RSS

Etiket arşivi: bahar

Hamımızın Nevruz’u mukaddes olsun.

Hamımızın Nevruz’u mukaddes olsun.

Nevruz’u nasıl bilirsiniz? Buyurun 3000 yıllık bayramımızın kültürlere, coğrafyalara yayılmış bu bahar kutsamasının minik bir özeti. #Tarih dergisinin Mart 2015 sayısı için yazdım. Sonra Radikal.com.tr’nin Gusto bölümünde de yayınlanmış. Haydi hep beraber Nevruz’u kutlayalım. Kimin bayramı diye nevroza kapılmadan. Bahar herkesin, hepimizin baharı. Anlamsız çekişmelere son artık…

3000 yıldan beri kutlanmakta olan “Nevruz”, Farsça sözcük anlamı ile “Yeni Gün” (nev: yeni, ruz: gün) bu uyanışın bayramıdır. Eski Türklerin en ulu bayramı ve yeni yılın başlangıcı olarak da bilinen bu kutlu güne dair en erken referanslara İran kaynaklarında rastlanır; hatta söylenceler Cemşid dönemine kadar gider. Bu efsanevi İran hükümdarının 20 Mart’ta tahta çıktığına inanılmakla birlikte, Nevruz’la ilgili inançlar diğer dinlerde de kendine yer bulmuştur: Tanrı’nın yeryüzünü yaratması, Hz. Nuh’un tufandan sonra karaya ayak basması, Hz. Yusuf’un atıldığı kuyudan çıkması, Hz. Musa’nın Kızıldeniz’den geçmesi, inanışa göre Nevruz gününde olmuştur. Kimine göre Zerdüştlüğe, kimine göre paganlığa işaret etse de, gelin işin inanç kısmına hiç takılmayalım. Bahar her canlının baharıdır, herkese gelir, inanç ne olursa olsun.

nEVRUZATEŞİNevruz’da ateş, evrenin can kaynağı güneşi temsil eder, bereketi, bolluğu, toprağın ısınıp uyanmasını simgeler ve üzerinden atlandığında kötülüklerden temizlenildiğine inanılır. Su ise arınmadır, kurtulmaktır. Eski Türkler’deki su kültü Nevruz’a da taşınmıştır. Sabah erkenden tüm su kaplarındaki sular yenilenir, taze su içilir, hayvanlara içirilir, çimlendirilmiş buğday taneleri suya bırakılır. Böylece pınarların iyi olduğuna inanılan ruhları yardıma çağrılmış olur.

Nevruz coşkuyla kutlanır da sofralar önemli olmaz olur mu? Nevruz’u kutlayan her kültür, elinde ne varsa paylaştığı büyük bir sofra hazırlamayı adet edinmiştir. Balkanlar’dan Orta Asya’ya uzanan bu geniş yay üzerinde bakalım neler pişirilir, neler aşırılır, Nevruz ile kutsanan topraktan neler niyaz edilir.

NEVRUZ’A HAZIRLIK

Nevruz’a hazırlık 21 Mart’tan kırk gün önce başlar. İlk Çarşamba hazırlıkların başlama işaretidir. Ev içinde ve çevresinde temizlik yapılır, yemek için tedariklere başlanır. Yeni elbiseler alınır, ateş yakmak için odun toplanır. İkinci ve üçüncü çarşambalar hazırlıklar hızlanarak devam eder. Yeniden dirilişi simgeleyen buğday tohumu “semeni” suya konur. Çimlenince tokmaklarla dövülüp macun haline getirilir, unla kavrulur ve “semeni helvası” yapılır. İkinci çarşambadan sonra gençler ve çocuklar soğan kabuğu ile haşlanmış boyalı yumurtalarını sokaklarda tokuştururlar. Ahir (son) çarşambaya girilen salı gecesi, ataları anmak için mezarlıklara gidilir. Ölüler ‘yedirip içirilir’. Kabirler öpülür, mezar üzerine şeker ve tatlı bırakılır, etraf temizlenir.

Buğday aşı ve pilav Nevruz sofralarının vazgeçilmez yemekleridir. Et yemekleri, kavurmalar, yarma ve çeşitli bakliyatlar ile yapılan tirit benzeri köcler, aşlar, boyanmış yumurtalar, kuruyemişler (yedilevn), tatlılar bulunur; kuru meyvelerle hazırlanan içecekler sunulur. Bazı yörelerde, Nevruz sofrasında “S” harfiyle başlayan yedi çeşit yemek ve yedi çeşit baharat bulunması âdettendir. Sofra başında aile fertleri birbirini tebrik eder ve nihayet yaşlıların işaretiyle yemeye başlanır.

Haydi gelin, geçmişi binlerce yıla dayanan Nevruz’u ve baharın gelişini bu yıl siz de kendi meşrebinizce kutlayın. Çiçekler verin, etrafınıza sular serpin, kaybettiğiniz sevdiklerinizi ziyaret edin, bıraktıkları güzel hatıralarıyla anın, sofralar kurun, dostlarınızla yiyip için. Ağzınızın tadı hep yerinde olsun. Hamımızın Nevruz’u mukaddes olsun!

OSMANLILARDA NEVRUZ

201503191855_nevruz2Osmanlılar döneminde Nevruz çok canlı bir şekilde kutlanırdı. Çeşitli kaynaklara göre, Osmanlı padişahlarının halkın tebriklerini kabul ettiği törenlere Nevruz-ı Sultânî denirdi. Güneş Koç burcuna girdiği anda, Osmanlı sarayında “Nevruziye” adı verilen macunun hem şekerleme hem şifa niyetine yenmesi âdet olmuştu. Bu macunun yapıldığı arefe gecesine “Ot Gecesi” denir, helvahanede şenlikler eşliğinde 41 çeşit ot karıştırılarak Nevruz macunu pişirilir ve tam geceyarısı bu macunlar herkese tattırılırdı. Sütlü tatlıların ve macunun üzerine, gümüş ve altından incecik bir tabaka konması özellikle Nevruz’da uygulanan çok eski bir âdetti. İşte bu yüzden Evliya Çelebi, 17. yüzyılda Nevruziye’ye “varaklı bahar tatlısı” diyor.

II. Abdülhamid’in kızı Ayşe Osmanoğlu da hatıralarında, Osmanlı sarayında Nevruz macununun, “S” harfiyle başlayan yedi yiyecek (susam, süt, simit, su, salep, safran, sarımsak) ile birlikte yendiğini yazar. Osmanlı döneminden kalan bu kültür, Manisa’da “Mesir Macunu Şenlikleri” adıyla kutlanmaya devam ediyor.

Haydi bir de ufak ağız tadı olsun. Yapın, yiyin, dağıtın. Bereket artarak size dönsün.

AZERi MUTFAĞINDAN NEVRUZ KURABIYESI: ŞEKERBURA

sekerbura

*1 kg elenmiş un

*400 gr tereyağı

*5 yumurta sarısı

*250 gr ekşi krema (süzme yoğurt da olur)

*Yarım su bardağı ılık süt

*1/2 tatlı kaşığı kuru maya

*1/2 tatlı kaşığı vanilya

*1 çorba kaşığı şeker

*bir fiske tuz

İç malzemesi

*700 gr kavrulmuş, çekil¬miş fındık veya badem

*400 gr toz şeker

*1 tatlı kaşığı ezilmiş kakule

Maya, şeker ve bir çorba kaşığı unu ılık süte ekleyin, mayalanmasını bekleyin.

Bir kapta önce un ve tereyağını, sonra yumurta, ekşi krema, tuz ve vanilyayı karıştırın.

Mayalı karışıma ekleyerek yoğurun. Hamurun üzerini örtüp 30 dakika dinlendirin.

Kavrulmuş fındıkları robotta un haline getirin, şekeri ve kakuleyi ekleyip karıştırın.

Hamurdan aldığınız parçalara bir yemek kaşığı iç malzeme koyup yarım ay şeklinde kapatın.

Hafif yağlanmış tepsiye dizin. 180 derecede yaklaşık 15-20 dakika, beyaz kalacak şekilde pişirin.

Nuş olsun!

201503191856_KAPAK MART

Reklamlar
 
1 Yorum

Yazan: 03/21/2015 in yemek içmek

 

Etiketler: , , , , ,

FESLEĞEN OLSAM…

Senden öncem zorluyor

Senden sonranın kapısını

Yine de iyiyim ama ben;

Zira bir top yeşil fesleğen

Yayın yapıyor mütemadiyen

Toprak saksıdaki minik üssünden..


 
4 Yorum

Yazan: 05/13/2011 in Şiir

 

Etiketler: , , , , ,

Ganohora nire?

Geçen haftasonu Hıdrellez bahanesi ile Istanbul’a pek de yakın olan Hoşköy’e gittik. Şimdi kısaca şunu diyeceğim; bu bölgenin adı Napa Valley, Bordeaux veya Toscana olsaydı, çoğumuz herhalde çoktaaaan gidip görmüş olurduk. Ama burnumuzun dibinde olunca bazı güzelliklerin geç farkına varıyoruz bazen. Kendi adıma kocaman bir (k)ayıp yazdım.

Hoşköy’ün eski adı Hora imiş ve Ganos (Işık) dağı’nın eteklerinde kurulduğu bugünün Gaziköy’ü eski çağlarda Ganohora olarak birlikte anılırmış. Ganos dağı eski çağlarda kutsal kabul edilen bir dağ imiş.

Ben çok şey anlatmayayım, fotoğraflar anlatsın yeşilliği, denizden esen rüzgarları karşılayan tepelerin üzerindeki bağlar ve gelincikler anlatsın kendi güzelliklerini. Sessiz bir manastırın bahçesindeki eski üzüm sepetleri anlatsın kendi öykülerini.

Ve siz de bir haftasonu iki saat yol gidip kendiniz görün.

 

 

Etiketler: , , , , , ,

Erguvanlar açtı gördünüz mü?

Mimozaları yakalayamadım bu sene… Tek tük kaldılar ya! Şurada burada. Ada’ya gitmeliydi. İşler çoktu, gidemedim.. Bu sene hiç fark edemeden söndü gitti sarı kahkahaları…

Ben de erguvanları beklerim dedim.  Kararlıyım  kaçırmamaya… On gündür sabah ve iş dönüşü bakıyorum. Camdan  gördüğüm  korulukta birkaç tane cılız erguvan var; patladı  patlayacaklar diye bekliyorum.   Bir türlü hazırlanıp  evden  çıkamayan süslü hanımlar gibi ağırdan aldılar işi… Ya da bana  öyle  geldi. Sabırsız çocuklar gibi ya içim; “hadi, hadi ama…” derken bu haftasonu, şehrayin başladı… Artık Mayıs ayının ortasına kadar tepeler  pembeye  keser Boğaziçi’nde.

Erguvan kelimesi nereden gelmiş diye araştırırken bir kaynak Farsça “argawan” dan geliyor diye yazmış.  Sonra öğrendim ki “Murex brandaris” denilen deniz kabuklusundan çıkarılan ve “argaman” da denilen bir  boya  varmış. Bu boya ile boyanan kumaşlar antik Sur kentinde  üretilirmiş ve renge  Sur erguvanı ya da erguvan  kırmızısı  denirmiş.  Elde edilmesi o kadar zahmetli olunca, çok pahalı olan bu boya ile boyanan kumaşlar  imparatorların ayrıcalığı haline gelmiş… Bizans’ın son döneminde de erguvan rengine olan düşkünlük devlet  bütçesini batırıyorken  neyse ki Bizans batmış ve erguvan giyen  imparatorlar da kalmayınca  murex’ler de bir rahat nefes almışlar…

İngilizcesi Judas tree erguvanın. İsa’yı ele verdiğinden dolayı pişmanlık içinde kendini erguvan ağacına asan Judas Iscariot yüzünden beyaz  çiçekler  kan ağlayarak kızarmışlar bu üzücü durum karşısında…  Ancak bazı  kaynaklar bunun uydurma olduğunu söylüyor;öyle olsa  “alba” denen beyaz erguvan türüne ne diyeceksiniz; katı  kalpli erguvan mı?  Olasılıkla Fransa’da Judea denilen bir bölgede  yetiştikleri  için  “arbre de judée” denilen erguvanların  isminin  benzerlik nedeniyle bu menfur olaya karıştırılmış olabileceği iddia ediliyor.
Tevatür çeşitli, tarih patolojik derecede yalancı…

Neyse, ben istediğimi elde ettim..

Erguvanların keyfini sürüp kısa bir süre sonra teşrif edecek at kestaneleri ile mor salkımları beklemeye başlayacağım.  Sonra da kocamış ıhlamurların sarhoş kokuları var sırada.

Bugün yarın ne yapıp edip, bir erguvan bulup, gövdesinin bile üzerinde çiçekler çıkartan bu ağacın güzelliğine hayran kalınız derim naçizane…


 
7 Yorum

Yazan: 04/12/2010 in İnsanlık halleri

 

Etiketler: , , , , ,

İncir misin erik mi?

Bahçeleri izliyorum kaç gündür. Erik ağaçları tüm ağaçlardan önce çiçek açıveriyorlar. En son mürdümler, incir ve nar geliyor. İncir o kadar geç yaprak çıkarıyor ki, meyveleri bile daha önce oluşmaya başlıyor. Temkinden ölecek yani. Yaşlı ruhlu bir ağaç türü. Zaten gövdeleri de yaşlılar gibi eğri büğrü. İncirden düşen iflah olmaz derler ya, bazı yaşlıların bilgelikleri de öyledir: bir laf söyler; yaşamından damıtmış, iflah olmazsın kaç gün düşün dur…

Zamansız açıp açıp sonra da üşüyüveren erik ağaçlarına baba baba nasihatte bulunuyorlar. “Çocuklar, çocuklaaaar, ilk güneşi görür görmez açmayın. Üşütüp çiçeklerinizi dökeceksiniz sonra…” diye.

Ama dinleyen kim? Çığlık çığlığa erik ağaçları dinler mi hiç? Onlar ağaç dünyasının heyecanlı yeni yetmeleri, mimozalarla birlikte.

Sen de bir erik ağacı mısın?
Kim incir, kim erik?

 
 

Etiketler: , , ,

Enginara İlan-ı aşk….

Enginarlar zuhur etti.

Enginarlara bayılıyor ve dirençlerine saygı duyuyorum. Ege’de köy yollarında, tarla kenarlarına sınır bitkisi olarak dikerler enginarları. Onlar bahçe çitlerinin üzerinden bizlere baş sallarlar (elleri olsa el sallarlardı ama sadece başları var, onlar da baş sallıyorlar…) Mevsimi geçip de tohuma durduklarında daha da güzelleşirler; kafalarındaki kocaman mor çiçekleri ile bu sefer de çiçek olarak satılırlar Ege pazarlarında. Oralarda o kadar ucuzdur ki enginar, pazarcıya ayıklar mısın dersen dövecek gibi bakar ve ayıklamaz zaten.

Deniz kenarlarındaki kocaman enginar tarlalarında, maviliğin dibine kadar sokularaktan, koca kafalarını dik tutmaya çalışarak rüzgara karşı koyar, güneşi kucaklarlar. Doğanın güzelliklerini emdikleri için olsa gerek, çok şifalı bitkilerdir. Özlerinde güzellik saklıdır. Yerinden sökmezsen, her sene yeniden yeniden baş verirler. Belki de bu yüzden antik uygarlıklar onları mimari öge olarak sütun başlarında kullanmışlardır. Direnç ve dayanıklılık katsın yapılara diye. Bugüne dek geldiklerine göre haksız sayılmazlar değil mi?

Zeytinyağlısını ve zeytinyağlı dolmasını herkes biliyor nasılsa. Ben geçen yıl biraz zamansızlıktan enginar yemekten geri kalmayalım diye uydurduğum çabuk enginar salatasını çok seviyorum. Yapması kolay ve nefaseti denemiştir. Sevmeyen kimse olmadı. İşte tarifi:

4 büyük enginar göbeğini ve varsa saplarını limonlu suyun buharında (veya limonlu suda) diri kalacak şekilde haşlayıp, küp küp kesin. Bir demet maydonoz, bir demet dereotu ve 4-5 dal taze soğanı ince ince kıyın ve bir kasede bir araya getirin. On tane cevizin içini iri kalacak şekilde dövün ve salataya katın. Tuzla havanda döveceğiniz iki diş sarımsak, yarım limonun suyu, acı pul biber, nar ekşisi ve bolca sızma zeytinyağ ile tadı sizin damağınıza uyacak bir sos hazırlayıp sofraya getirmeden üzerine dökün. Kapaklı bir kapta saklarsanız, ertesi gün bile yenebilir durumda olur.Değişik lezzetlere açıksanız, bir ekşi elmayı da ince ince dilimleyerek içine katabilirsiniz.

Biraz daha zamanınız var ise, henüz yumruğunuz kadar körpe enginarlardan 20 adet alın. Tepelerini kesin, sıcak suya biraz batırıp yumuşatın. Yapraklarını çıtlatarak açın. Göbeğine dana ve kuzu kıyması karışımına, bol taze soğan, dereotu, az kırık pirinç ve tuz koyarak hazırladığınız içi doldurup, biraz zeytinyağ ekleyerek dolmasını yapın. Körpe enginarlar göbeklerine yapılan bu müdahaleden mest olarak tüm lezzetlerini size sunacaklar. Yerken bayılmayın ama… Enginarınızı sıcak yemekten hoşlandıysanız şayet, parça kuzu etini kavurup, enginar göbeklerini irice küp küp keserek terbiyeli yemeğini de yapabilirsiniz.

Benden bu kadar. Enginara selam olsun, hepinize afiyet, bal şeker olsun.

 

 
Yorum yapın

Yazan: 02/01/2010 in yemek içmek

 

Etiketler: , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: