RSS

Aylık arşivler: Ekim 2012

Çıktık (mı) Açık Alınla?

Hangi görüşte olursanız olun, bu satırları okuyanların hemen hepsi Cumhuriyet rejimi içinde doğup, büyüyüp, okullara gidip, özgür bir memlekette yaşayarak yetiştiler. Bugün Türkiye’de, herkesin dünya görüşüne uygun bir yaşam dilemek gibi bir özgürlüğü varsa, herkesin bunu içine doğduğumuz Cumhuriyet rejimine borçlu olduklarını unutmamalarını dilerim.

89 yıl içinde başaramadıklarımız, başardıklarımıza denk düşer mi acaba diye düşünüyorum. Başarabildiklerimizin nimetlerinden her birimiz hala yararlanırken, başaramadıklarımız da yine hepimizin canını yakıyor. Kendi vatandaşları ile barış yapamamış bir ülke ne kadar demokrasi düşlerimize uygun? Bir ülke üzerinde yaşayanların çoğu korku, terör ve  ölüm, işkence ile hala sınanıyor ise,  bunlara maruz kalmayanlar da kendi köşelerinde mutlu olabilir mi, çocukları için barış düşleri görebilirler mi?

Hanımlar, beyler…  Seksendokuz yılımızı ne ile harcadık biz? Başaramadıklarımız için kimleri suçlayacağız? Dış mihrakları mı? Kapitalizmin ülkemizi de kapsayan düşlerini mi? BOP’u mu? Yoksa kendimizi mi?

Hangi görüşte olursak olalım şimdi dönüp, kendimize soralım. Bizlere verilmiş fakir ama özgür, tüm olanaklarını ve yetişkin eğitimli nüfusunu bağımsızlık mücadelesinde kaybetmiş  gururlu bir ülke vardı. Resmi tarih eleştirilerini  bir yana bırakalım. Bu kimsenin değiştiremeyeceği bir gerçek.  Önemli olan, biz bu başlangıç üzerine neler koyduk?  Toplumsal düşlerimiz kişisel düşlerimiz ile çatıştığında, hangisi ağır bastı?

Altmışlı yıllarda bizleri yetiştiren ana babalarımız, çocuklarınız ve torunlarınızın yaşayacağı barışçıl bir ülke düşü için neler yaptınız? Sizin bizler için düşlediğiniz ülke bu muydu?

Seksenli yıllarda yaşam mücadelesinin en başlarında olan  yaşıtlarım; bizler bu ülke için neler yaptık? Bundan kırk yıl sonra çocuklarınız bizim için neler yaptınız diye sorduklarında ne yanıt vereceğiz? Bizim kendimiz ve çocuklarımız için istediğimiz düzen bu muydu?

İkibinli yıllarda hayat mücadelesine adım atmış  arkadaşlarım; sizler neler yapmayı planlıyorsunuz çocuklarınız için?

Bugün Cumhuriyet bayramını kutlamak üzere toplanıp, bayraklarımızı sallayarak coşku içinde, onuncu yıl marşını söyleyeceğiz… Ekonomik anlamda bağımsızlığını yitirmiş, borç içinde bir ülkenin geniş caddelerinde yürüyeceğiz.  Açık alınla çıkamadık, bütün yurdu demir ağlarla öremedik. Duble yollar yaptık ama yarattığımız gençleri okullara taşıyamadık, okutamadık, besleyemedik, iş veremedik. Doğal kaynaklarımızı hoyratça yok ettik,  insanlara kötü davrandık. Otoriter yönetim geçmişimizden paçamızı kurtarıp,  demokrasiye gönülden inanamadık.  İnsanlar en verimli yıllarını hapislerde geçiriyor hala.  İnandıkları görüşleri savundukları için kafalarını bok çukurlarına soktuk, falakaya yatırdık, tırnaklarını söktük,  cayır cayır yaktık.  Coğrafyamızın şanssız köşelerinde yaşayan vatandaşlarımızı feodal düzenin esiri olmaktan kurtaramadık.  Kadınların intihara zorlandıkları bir ülke burası.

Eline bayrak alıp, coşku içinde sokaklara dökülecek iyi niyetli, aydın arkadaşlarım. Bunların değişmesi için ne yapıyoruz? Kendimizi mutlu ve huzurlu sandığımız evlerimizin köşelerinde daha ne kadar mutluluk düşleri görebiliriz ki?

Bu topraklarda yaşayan bir çok insan mutsuz, işsiz, aşsız ve eğitimsiz iken, en temel insan haklarımız hiçe sayılırken, kimse düş görmesin; ne laik, ne de şeriat isteyenlerin insanlık adına başarı şansı var.

Miting saatine kadar bunları düşünelim istiyorum. Bayrak sallamak, marşlar söylemek politik bir mücadele yolu değildir. Bir protesto yoludur sadece ve pasif bir duruştur.  Bizim gibi olmayanlara biz de buradayız demenin yegane yolu değildir. “Burada” isek, bunun hakkını vermek gerek. Bunu  kanıtlamanın herkesin hayrına olacak yollarını keşfetmemiz gerek…

Bu ülke hepimize emanet.  Hepimize. Bir arada yaşamanın ve varolmanın yolunu bulmamız gerek. Ve birlikte, kavga etmeden, çok çalışmamız gerek.  Biz ve “onlar” yok; insanlığa değer veriyorsak, artık karşı karşıya getiren  tanımlardan sıyrılarak BİZ varız diyebilmemiz gerekir.  Barışçıl yarınlarımızı kuracak olan bizleriz, başkaları değil.

 

Etiketler: , ,

Whatever Lola Wants, Lola Gets…

Bu eski eve bir kedi yakışırdı. Ve Lola geldi.  Bir kaç isim sundum kendisine, bir tek Lola’ya “miyav” diyerek onay verdi; ismi Lola oldu.

Lola benim ilk kedim. Ben de onun ilk insanıyım.

İki aylık iken anasına ve iki kardeşine veda etti. Yeteri kadar süt emmişti, sağlıklı idi ve yeni evine yerleşmeye hazırdı.  Ayşe onu Güneş’in minik oyuncak sepetinde getirdi.

İlk gün, çekingen bir şekilde alt katı kolaçan etti… Lola çok ufak, ev ise ona göre çok büyüktü… Biraz korktu, ürktü. Bir de kocaman, tepesinden bakan ve garip sesler çıkartan ben vardım. Ne yapacağına karar verene dek, servis masasının altından etrafı gözledi.

Üç ay sonra bugün. Yukarı katı Veli Efendi zannediyor… Ben aşağıda otururken sürekli yukarıda tapır tapır, bir oraya, bir buraya… Açık kapılara, yatak yapılırken uçuşan örtülere, çarşaflara hiç dayanamıyor… Sürekli gırıldıyor.  Yemek yemeyi seviyor, ben mutfakta çalışırken, antreden beni izliyor. Çok temiz, çok titiz…

Bir kedi sahibesine bu kadar mı benzer? Benzer taraflarımıza çok şaşırıyorum bazen. Yaşamıma girmesi rastlantı değil tabii.  Hiç bir şeyin rastlantı olmadığı gibi…

Lola ismi de çok severek söylediğim “Whatever Lola wants” şarkısından geliyor… “Lola ne isterse, elde eder, arkana yaslan ve direnme” diyor ya şarkı; gerçeklik payı yok değil hani…

Bakalım Lola bana neler öğretecek? Kendimi sakin ve herkesi, her şeyi kendi haline bırakan biri olarak bilirken, Lola bu düşüncemi her gün sınava tabi tutuyor. Onun da bu evde yaşama hakkına saygımdan Zen bahçemdeki kumları dağıtarak kendi desenlerini çizmesine, gardenyanın kuru yapraklarını kendi kafasına göre ayıklamaya çabalamasına, kirli çorapları çalıp bir yerlere gizlemesine,  kasedeki en güzel kuru çiçekleri çalıp onları kemirmesine ses çıkarmıyorum şimdilik. Sürekli “hayır” diyen biri olmak istemiyorum bir yandan… Yavaş yavaş bir denge kurduk artık. Sürekli gırıldamasından mutlu olduğunu anlıyorum. Ben de mutluyum onun ile ev arkadaşlığı yapmaktan.

İşte Lola… Nevin’in ayakkabısını sahiplenmesinden süsüne düşkün bir kız olacağı sonucunu çıkartabiliriz sanırım…

Lola da ayakkabıları seviyor... Kız kedi tabii...

 

Etiketler: , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: