde Havana Unesco’nun katkılarıyla insanlık mirası kapsamında, bir düzene oturtulmuş restorasyon projeleri ile eski günlerini arıyor.

Bu his ancak Havana dışındaki şehirlere gidince değişime uğruyor. Küçük şehirlere gidildiğinde şehrin turistlere karşı içinden geçirdiklerini okumak biraz daha mümkün. Kapı ve pencereler her daim açık. Çoğu köy evinde sabit jaluziler var; ahşap ya da metalden. Ama çoğunda cam yok. Belki pahalı, belki bulunamıyor, belki de hava sıcak olduğu için; hep açık tutacak isen cama da gerek yok zaten.

Dış gözlere görece kapalı olan Havana’nın aksine (belki kısa sürede biz bakmayı bilememiş de olabiliriz tabii), daha ufak şehirlerde kuyruğu dik tutmaya çalışma çabası da daha az belirgin. Evler zamana daha iyi karşı koymuş; belki onları seven sahipleri içlerinde yaşadıkları, ellerinden geldiği kadar evlerini korudukları içindir.

Turist yolları üzerinde şunu iyice seziyorsunuz; yabancılara ve memlekete bırakacakları paraya bağlanmış umutlar var. Hem kapitalizme karşı başarılmış olan “olağanüstü devrimin mucizelerini” yeni kuşaklara ve dahi kapitalistlere unutturmayacaksın, ama halkının bekası için de kapitalistlerin bırakacağı “konvertibl pesolara” yüz sürmek zorunda kalacaksın. Bu yaman çelişkinin üstesinden Küba yönetimi halkını yabancılardan ayrı tutmaya çalışarak gelmeyi amaçlamış sanki. Çok değil bir kaç sene sonra bunun olanaksızlığını anlayacaklar sanırım. Ignacio Romanet ile yaptığı söyleşide Fidel Castro’nun geçmişteki bazı başarısız denemelerden bahsederken en sık söylediği şey “Çok gençtik, idealisttik, deneyimsizdik, bilemedik” oluyor. Allah uzun ömürler versin kendisine.. Şimdi seksen küsur yaşında. Acaba bu konu da ileride “Deneyimsizdik” dediklerinden biri mi olacak, merak ediyorum.

Dünya dönüşürken Küba onun dönüştüğü tarza ayak diremeye çabalamış. Zaten dünya Küba’nın bu direnişine “bakmaya” geliyor. Küba’ya gelen bir çok turistte “Fidel ölmeden Küba’yı görmek” gibi bir düşünce olması, dünyanın beklentisini de gösteriyor. Bu ne demek? Fidel ölünce, yıllarca bastırılmış yoksunluklar patlayacak, Küba yine Amerika’nın partiler verdiği arka bahçesi olacak; vur patlasın çal oynasın. “Kısa sürede bizim gibi olacaklar, bak dediydi dersin” kehaneti. Dünya bakmaya geldiği şeyi de “un peso”ları, yoksul çocuklara dağıttığı bonbonları, T-shirtleri, Dolarları, Euro’ları ile hızla değiştiriyor… Raoul Castro 1 Nisan 2008’de cep telefonu sahibi olunmasına izin verdi. Halkına şaka mı yaptı acaba? “Gereksiz baskılardan artık vazgeçmek lazım” demiş. Değişim kapıda bekliyor, halk da dünyada olup bitenlere kör değil, bunu yürekten istiyorlar gibi geldi bana.

Şimdilik Küba hala insanlığın en büyük eşitlik deneyinin olası olduğunu gösteren bir örnek; deneyin başarılı olup olmadığını sonra tartışalım. Hangi pencereden ve Küba’ya ne kadar sevecenlikle ve tarafsızlıkla bakabildiğimize bağlı. Örneğin hala Afro-Kübalılar yani teni koyu renk olan eski kölelerin torunları eşit iş ve haklardan yararlanamıyorlar. Hakları var ama eğitimsiz oldukları için yararlanmasını beceremiyorlar deniliyor. Suça eğilim bu sosyal grup arasında daha fazla imiş. Görülen o ki, beyazlar hala diğerlerinden daha eşit. Kölelik tarih olmuş olsa da geleneklerin kalıntıları günlük yaşamda devam ediyor. Algılar ve önyargılar 60 yılda değişmiyor. Örneğin, devrimin ön saflarında bir çok kadının erkeklerle omuz omuza çarpışmış olması gerçeği, kadın erkek eşitliğinin toplumun her katmanına yayılmasını sağlamaya da yetmemiş. Kadınlara da kağıt üzerinde her türlü hakkı tanınmış. Haklarını kullanmayı biliyorlardır herhalde.

 

Etiketler: , , , , ,

La Habana Vieja -3

Çoğu evde şifoniyerin üzerinde bir dini heykel veya ikona da bulunuyordu. Bazı giriş kapılarının üzerinde “bu ev şu şu aziz tarafından mutluluk ve sağlıkla kutsanmıştır” şeklinde yazılar vardı; nazarı uzakta tutsun diye. Demek ki dünya malı vermese de Tanrı’nın varlığına inançları  henüz tükenmemiş. Zaten Küba’da devrim ruhban sınıfına dokunmamış. Ruhban sınıfının ileri gelenleri arasında devrime karşı olanlar olduğu kadar
ondan yana çıkan din adamları da olmuş.

Devrimin ilk zamanlarında Kilise Miami’deki Katolik papazlarla ortak hareket edip, kendi çocuklarının başını yemiş. Herhalde Küba Devrim Tarihi’nin en acıklı kayıplarından
biri bu olsa gerek.  Çocukların velayetlerinin kendilerinden alınacağı, komünistler tarafından et konservesi yapılıp önlerine konacağı anti-propagandalarına inanan orta sınıf Kübalı’lar kilise eliyle çeşitli yaşlardaki 14.000
çocuğu ABD’ye yollamışlar. Bu büyük transferin telaşından olsa gerek, çocukların yanlarına verildikleri ailelerin doğru dürüst kayıtları bile tutulmamış.  Aileler bir kaç aya devrim ateşi söner, çocuklarımızı geri alırız umudundaymışlar.

Zaman geçtikçe, telefonda bile konuşamaz olmuşlar zira çocuklar anadillerini unutmuş. Sonrasında da sınırlar kapanınca hatlar toptan kesilmiş olmalı.  Bu çocuklardan bazıları ancak kırk yıl sonra insani bir proje  kapsamında Küba’ya tekrar ayak basabilmişler. Yaşıyor ise bir araya geldikleri anneleri ile tercüman aracılığı ile konuşabilmişler. İlk lafı ne olmuştur acaba annenin? Acı bir sayfa yakın tarihten…

Ana yolları bırakıp, ara sokaklara girmek gerek gerçeğe biraz daha yaklaşabilmek için. Her bir penceresine farklı tahtalar çakılmış, eskinin zengin binaları; oda oda bölünüp bugünün apartmanları; “solar”lar olmuş. Kepenkleri kapalı, açık olanların da içleri karanlık. Hiç birinin içini tam göremiyorsunuz. Balkonlardaki çiçek saksıları, su bidonları, muz hevenkleri, kümesleri, uyuklayan köpekleri ve atletli adamlar ile sokağı seyreden yaşlı kadınların yüzleri. Hiç biri yaşamlarının gündelik akışı ile ilgili sır vermiyorlar.

Yanınızdan geçen sarı Amerikan okul otobüslerini andıran belediye otobüsleri
itiş tepiş. Bir bekleme sırası yok; ortalıkta gezinerek bekleşiyor insanlar.
Derken bir araç geliyor, hooop, hemen bir sıra oluşuyor. Sıra varmış meğer ama biz görememişiz.  Halkın kullandığı peso’ları turist olarak kullanmanıza izin olmayınca, dolmuşların, marketlerin, ara sokaklardaki büfelerin kapısı da size kapalı.  Siz turist olarak sadece size gösterilen kadarına bakıp, yola devam etmek zorunda olan gel geç misafirlersiniz. Müzelere gidin, Calle Obispo’da kafelerde oturun, müzik dinleyip el çırpın, eğlenin, yiyin için, para harcayın, ama mutlaka evinize dönün.  Havana sizi sandalyenizde iğreti oturtuyor.  “Yiyin” kısmını ne kadar beceremediklerini sonra anlatırım ama “için” kısmında kusur yok. Mükemmel biraları “Buccanero”lar adanın korsanlarla içli dışlı tarihine atıfta bulunuyor; “Korsan Birası”. Daiquiri’nin anavatanı Küba. Mojito’nun naneli ferah tadı dünyaya yine Küba’dan armağan.

 

Etiketler: , , , , , ,

La Habana Vieja -2

Havana’dan başlayalım.

Havana turistik fasadın arkasında ustaca gizlenen bir şehir.  Orta yerde pazarları, bakkalları, mağazaları olan bir şehir değil. Halk hep sokaklarda. Evler dökülmüş, bir kaç yüzyıllık yapılar çok kötü durumda. İnsanlar sokaklarda sapsarı sandviçler yiyorlar, ele ele dolaşıyorlar, parklarda oturup laflıyorlar, akşamları dans ediyorlar. Girişken ama sayıca küçük bir grup insan ise size purolar, karpuz çekirdeğinden kolyeler, işli örtüler, resimler satmak istiyor. Ama gerçekte, evlerinin kepenkleri kapandığında nasıl bir hayat yaşıyorlar pek bilemiyorsunuz. Sıradan insanlar ne yer, ne içer, nasıl yaşar bilmek kolay değil. Çizmeleri simsiyah cilalı mağrur trafik polisi, müzede rehberlik yapan ve tek kelime yabancı dil bilmeyen kadınlar, koko-taksi şoförü, itfaiye eri, tombik okul çocuğu hangi evde, nasıl koşullarda yaşıyorlar? Bir şehri, bir ülkeyi o ülke yapan insanlarıdır ya  Havana’daki insanların yaşamlarını kısa sürede ve dışarıdan bakarak ancak tahmin edebiliyorsunuz.

Akşamları büyük olasılıkla, Karaiplere özgü bir düşkünlük olan salıncaklı sandalyelerine oturup, ailecek dizi seyrediyorlar. Rahat, puf koltuklar, işli yastıklar, camlı büfeler filan görmedim. Evlere çaktırmadan göz atıp geçtik önlerinden.  Geçtiğimiz yolların yarattığı örneklem hatası diyebiliriz belki. En çok gördüğümüz eşya salıncaklı sandalyelerdi. Sonra rahatsız, oymalı kakmalı ve bir örnek olmayan eski yemek masası sandalyeleri ve minik sehpalar vardı. Köy evlerinde şehir evlerine göre daha çok eşya olduğunu gözlemledim. Mutlaka altı sandalye ve yemek masası oluyordu, küçücük, daracık yemek odasına  ite kaka sığdırılmış gibi duran. Yataklar, bir divan, bir iki komodin, bir kaç sehpa ve belki bir şifoniyer. Vantilatör ise mutlaka. Ve her evde olmazsa olmaz aynalar… Demek ki hava sıcak… Demek ki, bu insanlar kendilerini seyretmeyi, süslenmeyi seviyorlar.

 

Etiketler: , , , , , , , ,

La Habana Vieja -1

Onlar “La Habana vieja” diye dursunlar, bana göre Havana erkek; Karaiplerin Grand Dük’ü…

Evet, Havana bende erkek bir şehir izlenimi bıraktı. Belki tenindeki güçlü motorin kokusundan
belki de yabancılara diklenmesinden, meydan okumasından. İstanbul iniş çıkışları ve gizli köşeleri ile ona kıyasla daha dişidir mesela.

Yok, Havana illa ki dişidir diyorsanız, o zaman da ben onu Büyük Umutlar’daki Miss Havisham’a benzetirim. Yırtık gelinliği üzerinde ve küflenmiş, örümcek ağları altındaki yemek masasının dibinde…
Damat kaçtığı için hayatını düğün gecesinde askıya almış Miss Havisham.

Küba’nın düğün gecesi de Batista’nın tası tarağı devrimin çocuklarına bırakıp kaçtığı, 31 Aralık 1957 gecesi olmuş. Önce Che ve Camillo Havana’ya girmiş. Fidel ise sağa sola selam ede konuşa, sekiz gün sonra ancak gelebilmiş. Tas ve taraktan bir mucize yaratmak da devrimi yapanlara kalmış hali ile.

Düğün filan dedik de fasadın arkasını görmek niyetinde olmayanlar canlı, neşeli, çalmadan oynayan insanlara bakıp, mutlu ülke mitosuna kaptırıp düğünde sanabilir kendini. Zaten çoğunluğun Küba’ya geliş nedeni de bu. İnsanlığın eşitlik düşünün son kalesini, dış baskı ve yoksunluğa teslim olmamış, bir lokma bir hırkayı eşit paylaşan insanları görmek. Yaşamın tüm basitliği içinde, tüketmeden de mutluluğu yakalayıp yakalayamadıklarını yerinde gözlemlemek. Zaten devrim ateşine odun atan bir tek Küba kaldı ayakta. Gelenler de ellerinde Euroları ile ateşe bir odun atıp, seyrine bakmaya geliyorlar.

Havana’dan başlayarak gittiğimiz diğer minik kentlerde Küba ne gösterdi bize biraz onu anlatmayı deneyeceğim. Kısa sürede ve belirli yerlerde “gezdirilirken”  bir ülkeyi anlamaya dahi başlayamazsınız. İnsan olsa olsa kendi kafasındaki imgelerle öncesi / sonrası karşılaştırması yapabiliyor, o kadar.

Bir kaç bölümde,çektiğim fotoğraflarla süsleyerek anlatacağım
Küba’yı sizlere… Umarım ilginizi çeker.

 

 
 

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: