RSS

Aylık arşivler: Ekim 2013

Pasta Seven var mı?

ImageSon yazıyı 19 Haziran’da yazmışım. Gezi Direnişi sırasında.  Sonrasında yaz girmiş araya, mahallemizin forumu girmiş, işler güçler, tamiratlar filan  girmiş.  Artık benim de kocaman bir mutfağım var. Fırıncı Kadın oldum. İnsanları mutlu edecek, doğal malzemelerle, eskiden annelerimizin yaptığı pastalara benzer ama çok daha sofistike lezzette pastalar yapıyoruz. Muhteşem bir mutfak ekibimiz var.  Her sabah birlikte düşleyip, sonra yaratıyoruz.

 

 

Başarı ölçütlerimiz çok net:

  • Önce gözler büyük büyük açılıp, sonra baygın bir şekilde yana devriliyor mu?
  • İlk ısırığı ekipçe sabırsız bir şekilde izlediğimiz sessiz bir an izliyor mu?
  • İlk ısırıktan sonra kocaman bir yutkunmayı takiben gözler tekrar tabağa çevriliyor mu?
  • İlk dilim 10 saniyede göçertiliyor mu?
  • İkinci dilimden önce başımızı öteye çevirir gibi yaptığımızda tabak yalanıyor mu?
  • İkinci dilim için yalvarılıyor mu?
  • Yiyen kişi yeme ediminden sonra yanımızdan görülür şekilde daha mutlu ayrılıyorlar mu?

ImageTamam tamam, abarttım belki ama gerçekten de nefis pastalar yapıyoruz.  Süsü püsü yok, son derece sadeler. Odak noktamız lezzetli ve yapay olmamaları zira…

Hem biraz da yeni bir şeylere girişmenin heyecanı ile yazıyorum. O kadar abartı olacak tabii…

 

 

 

Şimdi bu vesile ile sizinle paylaşmak istediğim bazı noktalar var.  Ben de işin bu denli vahim olduğunun farkında değildim.

Pasta dünyası kıvam arttırıcıların,  malzemenin has olanını es geçip “gibi gibi yapıcıların”, sentetik aromaların ve kötü yağların dünyası.  Bu nedenle yaptığımız işi anlatırken  “doğal pastalar” yapıyoruz diyorum.  Pastaların üzerine ufacık bir şeker süsü koyduğumuzda, “Bu şeker hamurundandır, doğal renklendirici ile renklendirilmiştir, yenebilir ama yine de yememenizi tavsiye ederiz” diye yazmayı düşündük.

Kocaman kovalarla satılan kaymak tozu, vişne jölesi, yapay portakal suyu  gibi ucuz malzemelere, dilimi toptan 1 TL’ye satılan, sizin bir çok kafede porsiyonuna 12-15 TL ödediğiniz donmuş pastalara karşı,  bizimkisi yeldeğirmenlerine savaş açmak gibi ütopik bir eylem.

Kullandığımız elmalar kendi bahçemizden,  otlarımız taze taze, tereyağın en kalitelisi, kaşarın en az  bir yıl dinlendirilmişi, bademin gerçekten çekilerek yapılan unu, kestanenin saf püresi… Çok sevilen çilek hariç, her şey mevsiminde.  Yerel üreticileri de güçlendirmek gerektiği için, hep arayıştayız. Bugün manda sütünden dulche de leche yapmayı deneyip, bu nazenin süt kesilince feci şekilde madara olduk mesela.  Yıldık mı? Asla… O dulche de leche buraya gelecek… 😉

Margarinin vazgeçilmez şekilde kıvamına katkı yaptığı iki çeşidimiz dışında hamura bulaştığı hiç bir çeşidimiz yok.  Piyasada beş liraya da çikolata varken bizimkisi dünyanın parası verilerek temin edilen Fransız çikolataları. Antep fıstığımız erken hasat, en aromalısı… Zeytinyağımız ödül almış, en lezzetlisinden gerçek sızma.

Diyeceğim o ki, satın aldıklarınıza ve fiyatlarına dikkat edin. Hesaplıca aldığınız her çeşitte dünyanın zehrini yiyor olabilirsiniz. Bu kadar vahim olduğunu bu işe girmeden önce gerçekten bilmezdim…

Mutfağımızın ismini  bilhassa vermiyorum ki, reklam için yazmadığım anlaşılsın.  Meramım yediğinize dikkat edin demek.  Bu sayfalardaki paylaşımlarımı daha önce de okumuş olanlar, bu konuya çok hassas yaklaştığımı anımsayacaklardır.

Ağız tadınız her daim baki olsun. Sevdiklerinize ve çoluk çocuğunuza ne yedirdiğinize gerçekten dikkat edin.

Sağlıcakla…

Image

 

Etiketler: , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: