RSS

Türk’ün Payetli Kırmızı Cepken ile İmtihanı….

19 May

Ulusların özgürlük mücadeleleri  hep  askeri mücadeleler oldukları için, onu sonraki kuşaklara en etkili şekilde anlatabilenler savaşın tüm şiddetini bizzat yaşamış olanlardır.  Ama, genellikle, yaşanılan şiddeti unutmak istercesine, çok azını anlatırlar torunlarına. Gerisi bir kaç kitapta, tozlu raflarda kalır.

Ben dedemden, ninemden dinleyemedim milli mücadelemizin öyküsünü. Babaannem ıslattığı parmağı ile ekmek kırıntılarını sofra örtüsünün üzerinden toplar ve ağzına atardı. Savaş yıllarındaki müthiş yokluğu yaşamıştı.  Ne Ankara’nın ilk yıllarını, ne çalışan ilk kadınlardan biri olarak yaşadıklarını ne de Milli Mücadele’nin göbeğinde yer almış dedemden dinlediklerini paylaşmadı bizlerle.  Geçmişe değil ileriye dönüktü hep yüzü.  Yatakta uyuyan babamı uyandırıp, “Hadi arkadaşlarının yanına bakalım” diyerek üniverstedeki işgale yollayacak kadar da dünyadan haberli, sorumlu ve  uyanıktı. Hep gençti o anlamda. Cumhuriyet’in evden ve mutfaktan kurtarıp, yaşamın ortasında yer verdiği güçlü annelerden, etkin kadınlardandı.

Zaten galiba, mücadele sırasında yaşananların canlı ve başarılı aktarımı en fazla bir kuşak sürüyor. Ve sonra yerini hamasete bırakıyor.  Simgeler, semboller, posterler ve sloganlar ile desteklenen aktarımın özü çok çabuk kayboluyor. Aradan beş on kuşak geçince, aktarılan özgürlük öyküsü de onu yaşamamış olanlar tarafından aktarıldığı için, giderek sulanıyor.  Sulandıkça da, etkisini kaybedecek korkusu ile kendini öykünün bekçileri olarak konumlayan “anlatıcılar”  tarafından hamasete bulanıyor. Gözlerden yaş getirmek, iç titretmek, minnet duymak için duygusal ögelerle süslenince, gerçek özündeki güç erozyona uğruyor.  Görüyoruz işte… Hamaset, son kertede gençleri etkilemek için bir işe yaramıyor. Özünü aktaramadığın zaman, özgürlük de görüldüğü yerde tanımlanamaz, kavranamaz oluyor.  Bu da gözden kaybedilmesini, yok edilmesini kolaylaştırıyor.  Ne olduğunu bilmediğin bir şeyi kaybettiğinde de yokluğunu anlamaz hale düşüyorsun.

Benim için 23 Nisan, 19 Mayıs, 30 Ağustos gibi milli bayramların temel kavramı hepimize kazandırdığı “ulusal özgürlük”tür.  Mücadele öyküleri kadar ve onlardan daha da çok vurgulanması gereken ulusal direnişin sonucunda bizleri getirip bıraktığı yerdir.  Zira, badireler atlatan bir gemiden kumsala çıktığında, artık ileri yürümeye odaklanırsın.  O gemi 19 Mayıs’ta karaya yanaşmıştır.  Kutlanması ve yüceltilmesi gereken bir şey varsa yolculuk ertesinde hep birlikte katedebildiğimiz mesafedir. Atalarımızın özgürlük için savaşırken özlemini duyduğu neydi diye düşündünüz mü hiç? Güçlerini, inançlarını nasıl bir ülke, nasıl bir gençlik düşünden alıyorlardı acaba? Önemli olan bence bu düş ve nihayetinde vardığımız noktanın kutlanmasıdır.

Kutlanması gereken dünümüzden çok bugünümüzdür.  

Bugün önümüzden gençler geçti. Kırmızı saten bir gömlek üzerine, payetlerle işli cepken giymiş erkek çocukları, kafalarında ne idüğü belirsiz kırmızı, payetli taçları pek de utanarak taşıyan genç kızlar. Buradaki okulun öğrencileri…

Bir an önce, Gençlik ve Spor Bayramını, genç olmanın anlamını hepimizden iyi bilen gençlerin istedikleri gibi kutlayabilecekleri etkinliklerle donatmalarına izin vermek lazım. Yoksa, yaşamı boyunca eğlenmesini bilmeyen bürokratların tasarladığı giysiler içinde, Copacabana Night Club’ta uvertür şarkıcının arkasındaki dans grubu gibi giydirilmiş gençlere dayatılan eğreti bir kutlama anlayışı ile özgürlük duygusuna ve genç olmanın gönencine sekte vuruluyor. Yaşadığı süre boyunca asla kırmızı saten gömlek giymeyecek erkek çocuklarının, komik taçları başlarında sıkıntılı genç kızların ne olduğunu kavramadan yaptıkları zorunlu hareketlerle bayram filan olmaz.

Bırakın gençler özgürlük kavramının içini kendileri doldursunlar.  Bırakın, ne anlıyorlarsa 19 Mayıs’tan onu bize yorumlayıp, kendi dillerince aktarsınlar. Sokakları istedikleri gibi şenlendirmeleri için onlara olanak tanıyalım. Gençlik sokak demektir, eğlenmek demektir, mutlu ve coşkulu olmak demektir. Eğlenceleri stadlardan çıkardılar, okuldan da dışarı çıkartmak, sokaklara taşımak gerek bence.

Yarınlarımız  gençlerin sonsuz enerjisi ile kurgulanacak ve yaşanacak. Bizler onların yönettiği ülkede yaşlanacağız.  Gündelik yaşamımızı onların şekillendirdiği bir Türkiye’de geçireceğiz.  On sene sonra kırmızı saten gömlekli, payetli taçlar giymiş kız ve erkek çocukları işlerinde önemli konumlara gelecekler.

Onların bugünkü yaratıcı enerjilerini “özgür” bırakabilmeleri bizim özgürlük mücadelesinde ne kadar yol katedebildiğimizin de göstergesi olacaktır.  On sene, yirmi sene sonra bile baktıklarında sıkıntı ile anımsayacakları, komik fotoğrafların 19 Mayıs’ları olmasın özgürlük öykümüzün simgeleri. Özgür insanlar, özgür kafalar, her hangi bir şartlanmışlığa, hazır kavramlara boyun eğmeden yarınlarını kendi kurabilenlerdir.  Tıpkı dedelerimiz, ninelerimiz gibi…

Aktarma akıl ile  değil, kendi düşünsel üretimleri ile özgür olabilmenin önemini kavramalıdırlar.   Bunun için de onlara bir an önce özgürlükleri geri verilmelidir. Şimdi güven duyamazsak gençlere, bunu onlara hissetiremezsek, yarın çok geç olmaz mı?

19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı’mız kutlu olsun. Özgürlüğümüzün ilk adımını atanları minnet ve rahmetle anarak, geleceğimize bakalım. Hala çok işimiz var. Hala çok yolumuz var katedecek.

Reklamlar
 

Etiketler: , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: