RSS

Brecht Uskumru Dolması Sever miydi Acaba?

14 Tem

Bir çok insan için bilgi kutsal. Birinin çeşitli konularda fazladan bir şeyler bilmesi şaşırtıcı, büyüleyici geliyor. Ben yavaş yavaş bilgiye farklı yaklaşmayı öğreniyorum. Ağır aksak da olsa, yaklaşımım değişti son yıllarda. Okuya ede öğrendiğim ilginç şeyler kafamın içinde yer etmiş.  Beyin kıvrımlarımın arasını doldurduğunu düşlediğim bilgilerim katran ve kuştüyüne bulanmış gibi yapışkan bir his yaratıyor bende.  Bilgi bağımlılık yapıyor, düşüncelerimi derinleştiriyor, kafamdaki diğer bilgilerle birleşerek analiz yapmamı kolaylaştırıyor. Bunlar “bilmenin nimetleri“…

Ama kötü bir yan etkisi de var bilginin… “Bilmenin laneti” diyebiliriz.  Algılamanın saflığını lekeliyor ve anı yaşamamı olanaksız kılıyor. Beyin bağımlı ya; hep daha, daha istiyor… Bu halimden çok sıkıldım artık.

Örneğin; Akıntı Burnu’nu dönerken, buraya kadar yüzerek gelen ve akıntıya karşı koyamadığı için karadan yola devam edip, ileride tekrar denize giren çağanozları düşünüp artık yoklar diye üzülüyorum.  Üzülürken Akıntı Burnu’nun güzelliğini ıskalıyorum.

Boğaziçi’nin kenarında yaşıyoruz ya? Dün hadi denize girelim dedik. Su bir nehir hızı ile akıyordu. Çağanozlar gibi yalı duvarlarına tutuna tutuna, kayaların üzerinden yürüdük ileriye doğru. Sonra kendimizi akıntıya bırakıp, hoop iki saniyede başladığımız yere döndük… Yanımızdan güle oynaya, çığlık çığlık bağırarak, buz gibi berrak akıntının zevkini çıkaran köylü çocukları geçti… Bir onlara bir kendime baktım. Ben çağanozları, uskumruların çiroz halini, kafadan okşaya okşaya kılçığı dışarı alınıp bütün kalan uskumrulardan yapılan dolmaya fıstık koyup koymadığımızı, ayağıma takılan midyelerden yaptığım salmayı, yalıların ilk sahiplerini, Boğaz’ın biz çocukkenki halini, şimdi yok olmuş allı yeşilli takaları, çakılları sürükleyerek akan Moldova Nehrini ve Smetana’nın bestesi ile  bu şiiri bize armağan eden Brecht’i,  oradan haydaaaa, ta lise yıllarındaki epik tiyatro çalışmalarımızı anımsarken, çocuklar akıntı ile bir olmuş eğleniyorlardı.

Ben de denizin tadına varıyordum tabii… Tenimde tuz kokusu, yüzümde rüzgar, bacaklarıma dolanan yosunlar… Ama andan çok, anın bana anımsattıklarının zevkini yaşıyordum. Bu an’da var olmak, anı yaşamak değil. Bu bilgiyi yaşamak, bilginin keyfini sürmek ve bilgiden zevk almak; andan değil…

Farkına varınca hemen kendime geldim. Kendimi öldürmem gerek. Fiziksel olarak değil tabii ki. Bu yaşamı delice seviyorum. Bilgilerimi bir kenara koyup, istediğim zaman raftan çekip alacağım hale gelmem gerek. Bildiklerimi askıya alma becerisi geliştirerek kendimi öldürmeliyim ki yeniden özüme dönebileyim. Bir çağanoz gibi, yosun gibi, martı gibi, köylü çocukları gibi…

Her canlı bir gün ölümü tadacaktır; sonra bana döndürüleceksiniz demiyor mu Ali İmran suresi? Bana böyle bir anlam taşıyor gibi geliyor uzun zamandır. Önce olduğun, geliştirdiğin kimliği tüm takıları ile yok etmeyi başar. Ödülün “kendin olmak” olacak.

Bana döndürüleceksiniz” demek; özündekini bulacaksın ve sen kendin olacaksın demek…

Hayırlı bir hafta sonu olsun hepimize… Ben yine Boğaz’da yüzmeye gideceğim. Bu sefer akıntıyı tam deneyimlemeye. Kıyıyı es geçip Sarayburnu’ndan çıkarsam gülmeyin arkamdan e mi? Akışa teslim oldum anlamına gelir ki ne güzel bir akıştır o!

Reklamlar
 

Etiketler: , , , , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: