RSS

Aylık arşivler: Aralık 2012

Ruhunuzun mırıltılarını duymanız dileği ile….

Yılın son gününe girmeye az kaldı.  Geçen sene yaşama şükran dolu bir şarkı yayınlamış, verdiği vermediği her şey için teşekkür etmiştim. Bu sene biraz kişisel bir yazı ile noktalanacak.  Okuyanlardan çok kendime bir mektup bu sanki. Kendi kişisel tarihçeme düşülmüş bir not. İleride okuyup, duygularımı unutmuş isem, tekrar anımsamak için.

2012 benim için dolu bir sene oldu. Büyük bir rahatsızlık geçirdim, sağlığım bozuldu, sonra düzeldi, sağlığın önemini kavradım. Musibetten ders çıkardım. Dostlarımın ve ailemin beni çok sevdiğini bir kere daha anladım. Sonra ev değiştirdim. 25 yıldır aralıksız yaptığım işi artık eskisi gibi sevgiyle yapamadığımı farkedince,  kendime ve işime olan saygımı yitirmemek için hiç hüsran duymadan işimi bıraktım. En çok kazandığım dönemde, başkalarına hiç de akılcı gelmeyen bir karar vererek şirketimi kapattım.  Lola; minik kedim geldi, evimi şenlendirdi.  Kardeşlerime ikinci bebek geleceği ve bir kızımız olacağı haberini aldım. Hiç ummadığım bir anda, ömür boyu süreceğinden emin olduğum sevgi ve saygıya dayalı yeni dostlar edindim.

Kafamdakileri çok açığa vurmamış olduğum kişilere işimi bırakmam ani bir karar gibi gözüktü. Ama benim için hiç de ani bir karar değildi.  Yıllardır içimde kısık ateşte pişirdiğim, sürekli kokusunu duyup yutkunduğum,  tadına varmayı  özlemle beklediğim bir andı sanki.  Masamın başında sabahlarken, teybe koyduğum kumru kuğurdamaları, su şırıltıları, sevdiğim müziklerle uykuya yatırdığım, geleceği günü hasretle  beklediğim bir dönemdi. Dışarıda yaşam akıp giderken dahil olamadığım anların sızısını hep hissetmiş idim bu 25 yıl boyunca.

Şimdi benim eskisinden daha mutlu olduğumu gören bazı genç arkadaşlarım “senin yerinde olmak isterdik” diyorlar. Bilmiyorlar ki, 25 yıldır çok fazla ve çok uzun saatler, içimde biriken isteklere “Siz şurada bekleyin, biraz işim var” dedim ve kenarda bekleyen düşlerimin sinirli mırıltıları hilafına çalıştım, çalıştım, çalıştım.

Böylelikle, yaşamımın üçüncü büyük kapısından geçtim.  Yeni, bilmediğim, kocaman bir avluda uzun aradan sonra tekrar güneşe çıkmış gibi oldum.  Derin bir nefes aldım. Biraz dinlendim. Ruhumun  sesini tekrardan duydum.  Ve bambaşka işler yapmak vardı kafamda, onlara hız verdim.

“Benim hedefim yok galiba” ya da “Yaşamdaki rolüm ne?” diyenlere şunu da anlatmak isterim.  Uzun süre, hedefleri  netleştirmek, yaşamdaki rolümü sezebilmek, beni ömrümün ikinci yarısında sırtında taşıyacak düşlerimi belirlemek  hiç de kolay olmadı.  Hatta bir ara herkese soruyordum; “Sizin yaşamınıza dair hedefleriniz var mı?, “Hedef koymak şart mıdır?”, “Hedef koymak kendiliğindeliğe, akışa direnmek midir, değil midir?” diye…

Sanki uyuşmuş, yaşama dair hiç bir beklentisi kalmayacak denli kendimi işe kaptırmış idim. Ama şimdi görüyorum ki, ruhumun istekleri karın altından akan bir dere gibi şırıltısını hep korumuş, beni hep canlı tutmuş. Okuduğum kitaplarla, ara sıra gitmeyi becerdiğim kurslarla, seyrettiğim filmlerle, gittiğim geziler ve kurduğum ilişkilerle kendimi hep beni mutlu edeceğini umduğum bugünüme hazırlamışım. Hem de bunu kendi burnumun dibinde, kendime çaktırmadan yapmışım.

Demem o ki, bugünden yarınınızı göremezsiniz. Çoğu kere yaşamın hayhuyu içinde bu olanaksız olur. İş, ev, çocuklar, aile, arkadaşlar, sevgililer, mülkleriniz, paranız ya da onların yokluğu, sağlık sorunları  kendinizin önüne çektiğiniz setler gibi düşlerinizi puslandırıp, görünmez kılabilir. Yapmanız gereken tek şey, kendiniz için ruhunuzu onurlandırma zamanına dair belirlediğiniz yaşa bir kertik atmak ve gerisini zaman bırakmak olsun.  45 midir, 50 mi, 60 mı? Buna karar verin ve severek çalışacağınız bir işte, bu zamana doğru yol alın.  Ve o günün geleceğine yürekten inanın… Kendinizi ona hazırlayın.

Bakın bir yıl daha geçti bile… Yeni yıl hepinize kutlu olsun.  Klişe belki ama sağlık her işin başı… Hepinize sevdiklerinizle birlikte, sağlıklı, doyumlu ve mutlu bir yeni yıl diliyorum.

Reklamlar
 

Etiketler: , , , ,

Kedi ve yaşlı kız tefrikası – 4. bölüm

Yeni evime taşındıktan sonra (ki yaşlı kızım diyorum ben ona) birlikte yaptıklarımızı sizlere yazacaktım düzenli olarak. Bir sene geçmiş aradan, bir kaç yazı dışında bir şey yazamamışım… Yaşam harala gürele akıp giderken, yeni planlar, yeni işler, oluşlara kaptırıp kendimi  yaşlı kızımla, şimdi altı aylık olan ilk kedimle, dostlar ve arkadaşlar ile yaşam akıp geçiyor.

IMG-20121112-00558Yılbaşı geliyor diye evin önüne, kapının üzerinde sallanan peri ışıklarından süsler yaptım. Gece olunca yakıyorum.  Komşularım da niyetlendiler güzel olunca. Ama sonra sadece bir tanesi süsledi camının önünü. Oysa ben bütün sokak ışıklansa diye heves etmiştim. Belki gelecek seneye yaparız önceden organize olup.  Benim ışıklarımın minik ampullerini  gelen geçen çıtlatınca, her akşam kabloları ekleye, yapıştıra canım çıkıyor. Belki de kendiliklerinden kırılıyorlardır. Bilemedim.

Evin mutfağında yemek sohbetleri yapacağız diye yola çıkmış idik.  Bazen iyi bir niyet koyunca ortaya, koşullar, insanlar, her şey güzelce ve zahmetsizce bir araya geliyor.  Çok sağlam bir konuşmacı listesi ile Ocak ve Şubat ayında her hafta Çarşamba veya Perşembe günleri başlayacağız. Nisan’a kadar program oluştu aslında. Baharda geziler ile süsleyeceğiz takvimimizi.  Çok heyecanlı. Web sitesini yapınca, programı buradan da yayınlarım. Katılmak isteyen olursa, bize haber versin.

Web sitesini de kendim yapıyorum. Her şey “ev yapımı” olsun bari…  Epey zamanımı alıyor. Bir de yemek ile ilgili İngilizce blog açtım. Zaman içinde Türk mutfağı ile ilgili sağlam bir kaynak olsun istiyorum. Şimdilik amatörce başladım ama çok malzeme var elimizde… Düzenleyip, çevirip, ya da sıfırdan yazıp blogu canlı tutmak gerek.  Bunun için de epey okuma ve araştırma yapmak gerekli. Gerçekten mutfağımızın zengin kültürünü ve birikimini anlatabilmek istiyoruz.  Bir kaç kitap fikri de gelişti kafamızda. Bakalım neler olur.  Nazlı ile birlikte çalışıyoruz üzerinde.

İngilizce yemek blogumuza şuradan ulaşabilirsiniz:  www.kuzine34.wordpress.com

Üsküdar-20121122-00567Lola çok mutlu ve sağlıklı. Sürekli gurulduyor. Ikea’dan aldığım kirpisini atıyorum, tekrar  getirip ayağıma koyuyor oynayalım diye. Köpek gibi… Sabah yastığımın kenarına bırakılmış kirpi ile uyanıyorum. Bekliyor ki ben kalkınca oynayalım.

Bizden haberler böyle… Kıyamet de kopmadığına göre, güzel güzel yaşamaya devam edeceğiz inşallah.  Haftasonunuz güzel, içiniz sıcak olsun.

 
 

Etiketler: , ,

Bir çiçeğe bakmak ve Eray Özcan

Eray'dan çiçekler

Eray Özcan 9. Kişisel Sergisi’ni Kuzguncuk’taki atölyesinde açıyor.  Resimlerini çok beğendiğim Eray’ın bu sergisi vesilesi ile yazdığım tanıtım yazısını bloguma da koymak istedim ki bu güzelliği paylaşarak çoğaltabileyim.

“Bazen bir pencereden bakar Eray Özcan’ın resimleri, bazen de otları aralayıp bulduğu minik bir çiçeğe odaklanır hayranlıkla. En büyük esin kaynağı olan doğa karşısında sonsuz bir merak ve heyecan içindedir. İzlenimlerini biriktirir, kurgular, içine kendini katar. Kimi kez içeriden dışarıya bazen de tam tersi dışarıdan içeriye oluşur resmi. Herhangi bir şekilde yaşamına giren, yüreğine değen şeyleri çizer Eray. Resimlerinin alçakgönüllü içtenliği de bu yakın tanışıklıklardan kaynaklanır.

Eray5

Atölye sergisinde yer alan resimlerde hiç bir şey kurgulamadan başladığı, biçimi, rengi oluşturduğu yüzey içinde arayarak yaptığı işleri de var, doğrudan gördüğü doğayı kendi içinden geçirip, yorumlayarak bizlere yansıttığı resimleri de. Bazı resimlerinde diktiği tohumların çıkmasını bekler gibi merak ile yaklaşıyor tuvaline. Biçim ve renkler ile hemhal olan resimler bunlar.Bazı resimlerinde ise bir çok malzemeyi bir arada kullanarak, işlediği benzer temalar içinde değişik ifadeler oluşturmayı hedefliyor. Suluboya, pastel, yağlıboya, kurşun kalem, mürekkebi bir arada kullanarak şeffaf ve opak katmanlar arası geçişlerle yanıbaşındaki doğayı resmediyor.

 

Eray’ın sanat anlayışını iyi yansıtan bir sergi bu. İçinden geldiğince kendini biçim arayışlarının, doğa izlenimlerinin ve kullandığı malzemenin akışına bırakmış. Kuşların, kelebeklerin, kertenkelelerin bitkilerle bir arada yaşamayı seçtiği bahçesi gibi, Eray’ın resmi de kendiliğinden, içten ve doğal.”

Evet, sergiyi ziyaret ederek bu güzel dünyaya ortak olmak isteyenleriniz olur ise, Eray Özcan’ın  Resim Sergisi, 8 Aralık-23 Aralık 2012 tarihlerinde, sanatçının Kuzguncuk’taki atölyesi’nde izlenebilir.İcadiye Cad. İnci Çayırlı Sk. No:3A Kuzguncuk/İST

 
4 Yorum

Yazan: 12/05/2012 in Kuzguncuk, Resim Sanatı

 

Etiketler: , ,

Günü boyamak…

Önümüzdeki gün bembeyaz bir kanvas…

Hangi renklere boyayacaksınız onu?

Hangi sözcüklerle, hangi duygularla lekeleyeceksiniz resminizi?

Aklınızda belirgin bir desen var da hep onu mu çiziyorsunuz? Hep aynı resmimi yapıyorsunuz? Renkleriniz hep aynı mı?

Yoksa siz de her seferinde yataktan belirsizliğe uyanıp, renklerin, sözcüklerin, insanların  zuhur etmesini bekleyen edilgen bir duruşu mu tercih ediyorsunuz?

Resminiz neye benziyor her günün sonunda?

 

Etiketler: ,

 
%d blogcu bunu beğendi: