RSS

Aylık arşivler: Kasım 2012

Aşure yaptınız mı?

Tarih boyunca iç içe geçmiş bir çok ortak inancın kutsal yemeğidir aşure. Bolluk, bereket, anımsama, paylaşma, hüzün ama en çok da bir sıkıntıdan kurtuluş, feraha çıkış ve kimi inanışlarda bu dünyadan ayrılışın müjde yemeğidir. Bitişlerin hüznü ile başlangıçların heyecanlı sevincinin yemeğidir.   Bu nedenle sevdiklerinizle paylaşılması gereklidir.

Adem’in ilk günahı için af dilemesi, Musevilerin Büyük Kefaret’i, İdris’in diri olarak göğe yükseltilmesi, Nuh’un gemisinin tufandan kurtulması, İbrahim’in ateşte yanmadan çıkışı, Yakup’un oğlu Yusuf’a kavuşması, Eyyub’un hastalıklarının iyileşmesi, Musa’nın Kızıldeniz’den geçip İsrailoğulları’nı Firavun’dan kurtarması, Yunus’un balığın karnından çıkması, İsa’nın doğumu ve ölümden kurtarılıp göğe yükseltilmesi hep aynı güne denk gelir.  Ermeniler aşureyi Noel’de ve Büyük Perhiz döneminde; 31 Aralık ile 6 Ocak arasında pişirirler. Rumlar ise daha değişik, susuz bir türüne Goliva diyerek, cenazeleri olduğunda, helva gibi dağıtırlar.

İnancınız ne olursa olsun, hepsinin ortak bir kökenden beslendiğine inandığım için, bu anlatıların hepsi bana çok yakın geliyor.   Şimdi bu güzel geleneği yaşatmak isteyenleriniz olur ise, aşure yapmak gerçekten de zor değil. Toplayın takım taklavatı, malzemelerinizi… Bir de büyük tencere… Internette bir çok tarif var. Ya da sizin de çevrenizde aşuresine bayıldığınız bir teyze, komşu hanım vardır. Çalın kapısını, öğrenmek istiyorum deyin. Geleneklerin güzel ve insana umut verenleri yaşatılmalıdır.  Kendi “altın standardınızı” geliştirin.

Bu vesile ile, aşure tarifimi paylaşayım diye düşünüyordum ama baktım, internette bir çok tarif var. Damağınıza uyanı siz seçin. İşin en önemli kısmı, buğdayın hazırlanması. Geceden bir taşım kaynatın, sarıp sarmalayıp, “gelin edin”. Ertesi sabah yeniden su ve süt ekleyerek kaynatın. Bir çay bardağı kırık pirinci kenarda kaynatıp, lapa halinde iken mutlaka ekleyin. Kıvam tutturmanıza yardımcı olur. Sulu bir çorba kıvamında yapın ki sonradan daha da şişecektir. Sulu iken koyarsanız kaplara, dolaba girince kaskatı kesilmez.  Buğdayın kıvamını denk düşürdükten sonra,  gerisi sizin damak tadınıza kalmış.

Ben yarım litre kadar süt eklerim. Şekerini az koyarım, meyvesini bol. Mutlaka ikişer kaşık bal ve pekmez girer içine. İncir koyacak iseniz, bir kenarda az kaynatıp koyu rengini bırakmasını sağlayın ki karartmasın. Ceviz de rengini karartır, üzerine koyun. Püf noktası bu kadar.

Bu sefer karanfili dövüp koydum, portakal kabuğu rendeledim. Az karabiber çektim, biraz gülsuyu ekledim belli belirsiz.  Kimi bakliyatını az sever, kimi çok.  41 çeşit girmesi gerek derdi eskiler. Benimkiler 26’da kaldı bu sefer. Bakla içi koymadım mesela.  Damak tadıma göre, ekleyebileceğim altı malzeme daha var. En fazla 32 oluyor yani. Ama bal koyunca, arılar kırk çeşit çiçeğe uğradığı için, o joker olarak eksik kapatır diye sayılırmış.

Gelen aşurelerden anlıyorum ki, kaç kadın varsa aşure yapan, o kadar da tarif var. Asıl önemli olanı da pişirirken içine giren “niyetiniz”; bereketi paylaşmak, lezzeti büyütmek, bir kaşık, bir kaşık daha ağız tadını birlikte deneyimlemek.  Bu her aşurenin içinde olması gereken yegane ortak şey. Gerisi sizin tarifiniz. İstediğiniz gibi oynayın.

Haydi bu haftasonu aşure yapın…

 

 

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 11/29/2012 in yemek içmek

 

Etiketler: , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: