RSS

Kendine İnanmak

04 Mar

Bakın Ralph Waldo Emerson ne demiş “Self Reliance – Kendine İnanmak”  isimli denemesinde.

“Kişi ozan ve bilgelerin ışıltılı dünyasından çok,  kendi içinin derinliklerinden doğarak zihninde çakan ışık huzmelerini gözleyip, farkına varmayı öğrenmelidir.  Ama nedense, farkında olmaksızın, sırf kendine ait olduğu için kendi düşüncelerini görmezden gelir.  Dahilerin her bir eserinde reddettiğimiz kendi düşüncelerimiz ile karşılaşırız; yabancılaşmaya bağlı bir ululuk hissi ile bize geri dönerler. Aslında büyük sanat eserlerinin bize öğretebileceği bundan başka, daha büyük duygusal bir ders yoktur.  Kendiliğinden oluşan izlenimlerimize iyi huylu bir eğilip bükülmezlikle bağlı kalıp, dışarıdan gelen sesleri öte tarafta bırakmamız gerektiğini   öğretirler bize. Yoksa, yarın öbür gün, bir yabancı bizim ezelden beri duyumsayıp, düşündüklerimizi ustaca bir dille ortaya koyduğunda, kendi görüşümüzü bir başkasından dinlemek zorunda kalmanın utancını yaşarız.”

Emerson bana göre çok önemli bir bilge kişi. Nietzche’den Cibran’a bir çok düşünür onun aşkın görüşlerinden etkilenmiştir.  Kişinin özündeki tanrısal ışığa inanıp, güvenmesi gerektiğini öğütler sürekli.

Onca güzel düşüncesinden neden bu paragrafı alıp seçtiğime gelince:

Internet üzerinde paylaşımlar, sosyal medyadaki gelişim, bloglarımız aracılığı ile ortaya koyma cesareti gösterdiğimiz duygu ve düşünce iklimlerimiz, bunlar aracılığı ile  kurduğumuz dostluklar… Hepsi bize insanlık tarihinde daha önce hiç olmadığı denli büyük bir açılım sağladı bu farkındalığı geliştirip, paylaşmamız için. Bunun çok önemli olduğunu düşünüyorum.

Evet, çoğu aktarımlar “kes-yapıştır” formatında belki hala ama kese yapıştıra bir çok insan, oradan buradan görüp, beğenip, sürekli terennüm eder hale geçtikleri şeyleri bir gün gelip de deneyim olarak karşılarında bulunca, farkındalıkları da gelişir diye ümit etmekteyim.

Kes-yapıştırlar dışında, özgün paylaşımlar da çok fazla.  Dünyanın her yerinde, yaşamın değişik köşelerini tutmuş binlerce insan sürekli  yazıyor, okuyor, besteliyor, fotoğraflıyor, çiziyor ve bunları diğerleri ile paylaşıyor. Birlikte bilgiyi, duyumsamayı büyütüyor.

İnsanoğlu bir bütünün ayrı işlevlere sahip hücreleri gibi, ayrıksılığını ve farklılığını koruyup, ama  bir arada işlev görmeye başladı sanki.

Farkındasınız değil mi?

Ama insanız yine de… Bir düşünce kıymığı batıyor beynimin köşesine.  Acaba düşünce özgünlüğümüzü titizlikle korumak yerine, bu paylaşımların güzel rüzgarı ile, birbirimizden çok mu fazla etkileniyoruz diye?

Ne dersiniz?

Reklamlar
 
4 Yorum

Yazan: 03/04/2012 in İnsanlık halleri

 

Etiketler: , , ,

4 responses to “Kendine İnanmak

  1. guguk kuşu

    03/04/2012 at 13:39

    kahvaltımı yaptım, fatma pınarın kahvaltısını da yaptırdım, altını değiştirdim…oturdum bilgisayaraın başına, açtım bloğu, bakalım pencerelerimden görünen manzaralar nasıl?? hımm petek burda, konu başlığı çok cazip buarada ilgimi çekebilecek başka bir yazı onu da tıkla, sonra kendine inanmak yazısını okumaya başladım, okurken hızlıca kelimeleri atlaya zıplaya okuduğumu farkettim sonra yazının uzun olup olmadığını kontrol ettiğimi, aklımda diğer pencereler….ama böyle yaparsam bu paylaşımların bir anlamı olmayacağı farkındalığı yapıştı yakama sağolsun ve durdum, sakin sakin gerçekten anlamaya çalışarak yazını okumaya başladım yeniden. Öncelikle teşekkürler emerson ile tanıştırdığın için makalesi çok hoşuma gitti. Çünkü ince noktalar basit kolay anlaşılabilir cümlelelerle kelime kalabalığına boğulmadan sunulmuş. mesela: sırf kendine ait olduğu için kendi düşüncelerini görmezden gelir. Çok etkilendim, biran düşündüm ve binlerce düşünce sardı beynimi ama ben onlara takılmadım cümle gereken etkiyi göstermiş ve görevini yapmıştı. Sonra kendiliğinden oluşan izlenimlerimize iyi huylu bir eğilip bükülmezlikle bağlı kalmaya dair cümle, işte orda saygıyla eğildi herbir hücrem, en çok da iyi huylu dik duruş en önemli ksmıydı, yine binlerce cümleye değer. ve sonunda “kendi görüşümüzü bir başkasından dinlemek zorunda kalmanın utancını yaşarız.” İşte bu dediğim an…..

    Kes yapıştırlarla karşılaştığım anlarda içimdeki rahatsızlığı farkedebiliyorum, kim bilir ben de yapıyorumdur…ama senin bakış açın da fena değil, belki bu bir öğrenme ve açılım sürecinin bir parçasıdır ve böyle olması gerekiyordur yadsımamak lazım. Biliyor muydun radyasyondan en az etkilenen hücreler farklılaşmasını tamamlamış, hat safhada özelleşmiş, bölünme fonksiyonu olmayan sinir ve kas hücreleridir. Yazın aklıma bunu getirdi.

    Etrafımız bilgi dolu, birbiri ile uyumlu olanlar, taban tabana zıt olanlar…..bunları değerlendirirken ne reaksiyonel bir defansla yaklaşmak, ne şuursuz kabullenişle yaklaşmak doğru değil, bütün bunların içinde kendimizi bilmek, ne olduğumuzu, bunu koruyabilmek ama evreni izlemeye devam etmek, bazen uyumlu fikirler, bazen aksileri ile karşılaşmak ama hepsini izlemek; onaylamak ve reddetmek bağından sıyrılarak.

    Çok güzel bir yazıydı çoook. teşekkür ediyorum.

     
    • Ebruli Kedi

      03/04/2012 at 14:17

      Ben teşekkür ederim, yorum yaptığın için. Emerson’ı kendi dilinde okurken not almıştım. Çevirirken titizlendim. Memnun oldum anlaşılır olduğuna.

      Verdiğin hücrelerle ilgili bilgiye bayıldım; farklılaşmasını tamamlamış hücrelerimiz ile ilgili olan. İşte bizim de farklılaşmamızı tamamlayıp, bu ayrıksılığımızdan korkmadan ortaya koyup, nesnel bir duruş kazanmamız ne kadar önemli. Son paragrafta da dediğin gibi.

      Geçen gün http://zeynepcelen.wordpress.com da ilginç bir yazı okumuştum, pacemaker kalp hücreleri ile ilgili bir bilgi vardı. Tek başına ritm tutturamayan bir kalp hücresinin yanına bir diğer kalp hücresi daha gelince ritmik atmaya başlıyormuşlar. Galiba herşeyin yanıtı doğanın sunduklarında gizli. 😉

      Sevgiyle, güzel bir pazar günü dilerim.

       
  2. bernacan

    03/05/2012 at 15:40

    Önceki yazınıza da yorum olsun, öncelikle geçmiş olsun diyerek başlayayım. Umarım iyisinizdir artık.
    Zeynep çelen’in bahsettiğiniz yazısı beni gerçekten çok etkilemişti. Belki kalp hücreleri gibi, diğer hücrelerin de yaşamaya devam edebilmek için birarada olmaya ihtiyacı vardır. Ve tam da bu sebeple, Emerson, Nietzsche kelimelerin okur okumaz yazının frekansına bırakıvermişimdir ben de kendimi. Bu yazı, türdeşim bir hücrenin atışı gibi. Ellerinize, yüreğinize sağlık.

     
    • Ebruli Kedi

      03/05/2012 at 16:07

      Çok teşekkürler, giderek iyileşiyorum. Yazımın size bunları düşündürmesi beni mutlu etti. Yorumunuz için teşekkür ederim. Evet, aynı bedenin hücreleriyiz hepimiz ama işlevlerimiz farklı. Türdeş olduklarımızla da işte bazen böyle yollarımız kesişiyor.

       

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: