RSS

Aylık arşivler: Şubat 2013

Edilen Söz Canlıdır!

Bir yazısında keshishadam yaşlı bir amcadan duyduğu bu sözü yazmıştı.Gerçi o “verilen söz canlıdır” demiş, bambaşka bir bağlamda ama ben “sözün canlı olduğu” şeklinde notumu almışım. Beğendiğim lafları yazıyorum, sıcak bir köşede mayalanmaya bırakıyorum. Bir zaman sonra hala anlamlı geliyor ise, üzerinde de düşünmüş olarak, dağarcığıma ekliyorum.

Edilen bir sözün can kazanmış olması çok anlamlı geliyor bana. Sözlerimizin canlı olduğunun gerçekten farkında mıyız? Saçıp savuruyoruz onları. Sevgi sözcükleri, yarına dair vaatler, nefret tümceleri, tehditler, ödünler, kışkırtıcı tümceler… Söyleyenin kendinin henüz deneyimlemediği  ama “mış” gibi yaparak ulu orta sarfettiği sözcükler… Yargı tümcelerimiz, yap-yapma’larımız, uyarı tümcelerimiz.

Söz canlıdır gerçekten de…

İnsan ruhunda her şey bir düşünce ile başlar… Söze dökene dek, sesini kazanana dek her düş-ünce, adı üzerinde düşlerin gücünü taşır.  Düşler de güçlüdür ama yakıtı olmayan düş, eyleme dönüşmediği sürece, durduğu yeri kavurur; kor gibi. Bir çok insan düşlerini kendine bile söylemekten çekinir; yaşamda bir hedefinin olmadığından yakınır.  Söze dökülmeyen, eyleme geçirilmeyen her düş, insanın içinde mayalanır, ekşir. Eskilerin deyimi ile ufunet saçmaya başlar. Düşlerinin fosseptik çukuruna dönüşen ne çok ruh var çevremizde…

Düş-üncelere eylem gücünü katan şey, sözcüklerimizdir.. Söze dökülen her düş-ünce, ileriye doğru  ivme kazanır. Düşünü söze döken, ilk defa sesli olarak düşünü kendi ağzından duyar. Ok  yaydan çıkar. Düş-ünce harekete geçmeyi arzulamıştır bir kere… Her tümcenin bir yüklemi yok mudur; edimi yüklenmeyi bekleyen? Öznesi vardır, edimi gerçekleştirmek üzere hazırlanan. Bazen nesnesi vardır, yardımcı olacak… Her şey hazırdır eylem için.

Bir sonraki adım ise, eylemi büyüterek devam ettirmektir… Çoğumuz bu noktada takılıp kalıyoruz. Alıştığımız düzende, henüz gerçekleşme tehlikesinin farkında olmadığımız için sıcaklığına sarıldığımız düşlerimiz içinde mayalanmayı yeğliyoruz. Düşlerinin farkına varmamayı tehlikesiz buluyoruz, ruhumuzun yakıtını tüketene kadar. Bu nedenle “konfor bölgesi” deniyor adına ya…

Düşünceyi, söze, sözü de eyleme dönüştürebildiğimizde, varoluşumuz da hız kazanıyor.  Zira, söze (veya yazıya) dökülmüş, beyan edilmiş her şeyi deneyimleme olasılığı çıkıveriyor insanın karşısına. Öyle paranormal bir durum değil bu. Evrenin sen “ne düşlersen vermek” gibi  tanımlı bir görevi yok. İnsanın kendi evreninde zaten her şey verili; uzanıp alma isteğini ortaya koymak bu.

Düşlerini cesaret ile kabullenen ve onların doğrultusunda gitme niyetini aşikar eden herkes, daha önce görmemeyi, duymamayı seçtiği şeyleri birden fark etmeye başlıyor. Fark yaratan da bu olasılıkları görür olup, bir ucundan yakalamak.  Bu şekilde, ortaya çıkan aslında sizin kendi düşünce tasarımınızdan kaynak bulan, ruhunuzun en derinindeki düşleriniz ile inşa ettiğiniz kendi gerçekliğiniz. Bir nevi “yaşam mühendisliği” olup çıkıyor.

Eyleme dökülemeyen her söz de; kendine veya başkasına edilmiş olsun, canlı ve hakkının verilmesini bekleyen bir olgudur. Bu nedenle de sözcüklere, verdiğimiz sözlere önem vermek gerek.

Çünkü söz gerçekten canlıdır. Besleyip, büyütülmeyi bekler…

 

Etiketler: , , ,

Beni taşıyacak, adam gibi adam arıyorum!

Başlık ilginizi çekmiş olabilir. Aman yanlış olmasın, beni taşıyacak adamı arayan ben değilim; Esra Abla’nın programına çıkanlar. Geçenlerde hastayken arkası yarına bağladığım evllik programlarından bir kaç not almışım onları buldum.  Türkiye bu değil. Yanılmasın kimse. Bu bir medya sirki, bir vodvil…Oyuncuların bir kısmının haberi yok, bir kısmı sustalı, psikopat, gariban ama farkında değil…

“Ben şeffaf adamım, gizlim saklım yok. İlk dakikada kendisine verdim facebook şifremi  zaten. Açsın baksın. Beni böyle beğenen alsın, beğenmeyen almasın. Ne diyeyim?”

“Beni bara götür dedi bu. Neyim ben bar mı işletiyorum ya?”

“Adam gibi adam olsun”

“Yanıma yakışacak birini arıyorum”

“Beni  taşıyabilecek karakterde birisi olsun”

“Beni  ve çocuklarımı taşıyabilecek biri olsun”

Beni taşıyacak adam ...

“Oturup kalkmasını bilen biri olsun.”

“Kendisinin bir evliliği varmış…”

“İkisi imam nikahı 3 evlilik yapmışsınız.”

“Evlilik dediğiniz şey lay lay lom değil.”

“Beni sahiplensin.”

 

 

“Erkeğin bu fedakarlığı yapabileceğine hiç inanmıyorum.”

“Bunalıma girdim, seviyodum, iki hafta ormanda yattım. Niye yaptım bunu? Erkekler de fedakarlık yapabilir.”

“(Orkestra araya girer) Aman ormancı canım ormancı, köyümüze bıraktın bir acı.”

“Fedakarım zaten çok fedakarım ben.”

“Fazla bir beklentim yok, düzgün bir insan olsun.”

“Sevgi saygı muhakkak. Ailemi hor görmemeli ve hiç bir şeyi ileride yüzüme vurmamalı benim. Ben ailemden şiddet gördüm ama onlar her zaman benim gönlümün tacı ve her zaman da olacaklar.”

“Ben de yanıma yakışabilecek bir baayan arıyorum.”

“X abi balık burcu, romantik bir adam. Höt zöt bir havası var ama öyle değil…”

“Ben iki evlilik yaptım diye kimse gelmiyor galiba. Ben temiz bir insanım bana gelecekse temiz biri gelsin yoksa hiç gelmesin, ömür boyu bekar kalırım ben, olsun.”

(Reklam arası girer) Evlerin sultanlarına Padişah halı… / 118 33 yani 118 33…

“30-38 yaş arasında adayları bekliyorum. Göstermiyorsa  40 olabilir. Beni üzmesin, agresif olmasın.”

“Ben ahlaklı ve şerefli  bir ailenin kızıyım. Sapına kadar delikanlı bir kadınım.”

“Temiz pak ve bakımlı biri olsun.”

“Kız istemeye gelen adam öyle blujeanle mi gelir? Takım elbiseli olması lazım değil mi Esra abla?”

“Benim neyimi beğendiniz de geldiniz?  Annem sizi televizyonda görmüş, bana da gösterdi, o an telefona sarıldım…” (On dakikada üç kere annem diyerek annesine sonsuz teşekkürlerini ileten bu genç adam genç kız tarafından anında reddedildi…;-)))

“Ciddi ise niyetinde yemekte o cep telefonunu kapatacaktı. Ciddi insan birisi ile evlendi mi o Internet’e de ara vermeli bir birbuçuk sene kadar… “

“Ben evlenince o Facebook’u kapatacağım zaten…”

“İlk buluşmada benim Facebook’ta bu kadar kız arkadaşım var dedi Esra abla…”

Hadi ben de bu yazıyı Facebook’a koyarak, daireyi tamam edeyim… Herkese evli barklı günler, ben almayayım 😉

 

Etiketler: , , , ,

Kuzine 34 yola devam ediyor.

ImageSevgili dostlar,

Kuzine 34 adı altında Ocak ayında başladığımız yemek kültürü ve tarihi ile ilgili sohbetlerimizin ilk beş tanesini tamamladık. Nisan ayı sonuna kadar programımız, konular ve konuşmacılarımız da belli oldu.

Birbirinden ilginç konular seçtik. Daha doğrusu okurken, araştırırken yıllar içinde “ne ilginç” diyerek bir kenara yazdığımız konuları ele almayı uygun bulduğumuz için onlarla başladık. Katılımcılarımızın içten ilgisi bizi çok yüreklendirdi. Programımızı hafta sonlarına denk gelecek yemek konulu gezilerle de renklendireceğiz. Ayrıntısını yakında paylaşacağız. Üzerinde çalışıyoruz.

Şubat ve Mart ayı sohbet konularımız ve konuklarımıza bir göz atın ve yerinizi şimdiden ayırtın derim. Linkini veriyorum. İlgisini çekebileceğinizi düşündüğünüz dostlarınızla paylaşırsanız, sevinirim.

http://www.kuzine34sohbetleri.com/#!schedule/cee5

Bu da Açık Radyo’da Evrenin Suyuna Giden tasarım programında Nurhan Keeler ile yaptığımız sohbetin linki… Amacımızı, ne yapmak istediğimizi anlattık…

Gördüğünüz üzere, asla boş durulmuyor. Yazılara ara verdiysem, sorun bir neden diye? İki ayrı kitap projesini geliştiriyoruz şu günlerde. Örneği olmayan, ayrıntılı, çok dolu yemek kültürü kitapları olacak. Hem Türkçe, hem de yurtdışına yönelik olarak İngilizce. Neredeyse eminim ödüllük kitaplar olacaklarından. Öyle bir hisle başladık yazmaya. Hayırlısı olsun inşallah…

Bu yemek sohbetlerinin az da olsa damla damla geliri, kitaplarımızın prodüksüyon maliyetlerinin bir kısmını  karşılayacak diye ümit ediyoruz. Dün bir adam “neden size para vereyim?” diye e-posta yazmış… Ne diyeyim? Verme kardeşim, boğazına basan mı var diyecektim, demedim… Ama ben size söylüyorum işte neye yarayacak bu sohbetler…

Umarım bir sohbette karşılaşır, tanışırız. Gönülden sevgiler, selamlar hepinize…

 

 

 

 
1 Yorum

Yazan: 02/12/2013 in İnsanlık halleri

 

Etiketler: , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: