RSS

Kategori arşivi: İnsanlık halleri

Mutlu Liste

Sene 2016. Toplumumuz ve dünya kayış sardı. Böyle yazınca Yıldız Gemisi Atılgan’ın kayıt defterini tutan Kaptan Kirk gibi hissetim şimdi kendimi. 2009’un sonuna doğru beni mutlu eden şeylerin listesini yapmıştım. Gözden geçirilmiş listemi yapıyorum şimdi. Siz de yapın. Olumlu düşünmenin gücüne gereksinimimiz var yolculuğa devam edebilmek için.

İşte bunlar da beni mutlu eden şeylerden bazıları:

Ayaz havada güneşin parlaması

Vay be dedirtecek bir yaşam öyküsünü anlatan güzel bir film seyretmek

Sabah hazırlanırken dans edip, avaz avaz şarkı söylemek

Arabanın arkasından sonbahar yaprakları savrulsun diye hızla köy yollarında gitmek

Sağlıklı şeyler yemek; mercimek, karabuğday, yulaf, yabani semizotu

Lawrence Block’un Bernie Rhodenbarr polisiyeleri

İçkili kalabalık dost / aile masalarında çakır keyf, kahkahalarla rakı içmek

Sabah ezanına eşlik eden mahallenin köpekler ve enikler korosuyla uyanmak

Komşunun çamaşır ipinin düğümünü sökmeye ahdetmiş saksağan

Bibi’nin her sabah kucağıma atlayıp burnumu ısırması; banyo lavabosunda taranmayı ve gözlerinin silinmesini bekleyen Lola, ama her sabah yaaa….

Bir şey diktiğimde tutup, çiçek açması, sonra tohumlarını toplamak, yine dikmek, yeşertmek

Yaptığım vişne likörünün güzel olması

Bir şeye doyurucu bir açıklama getirip karışık kafaların netleşmesini sağlamak

Düşlemek ve olduğunu görmek; defalarca..Yeniden, yepyeni şeyler düşlemek.

Rüyadan kahkahalarla gülerek uyanmak

Evimin dip bucak temizlik koktuğu anlar

Yeni aldığım kırmızı çiçekli botlarım, fıstık yeşili, turkuaz renkli ceketlerim. Yaş aldıkça renk artıyor; Aysel Gürel’e doğru bir gidiş var ya; hayırlara… 😉

İnce cam bardakta güzel kokulu, berrak bir bardak çay

French press’de demlenen Etiyopya kahvesinin kokusuna uyanmak

Hiç bir şey yapmadan sonbahar güneşinin kemiklerimi ısıtması için oturup mayışmak

Yeni bir yetenek edinmek için okumak, yeni bir şey öğrenip onlarla ilgili düşler kurmak

Yaptığım kekin kabarması

Kedilerimden korumayı becerebildiğim dantelli perdelerim

Kesintisiz, rüyasız, deliksiz sekiz saat uyku

Yeni ve doğal bir parfüm keşfetmek

Biri ile gerçek ve derinden ruhsal bağlantı kurduğun andaki sonsuzluk hissi

Saatlerce resim yapmak

Sevdiğinin boynunu koklamak, saçlarını karıştırmak

Fırından yeni çıkmış elmalı şosonların kokusu

Kendi gibi olabilme yetisi olan insanlar

Aklımı ve ruhumu besleyecek dostlarımla birlikte zaman geçirmek

Yazı yazmak; içimden ne geliyorsa, akış halindeyken kalemin cızırtısı

Doodling; yeni kalemler, yeni desenler

Sabah saat 6:00’da denize girerken gördüğüm minik ahtapot

Sürülmüş toprağın bahar güneşinin altında tüttüğünü görmek

Yeni doğmuş bir oğlağın henüz çıkmamış boynuzlarının kabartısı, kucağımda pıt pıt eden yüreği

Islak çürümüş yaprak kokusu

Pazara gitmek; sebzelere meyvelere elini değdirmek

Kırmızı rujum

Sanki sonsuzluğun ötesini görebildiğim saniyenin binde biri kadar kısa                                                           olağanüstü yaşantılar

SİZİN LİSTENİZDE NELER VAR?

 

 
2 Yorum

Yazan: 12/20/2016 in İnsanlık halleri

 
Görsel

Başka yer, başka zaman…

Hep savaş, hep binlerce ölümün çillendirdiği eski sayfalar… Sevgiler  bile üzüntülerin büyüklüğünün mihenkine vurula vurula anlamsızlaşmış… Ve duygulanıyoruz da yitip gidenler bakarken. Elimizde değil… Başka olasılıklar içimizin boş sarnıcında çınlıyor… Uzakta, karanlık mağaramızın derinliklerinde,  atılabilecekken boğazımızda kalmış kahkahaların  yankısı; belli belirsiz…

Bir başka evrende, başka bir zaman boyutunda bambaşka şeyleri benzer bir coşku ve duygulanım seli ile anıyor olsak mesela… Dünya üzerindeki ilk mor çiçeği, bülbülün ilk farklı notasını, dolunayda deniz kestanelerinin ilk yumurtladığı anı, ilk ekmeği yapan kadının ellerini, yanımıza ilk gelme cesareti gösteren kurtu, ilk bira yudumunun şaşkınlığını, ateş başında anlatılan ilk masalı, ağza çalınan ilk parmak balı, ilk müzik aletinden çıkan uyumsuz bir notanın yıldönümünü…

O güne dek hep (u)mutsuz olacağız. Cinsimiz özünü unutmuş… İçindeki yanlış tohumu sulayıp büyütmüş… Mutsuzluğumuz bundan… Bir Cumhuriyet kurabilsem yeniden… Cümbürcemaat Doğaya Dönüş Cumhuriyeti…

İlk o kahkahayı atacağım…

Sümbül

 

 

 
 

Rosa’nın Şarkısı

Rosa’nın şarkısı çalıyordu. “Sesi sonuna kadar açar mısınız?” dedim. “Ruhumuz yıkansın…” Sessizce şarkıyı dinledik.

“Pek bu şarkıyı bilene rastlamıyorum. Siz nereden biliyorsunuz?” diye sordu. “Filmini seyrettiniz mi? Ulysses’in Bakışı.”

“Seyrettim tabii” dedim, “Angelopoulos’un tüm filmlerini yıllar önce festivalde ve sonrasında, defalarca seyrettim.”

“Eleni Karaindrou’yu da onun filmlerinde tanıdım” dedi… Sonsuzluk ve bir gün’e aşık olduğumu söyledim. “Onu bir senfoni orkestrası ile seslendiriyorlar, onu dinlediniz mi, esas o…” dedi. Müzikten konuştuk yalnızca.

“Yaşlanmadık ama içimiz yaşlandı. Hep mülkiyet duygusu yüzünden” dedi.

Ben de “Günümün güzel sürprizi oldunuz Gönülden teşekkürler. Gerçekten…” dedim. Mahcup oldu. Bir şey demedi. Önüne baktı sadece.

Adımımda o eskiden kalma, unutmaya yüz tutmuş neşe.. Mutfağa girdim. Herkes fark etti.

“Taksi şoförü” dedim. “Opera dinliyordu…”

Dengeyi sağladığına inandığım güzel ve iyi insanlar. Her yerdesiniz. Size inanmayı unuttuğum anda mahcup ediyorsunuz beni.

Buyurun siz de dinleyin sevgili dostlarım; Rosa’nın Şarkısını…

 

 

Etiketler: , , ,

23 Nisan kutlu olsun!

23nisanSevgili çocuklarımız. Borcumuz var sizlere.

Temiz ve adil bir dünya, insanların mutluluğunu amaç edinmiş temiz politikalar, her birinize eşit eğitim ve sağlık olanakları, çalışan çocuk sayısının sıfıra inmesi, aile içi şiddetin sıfırlanması, mutlu ve oyunlarla bezenmiş, ehil öğretmenlerle beyninizin ve bedeninizin, ruhunuzun eşit geliştirildiği modern okullar, okumak istediğiniz en son noktaya dek devlet desteği, çocuk gelinlerin kalmadığı ve eğitimli kadınlar olarak ülkeye kazandırıldığı bir ülke düşlüyoruz.

Dünya üzerinde de değişimler oluyor. İnsanlık yavaş yavaş doğanın değerini keşfediyor; temiz tarım, nükleersiz yaşam, denizlerin temizliği, ormanların korunması, hayvan hakları, atalardan kalan tohumların yaşatılması üzerinde çalışıyoruz. Diğer yandan ruhumuzu da temizlemeye çabalıyoruz; özümüze döneceğimiz ve sevgiyi tekrar keşfedeceğimiz bir dönüşüme doğru yol alıyoruz.

Ülkemize gelince, 1920’den bu yana geçen nerede ise bir yüzyılda epey yol katettik. Ama şu sıralar ayağımız ufak bir taşa takıldı. Merak etmeyin, silkinir, temizlenir devam ederiz yola. El ele, artık yorulmuş olan bizlerin değil sizlerin açacağınız yeni yollarda, neşe ile şarkılar söyleyerek…
Umudumuz tükenmedi. Yalnız değilsiniz. Bir çok insan kendi köşesinde bu düşün gerçekleşmesi için çalışıyor. Bizlerde bizim yaşadıklarımızı sizler yaşamayın diye deneyimlerimiz ve sevgimiz ile buradayız.

Bayramınız kutlu olsun. Yüzünüz yere bakmasın. Yollarınız açık olsun.

 
2 Yorum

Yazan: 04/23/2015 in İnsanlık halleri

 

Koca nasıl pişirilir…

Biraz gülelim isterseniz. Aşağıdaki “faideli bilgi” An American Cook in Turkey isimli kitabın girişinde yer alıyor. Bu kitabı bize orta ikide iken vermişlerdi. Bendeki Redhouse Yayınevi’nin,  1967 tarihli üçüncü baskısından. Yayınevi kitabı yeniden basmış. Çok güzel bir kitaptır.

Faideli Bilgiler

Koca nasıl pişirilir

AmericancookBir çok koca yanlış pişirildikleri için berbat olurlar; güzellik ve yumuşaklıklarını kaybederler. Bazı hanımlar onları sürekli sıcak suyun içinde tutarlar; bazıları ise dikkatsizlik ve kayıtsızlıkları ile donmalarına izin verirler.  Kimileri onları sinir bozucu tutumları ve sözler ile haşlarlar. Bazıları turşusunu kurarken, diğerleri utanmazca ziyan olmalarına izin verir. Doğaldır ki böyle muamele edilen kocaların yumuşak ve iyi olmaları beklenemez oysa doğru düzgün pişirilen kocalar gerçekten çok leziz olurlar.

Koca seçerken uskumru seçerken yaptığınız gibi gümüş pırıltısına ya da somon seçerkenki gibi altın ışıltısına kanmayın. En iyileri eve teslim olduğu için koca bulmaya pazara gitmeyin. Malzemeyi elinizle  seçtiğinizden emin olun zira herkesin damak tadı farklıdır. Sabırla doğru düzgün pişirmeyi öğrenene kadar koca sahibi olmamak daha akıllıca olur.

Tabii ki, saklamak için kaliteli porselenden bir kazan en iyisidir ancak elinizde hepi topu  toprak bir güveç var ise, o da işe yarar ancak dikkatle… Yengeç ve ıstakozlar gibi kocalar da canlı pişirilir. Bazen kazandan dışarı sıçrarlar ve kenarları yanıp kabuk tutar. Bu nedenle onları kazanın içinde konfor adı verilen ipekten bir kordon ile sabitlemek akıllıca olur zira görev isimli kordon genellikle dayanıksızdır.  Temiz ve sürekli bir aşk, sıcaklık ve neşe ateşini canlı tutun. Onu ateşe kendisine uygun olacak bir mesafede tutun.  Fokurdayıp saçılırsa endişe etmeyin zira bazı kocalar pişinceye kadar bunu yaparlar. Şekercilerin deyimi ile “öpücük” formunda biraz şeker ekleyin, biber ve sirkeyi hiç kullanmayın. Lezzetini artırmak için baharat, mizah ve coşku ile çeşnilendirin. Ancak çeşniler her zaman büyük bir sağduyu ve dikkatle kullanılmalıdır. Pişip pişmediğini anlamak için keskin şeyler  saplamayın. Nazikçe karıştırın yoksa tencerenin dibine yapışır ve işe yaramaz hale gelirler. Pişip pişmediğini rahatlıkla anlarsınız. Böyle yaparsanız, hazmının çok kolay, bünyenize uygun olduğunu göreceksiniz. Siz dikkatsiz davranıp yuva ocağının ateşinin sönmesine neden olmadığınız sürece bozulmadan duracaklardır. Böyle hazırlanırsa kocalar yaşam boyu size mutluluk vereceklerdir.

19 yüzyılda yazılmış bir yemek tarifleri kitabının önsözüdür – Louise Bevens’e teşekkürlerimizle

 
5 Yorum

Yazan: 09/19/2014 in İnsanlık halleri

 

Etiketler: , , , ,

Uzak ülkeler yakın acılar

AllendeBabam çok üzgündü o sabah, “Allende’yi öldürmüşler!” demişti. Allende adını ilk o zaman duymuştum. Vatansever olduğunu, ülkesini sevdiği için öldürüldüğünü anlatmıştı. Küçük bir çocuğa nasıl anlatılırsa öyle… Sene 1973, aylardan Eylül. Siyasetin işkencecileri, gece yarısı ev basıp arama yapanları ile daha önce tanışmıştım. Bizimkiler evdeki kitapları, türkü bantlarını sürekli gizlerlerdi o dönemlerde. İçeride olanlardan sürekli kötü haberler gelirdi. Girip çıkanlar hiç aynı olmadılar sonrasında da… Aileler dağıldı, çocukların bazıları bu travmalar ile baş edemedi. Yaşadıkça etkilerini gördük. Sonra 12 Eylül oldu. Bu sefer gençtik, her şeyi anladık.

Aradan yıllar geçti. O günleri yaşamış insanlar artık daha yılgın, daha sessiz.  Sabah işe gelirken kapitalizmin pençesinde kıvranan sevgili şehrime baktım köprünün üzerinden. Karşıda tiran, Vahdettin’in köşkünü apartmana çevirmiş. İnce zevkten yoksun, vahşi bir pençe darbesi ile tepeyi düzlemiş, yanına da üç blok kondurmuş. Bu yıkım döneminin en çarpıcı simgelerinden biri gibi gözüktü gözüme… Alexandre Vallaury’nin soğan formlu kubbesi artık gerçek bir soğan gibi duruyordu.  Devlet Konukeviymiş…  Hah…

Sonra işe geldim. Bu fotoğrafı gördüm.

Allendesglasses

Şilili heykeltraş Carlos Altamirano, Salvador Allende’nin Santiago’da 11 Eylül 1973’de katlinden sonra bulunan gözlüğünün 50’ye 1 kopyasını yapmış. İçim acıdı yine… Babamın üzgün yüzünü anımsadım. “Allende’yi öldürmüşler!”

Uzak coğrafyalarda yaşanan yakın acılar… Bize şah damarımızdan daha yakın. Acılar da, sevgiler de… Çünkü insanız. Aynı bütünün hücreleriyiz. Bir hayvan da bir insan da acı çekse hepimiz çekeriz. Bazıları çektiğinin farkına varmaz. Döner böyle saçmalıklarla ruhunu teskin etmeye çabalar. Boşuna…

İşte öyle…

 
3 Yorum

Yazan: 09/13/2014 in İnsanlık halleri

 

Etiketler: , , ,

Emeğin Gücü

Soma’da yaşanan, cinayet gibi facianın ertesinde bu yazdıklarımı anımsadım. Emeğe saygıyı bizlerden önce, emeğin sahipleri talep etmeyi öğrenmeli. Bizler ise onlara değerlerini hissettirecek şekilde yaşamalıyız. Hepimizin başı sağolsun.

Ebrulikedi's Blog

Image Üretmeden tüketenlerin yönetici olduğu düzende, emeğin kutsanması olanaksızdır elbet.

Emeğin hakkını vermek ve ona saygı duymak kavramı ile doğduğumdan beri içiçeyim. Beni yetiştirenler, başta anne ve babam her zaman çok çalışmayı yüceltip,emeği ile varolan insanlara karşı saygılı olmayı öğrettiler. Ama benim için bu olgunun içselleştirilmesine yol açan anı olanca netliği ile anımsıyorum.

Edmond de Amici’nin Çocuk Kalbi isimli kitabını almışlardı bana. Kitabın ana karakteri kendisine sevgiyle sarılan, arkadaşının babası duvarcı ustasının boya ve alçı lekeli iş elbiselerinin üzerini kirleteceğinden korkarak geri çekilir. Eve gidince babası ona emeğin kirli bir şey olmadığından, yaptığının çok ayıp olduğundan bahseder…

Ömrüm boyunca bu öyküyü içimde taşımışım.

Emeği ile varolanlara saygı duyarım. Hiç bir şey yapmadan, üretmeden varolanların da  elbette bu evrenin kozmik örgüsü içinde bir yerleri, bir ödevleri vardır bize aşikar olmayan… Belki de emeğin değerini anlayabilmemiz için karşıt örnek oluşturma zorluğudur onların payına düşen… Ve en zorudur aslında bir şey üretmeden varolmak

View original post 44 kelime daha

 
 
 
%d blogcu bunu beğendi: