RSS

Benim Adım Asım, Benim Adım Metin…

13 Mar

Filmi 30 yıl öncesine sarıyorum.   Üniversite birinci sınıf öğrencisiyim. Üniversiteler 12 Eylül’ün hemen ertesinde sterilize edilmiş yerler. Öyle ki doğru dürüst bir kantin bile yok; bir araya toplaşamayalım diye. Haliyle öğrenci kulüpleri filan da yok.  Üç beş iyi arkadaş kendi aramızda bir edebiyat  grubu kurmuşuz. Evlerde toplanıp kitap, şiir filan tartışıyoruz.  Birlikte öğreniyor, öğrendiklerimizi paylaşıyoruz.  İyi anımsamıyorum ama İshak Reyna idi galiba. “Ben” dedi “kitap fuarında Asım Bezirci ile tanıştım. Onu çağıralım bize,  Orhan Veli konuşalım.”  “Aaa, ne iyi olur.” dedik.

Şimdi düşünün, 55 yaşlarında, onlarca kitabı yayınlanmış bir yazarsınız.  İki tane 18-19 yaşında çocuk size gelip diyor ki “Bize çaya gelir misiniz? Orhan Veli konuşalım.”   Kaç kişi evet der Allah aşkına? Ama o ikiletmedi bile, kalktı geldi… Yüzünde mahcup bir gülümseme, mini minnacık bir adam. Kibarca bir koltuğa ilişti… Börek ve kurupasta yedik, çay içtik, konuştuk, gülüştük.  Hiç öyle kocaman, önemli biriymiş gibi yapmaksızın, bizimle, bizim çocuk dilimizde sohbet etti, anlattı, soruları yanıtladı. Bizim de ona hediyemiz, kütüphane araştırmaları  sırasında sanırım İshak’ın bulduğu, onun Orhan Veli derlemesinde yer almamış bir kaç Orhan Veli çevirisi olduydu. Öylesine mütevazı, sevimli ve sevgi dolu bir insandı.   Kendini edebiyat araştırmalarına vakfetmiş ve bunu maddi bir çıkar beklemeksizin yapan,  “odaklanmış” nadir insanlardandı.

Şimdi filmi on yıl ilerisine hızlıca saralım ve siz şu sahneyi gözünüzde canlandırın:

O mahcup, mini minnacık, ağırbaşlı  insanı bir grup ite kaka sokağın ortasına getiriyor.  Bağırıp çağırıyorlar. Sonra üzerine benzin döküp, kibriti çakıveriyorlar.  Dur demeye kalmadan, saçları, kirpikleri yanıyor. Üzerine hafif bol gelen, eskimiş giysileri alev alıyor. Paçaları tutuşuyor, eğreti duran kravatı… Eski, siyah ayakkabılarının bağcıkları alev alıyor. Her sabah okşayarak traş ettiği sakalları cızırdıyarak yanıyor. O çok sevdiğiniz mahcup gülümsemesi yanıyor. Ruhunda sakladığı ümitleri, gizli kalmış aşkları, kimseye açıklamadığı korkuları, yaşam boyu biriktirdiği bilgiler, kimsenin bilmediği daha yazıya dökemediği bilgelikler, bir türlü kırılmayan inadı, çocuksu ve çekingen neşesi yanıyor. Sesi yanıyor; ince, kibar, düşünceler yükleyerek, kılı kırk yararak sözcüklere döktüğü tümceleri yanıyor.  Alevler yükselince, kulakları, parmakları yanmaya başlıyor. Asım Bezirci yanıyor…

Benim  için olan buydu. Ve o gün 35 kere tekrarlandı bu vahşi ritüel. Aynı anda, bir otelin içinde boğulmaları, zehirlenmiş olmaları gözümde hiç bir şey değiştirmiyor.  Çünkü niyet, yapılmak istenen bu idi. Yapanı en çok tatmin edecek görüntü, amaçlanan bu idi.  Dört duvarın dışına çıkarınca, bağlamı bozunca, yapılan bu kadar vahşice bir şeydi. Ve 35 kere tekrarlandı.

Ve şimdi sözüm orada durup, içi kıpırdamadan “Oh oldu kafire!” diyene. O gün bunu 35 kere tekrarlayana… Ses çıkarmayana, kibrit çakana, gaz dökene, müdahale etmeyene, “Durun, bir parça Allah aşkı varsa içinizde, durun!” demeyene.   Al işte, ayna… Bu yazıyı okursan şayet bir gün, yaptığın işte buydu.

“Can”ımızı yaktın.

Sonra üzerine sinen is kokusu ile evine gidip, terliklerini önüne çeviren kızının başını okşayıp, hanımın kurduğu sofraya oturup, yemeğini kaşıkladın.  Ya da anan yanına geldi, gelecek ay evleneceksin ya, çeyiz hazırlıkları için senden para istedi.  Televizyonu açtın, sizden haberler… Memleket inledi.  Kendinden çok memnundun. Namaza durdun gece… Allah’ın istediğinin olduğuna inanıyordun… Belki hala da inanıyorsun…

O zaman sana bir haberim var; iyi dinle.

Kocaman bir günah işledin. Allah’ın bahşettiği canı, sevip koruyup, eseyip beseyip, nefesini içine üflediği, şah damarından yakınım sana dediği 35 mabedin her  birini küle çevirdin. Allah’ın kendinden bir çok nitelikler bahşettiği canları sen hoyratça çekip aldın.  Allah’ın varlığına karşı çıktın, yok saydın, değersiz gördün.  Onlar için, onlar aracılığı ile bizler için biçilen görevleri zamanından önce yok ettin.

Bu kendini  Allah’a eş koşmak değil de nedir? “Sen dur, ben senin adına bu işi hallederim” deme kibri değil de nedir?

Sana şu kadarını da söyleyeyim ki, kanun istediği kadar “Merak etme, bu konu aşındı, bitti gitti, unutuldu.” desin.  Sen zamanın yekpare ruhuna kanlı bir kesik attın. Zaman durdukça orada duracak ve sürekli zonklayacak. Ateşe her baktığında, her “Allah” diye içini çektiğinde, sakalını her sıvazladığında, her rekatında o kesik, senin de karnının orta yerinde zonklayacak.

Ta ki sen çıkıp “ben çok büyük bir hata etmişim” diyene dek.

Ve bir gün mutlaka diyeceksin. Ya torunun bir gün elinde Asım’ın Orhan Veli kitabı ile okuldan çıkıp gelecek, ya evladını Metin Altıok şiirleri okurken göreceksin, ya da biri Nesimi’den bir türkü mırıldanacak evde.  O zaman pişmanlıkla anlayacaksın ki sen de Asım’sın, sen de Metin.

O zamana kadar benim gibilerin ruhu bu korkunç acıya insanlık adına bekçi olacak.

Çünkü hepimiz Asım’ız, hepimiz Metin.  

Reklamlar
 

Etiketler: , , , , , , ,

12 responses to “Benim Adım Asım, Benim Adım Metin…

  1. erhan eken

    03/13/2012 at 14:39

    son derece duyarlı , iç kanatan bir yazı olmuş, her cümlesine ve kelimesine binlerce kez katılıyorum. düğümlendim. herşey o kadar kötüye gidiyor ki,
    erhan

     
    • Ebruli Kedi

      03/13/2012 at 14:45

      Dibine dek kötüye vurmadan, iyiye dönmeyecek korkarım yönümüz.

       
  2. Ebruli Kedi

    03/13/2012 at 22:19

    O güne dair arkadaşım Erman’dan:

    Evet kız kardeşim, daha dün gibi hatırlıyorum Beyazıt kütüphanesinde gazeteleri hep birlikte taradık, Orhan Veli’nin şiirlerini bulduk, hepsinin tek tek fotokopisini çektik, o şiirlerden bazılarının hiçbir yerde yayımlanmamış olduğunu ise İshak araştırdı ve buldu…. İshakların evine Asım Bezirci’nin geldiği gün kendisine bulduğumuz yayımlanmamış Orhan Veli şiirlerini teslim etmiştik, kitabın bir sonraki baskısında bunları ekleyeceğim demişti…………. Zeytinoğlu mahallesindeki o evde İshak çay demlemişti su kaynayınca düdük çalan çaydanlıktan………. düdük çaldı çayı demledik, sonra kekleri hep birlikte yedik, şiir okuduğunu da hatırlıyorum……. Asım Bezirci’nin üzerinde yeşil gömlek ve pantalonu vardı, bize dediki ‘ hanım beni bu toplantıya gönderirken, ne giyeceğime o karar verdi yani kıyafetimi o seçti, gençlerle buluşmaya gidiyorsun şık olmalısın dedi’ dediğini hatırlıyorum….. zaman aşımını yiyim….. bunu tarih yazdı Petek ne zaman aşımı……… galiba yalanın en çok söylendiği ülkede yaşıyoruz, kafamızda onları mahkum etmemiz ve unutmamamız bile en büyük cezadır…….. bro

     
  3. Nur

    03/16/2012 at 13:23

    Çok can yakıcı çok!
    Menderes’in meşhur lafıdır: ”Hafıza-i beşer nisyanla maluldür”. O zaman balıklara niye b.k atıyoruz ki? Unut gitsin,olan olmuş, boşver….
    Bir meşhur lafımız daha vardır :”Tarih tekerrürden ibarettir” Oldu da bitti maşallah, unut gitsin, sıradaki????
    Vah gidene, vahlar gidenlere de aynı (tariflerin yetmediği) zihniyetle bir yenisi bu kez kime/kimlere?
    Bu muhabbet karanlık çağlarda bitmemiş miydi?

    Hepimizin aynı kaynaktan geldiğini düşünmek bazen tiksindiriyor insanı

     
  4. Ebruli Kedi

    07/02/2012 at 17:27

    Reblogged this on Ebrulikedi's Blog and commented:

    Bugünü unutmamak ve unutturmamak adına Mart ayında yazdığım bu yazıyı yeniden yayınlamak istiyorum… Unutulmadınız….

     
  5. turkkusu

    07/02/2012 at 17:43

    okudukça bugün’den dün’e düştüm… dün’den bugün’e geleyim dediğimde de gün’e tosladım… çıkış kalmadığını görmek, dönüş olmayacağını da anlamak ne tarifsiz bir duygu…

     
    • Ebruli Kedi

      07/03/2012 at 00:33

      Hakan’cığım,
      Her durumdan bir çıkış vardır. Umutsuzluğa yenik düşecek göz yoktu bizde o zaman da, şimdi de yoktur aslında ama sanırım biraz bezgin olma hakkımızı kullanıyoruz şimdilerde…
      Sevgilerimle

       
      • turkkusu

        07/03/2012 at 15:25

        aynen öyle, bu “hak” çok hoşuma gitti… 🙂

         
  6. Uğur Berkman

    07/02/2012 at 21:15

    Bende bu gün gibi hatırlıyorum o güzel adamla buluşmayı, sonrasında Ishak görüşmeyi sürdürmüştü, hatta ben o aralar şiir yazdığım için beni gaza getirip “oğlum biraz çalış üstünde, götürüp Asım hocaya göstereceğim demişti ve bende gaza gelip karalamıştım bir şeyler, götürüp götürmediğini hatırlamıyorum ama bize ilham veriyordu o ve onun gibi adamlar, sonra kendi karanlıklarını ağarttıklarını sanıp bir kör kibritle canına kıydılar, aldıkları onun canıydı ama aynı zamanda kör kuyularda saklı kalan kelimeleri de öksüz bırakmışlardı, ondan sonra kim araştıracaktı ki o kadar içten o kadar nezaketle karanlıkta bekleyen o dizeleri, kim…

     
    • Ebruli Kedi

      07/03/2012 at 00:34

      Uğurcuğum,
      Değerli yorumun için teşekkür ederim. İnşallah sizlerin çocukları bu boşlukları dolduracak gibi iyi yetişirler ümidindeyim.
      Sevgiyle,

       
    • Orhan

      07/02/2014 at 23:46

      Bende o gunü dün gibi hatırlıyorum,Asım bey hepimize en sevdiğiniz Orhan Veli şiirini okutturp içinde bulunduğumuz ruh halimizi tahlil etmişti,Nur içinde yatsın , yanılmıyorsam edebiyat hayatını sürdürebilmek için bir dönem finans sektöründe çalışmak zorunda kaldığını söylemişti

       
      • Ebruli Kedi

        07/03/2014 at 10:35

        Herkes nasıl da farklı ayrıntıları anımsıyor. Sağol Orhancığım.

         

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: