RSS

Adem 1.0

04 Haz

Memleket halleri içimi sıktı son günlerde.  Komik şeyler anımsamak ve anlatmak isteği içindeyim.

Geçenlerde, akşam vakti iki güzel kız arkadaşım bir şişe şarapla kapımı çaldılar. Annem de beni ziyaret etmeye gelmişti. Oturduk, konuşmaya daldık. Bir şişe ikinciye bağlandı. Kadınlar ne konuşur ki kendi aralarında. Geyik çevirdik ve çok güldük. İdeal erkeğin olmadığından dem vurduk. Eminim erkekler de bir araya geldiklerinde ideal kadının olmadığından yakınıyorlardır hep. Yok yani “ideal” diye bir şey.

Neyse, annem de derlemiş olduğu halk masalları içinde “Altın Kirpikli” diye bir masaldan bahsetti. Bu masaldaki prenses kendisini evlendirmek isteyen babasına kendisini rahat bırakmasını ve düşlediği gibi bir eşi kendisinin yapabileceğini söyler. Babasından 40 kilo un ister ve 40 gün kırk gece durmadan dinlenmeden bir eş yoğurur, şekillendirir kendi için.  Hakikaten de mükemmel olan erkeğini bitirdiğinde yorgunluktan ölmüştür.  Allah’a yalvarır ona can vermesi için ve hemen uykuya dalar. Bu arada duası kabul olunur, eş uyanır. Karşısında bir dudağı yerde bir dudağı gökte Habeşi hizmetçiyi görür. “Beni sen mi yarattın?” diye sorar. Habeşi de kadın, o da insan. Bu kadar yakışıklı bir erkeği karşısında görünce dayanamaz , “Evet, seni ben yarattım” der. Prenses sabah uykusundan uyandığında erkeğini başka kadına kaptırmıştır bile…

Sembolik değeri olan bir öykü tabii. Her kadın kendini bir nebze bulabilir bunun içinde. Bizim de sembolik bir başka öykümüz var. Bizzat yaşanmıştır bizim Adem’in öyküsü.

Anımsarsanız Kuzguncuk’ta bir Bostan’ımız var betonlaşma tehdidi altında.  Biz de semt sakinleri olarak sürekli bir şeyler yapıp duruma dikkat çekmeye çabalıyoruz.  Sembolik bir etkinlik olarak Kuzguncuk Bostan’ını korumak üzere bostan korkulukları tasarlayalım, caddenin iki yanındaki ağaçlara bağlayalım dedik. Tahtadan çatılmış, T harfi şeklinde kazıklarla işe başlıyordu herkes.  Her birimiz kendi tasarlayacağı birer bostan korkuluğu yapacaktı. Korkuluklar da “Bostan Bizim, betona teslim etmeyiz!” babında Bostan direnişimizi simgeleyecekti.

Biz Esra ile birlikte işe giriştik.  Öncelikle korkuluğumuz erkek olsun dedik.  Ben matrağına dedim ki “Yakışıklı, yapılı bir şey yapalım. Kuzguncuk’taki tüm bekar kadınları korusun, gözetsin.” İsmini Adem koyduk.  O andan itibaren, yaptığımız her şeyi “ideal erkeği” düşünerek şekillendirdik. Korusun, gözetsin dileğimiz de giderek dallanıp budaklandı haliyle… Geyik çevirme potansiyelimiz sınır tanımıyor ki.  Geniş omuzları, uzun bacakları vardı Adem’imizin. Bu arada kol bacak yapmak ne zormuş. Sıfırdan bir insan tasarlamak ne zormuş. Neyse yılmadık, karton, köpük, zımba, mukavva insanoğlunun bildiği tüm malzemeler ile ideal erkeği çatmaya devam ettik.

Adem’imizin kıvırcık saçları, pinpon topu gibi gözleri, güzel sarı bir T-shirtü, kırmızı eldivenleri, pırıltılı kaşkolu ve bermuda şortu vardı. Göğsüne de üzerinde E ve P harfleri olan kocaman bir kırmızı kalp astık. Adem öncelikle benim ve Esra’nın erkeği idi ama iyi niyetle paylaşımcı da olmalıyız dedik.  Bizden izin alarak, isteyen tüm hanımlara da yardımcı olabilirdi.  Pırıl pırıl Adem’imizi bitirince taşıyıp, eczenenin köşesindeki ağacı destek alarak nöbete diktik. Dikerken de dalgamızı geçiyorduk; çok sıkı bağlayalım da geceleri gezmeye çıkmasın diye. Tellerle filan epey sıkı sıkıya bağladık.  Biz öyle sanıyoruz tabii.

Ertesi gün sabah aşağı indiğimizde Adem’in ayağında donu yoktu. Bizimkisi şortunu çaldırmıştı. Ya da belki akşam nerede çıkardığını unutup, alelacele yerine dönerken donsuz kalmıştı.  Şaka gibi… O gün ne kadar güldüğümüzü anlatamam.

Abartıyor demeyin ama Adem ertesi gün üzerinde ismimiz yazan kalbini çaldırdı.  O sıralar gece gündüz çalışan ve dünyadan habersiz Esra’ya dedim ki “Esra’cığım, Adem kalbini çaldırdı. Sembolik bir şeyler oluyor. Adem üzerinden Evren bize mesaj veriyor sanırım”.

Sonraki gün ise bir gözü yerinden çıkıp, önünde sallanmaktaydı. Bu kadar gözü dışarıda olan bir korkuluk görülmemiştir. Herkesin korkuluğu hasarsız dururken bizimki parça parça kaçmaya çalışıyor gibiydi. Bunun üzerine kızarak Adem’in Adem 1.0 olmasına ve bizim Adem 2.0 üzerinde çalışmamız gerektiğine karar verdik.

Ne komik, gerçek yaşamdaki gibi oldu bitti her şey.  Adem’i yeniden giydirebilir, gözünü geri yapıştırabilirdik filan ama biz de o kadar enayi değildik ya. Bizi istemeyeni hiç istemezdik ve Adem’i kendi haline bıraktık. Kısa sürede kırıldı, döküldü ve ilk yakışıklı halinden eser bile kalmadı. Pörsüdü gitti.  Bir sabah kalktığımızda bütün korkuluklar yerinden sökülüp götürülmüştü. Kim yaptı hiç bilemedik.  Bizim ideal erkeğimiz de böylece şehir çöplüğüne avdet etmiş olmalı.

Anlamak isteyenler için bunda ne hikmetler vardır kimbilir…

Hepinize güzel günler dilerim.

Kuzguncuk Korkulukları’nı görmek için burayı tıklayabilirsiniz. Bakalım kıvırcık saçlı ve sarı T-shirtlü Adem 1.0’ı bulabilecek misiniz?

Reklamlar
 
2 Yorum

Yazan: 06/04/2012 in İnsanlık halleri

 

Etiketler: , ,

2 responses to “Adem 1.0

  1. keshishadam

    06/06/2012 at 16:02

    Kadınları anlamak çok zordur derler ya hani, anlamaya çalışmamak lazım aslında. Anlamak ve anlayışlı davranmak anlamında yapılan her müdahalede önce çok iyi oluyor ama sonra program kendisini yeniliyor ve yeni bir davranış versiyonu ile karşılaşıyorsunuz. Kadın hep istiyor, istiyor ki hep mücadele içinde geçsin aksi takdirde erkek özelliğini tamamen kaybediyor ve kadını mutlu edeyim derken sümsük birşeye dönüşüyor. Sonra en kötüsü oluyor kadın artık onu istemiyor. İşte o yüzden bazı erkekler yılıbık bazıları ise öküze bağlamış durumda. İşte kalbinizi kıran ve kıymete binen değerli olanlarda ikincisi malesef. İşin kötü yanı öküze bağlamayı tam uygun dozajda yapmayı bilen erkeklere aşık oluyor kadınlar. Hiç unutmuyorum boşanan bir erkek arkadaşıma eski eşi demiş ki; hepsi senin suçun, benim tüm saçmalaıklarıma sadece anlayış gösterdin. Bir kez bile benim kendime gelmem için beni sarsmadın.” arkadaşım da diyor ki ” ben onu o kadar çok sevdim ki kıyamadım.” Kim suçlu?

    Çok mu sert oldu?

     
    • Ebruli Kedi

      06/06/2012 at 19:32

      Çok haklısınız. Bence ikili ve çoklu ilişkilerde herkes kendini mutlu etmeye çabalasa, bir diğerinin mutlu edilmesini kendi mutluluğu için vesile görmese…

      Örneğinizdeki arkadaş, sevdiğini mutlu etmek için bir şeylere “katlandığını” düşünüyor ise, yanlış orada. Katlanmak, kendini gerçeklemeyi ertelemek, mutluluk hakkını “nöbetleşe” kullanacağını ummak gibi biraz. Yumuşak, uysal ruhlu verici tip düşünüyor ki “Şimdi ben vereyim, sonra yeri gelince o da verir”. Bu tipler genellikle bütünlenmek için alıcı tipleri seçtiklerinden, hakkını teslim eden sonunda hep “sonsuz nöbette” kalıyor. Öteki alacağını alıyor ama bu da onun içsel boşluğunu dolduramıyor.

      Çünkü her birimiz kendi içsel boşluğumuzdan sorumluyuz, bunu insanın kendinden başkası, ne kadar derin olursa olsun sevgisi doldurabilir mi? Olsa olsa kaliteli bir sevgi kendi yolumuzu bulmamıza yardımcı olabilir.

      İşte bunu idrak etme yaşı kadında da erkekte de biraz geç geliyor. Ama geliyor ve daha olgun ilişkiler kurulabiliyor. Dolayısı ile kimse suçlu değil, büyüyoruz. Kaybederek öğreniyoruz. Yıllar geçiyor kaybettiğimizin değerini anlıyor ya da üzüntümüzün boşuna olduğunu görüyoruz. HER ŞEY OLMASI GEREKTİĞİ GİBİ OLUYOR.

      Yorumunuz üzerine baraj kapakları açıldı gibi oldu. Durmazsam sayfalar yazabilirim. Ziyaretiniz ve içten yorumunuz için teşekkürler, sevgiler.

       

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: