RSS

Tarlabaşı’nda Bir Beyaz Kedi Olmak…

12 Şub

Biliyorsunuz Tarlabaşı yok edilecek… Bu bile tek başına şehrimiz için travmatik bir darbe olacak. Sonra Taksim Meydanı nasibini alacak.  Sulukule öldürülüp, leşi yerlerde sürüklendi, bitti gitti zaten.

Gentrification” deniyor buna.  Tam sözcük çevirisi ile “soylulaştırma”.  “Gentry” (kibar, paralı beyler) hoyratça gelip vaktiyle kendisinin olanı haşırt diye geri alacak… Peasantry (Parasız, topraksız köylüler) yine topraklarından sürülecek, gidip şehrin dış çeperine sığınacak… Kimbilir, yüz yıl sonra belki yine aynı gidiş geliş yaşanacak. Bir nevi şehrin nefes alıp vermesi gibi bir şey bile olabilir sanki…

Bizde tarihsel anlamda bir soylu sınıf katmanı yok ama “soylulaştırma” bizim kültürümüzde de pekala oluyor.  Tüketebileni “soylu” sayan bu düzende parası olanın, “soysuz” saydıklarını sığındıkları, yaşadıkları yerden sürüp çıkarması demek bu.  Bir bölgeye tüketim gücü yerinde olan insanların yerleşmesi ile fiyatların, kiraların artması ve o bölgenin yerlisinin artık “tüketemez” oldukları için yaşadıkları yerlerde barınamaz olmaları demek. Bu işler başka yerlerde yavaş yavaş böyle oluyor. Biz ise beklemeye tahammülü olmayan, yeşil ışık yanar yanmaz dıt kornaya basan bir halkın ahvadı olduğumuz için, TOKİ, goblinler gibi ön saflarda,  hoyda-bre, pata küte girişiveriyor soysuzlara… En hızlı tarafından.

Yerinden sürülüp çıkarılan insanlar, “gentry”nin vaktiyle terk edip gittiği eski binalara, mekanlara zaten hiç bir şey “tüketemedikleri” için sığınmışlar ve bir yaşam kurmuşlar.  Yaşadıkları yerler aslında çoğu kere kentin eski göbek dokusu içinde yer aldığından, merkezi konumda ve emlak bedeli olarak aslında değerli olması gereken yerler. Değerlerinin farkına varılınca, hummalı bir “toplum mühendisliği” çabası sayesinde evleri ellerinden alınıyor.

Zaten dar-ı dünyada hiç bir yer kaybedenlere ait değildir. Hiç bir şey onların değildir bu dünyada; kaybedecek kendilerinden başka hiç bir şeyleri yoktur.

Ali Öz’ün Tarlabaşı fotoğraflarına bakıyorum saatlerdir.  

Hiç tanımadığım, hiç bilmediğim ama sözcüklerini seçebildiğim için çok da yabancı gelmeyen, tahminlerime, varsayımlarıma dayanarak yorumlamaya çalıştığımda ise beni güm diye kıç üstü oturtan bir dünya bu… Biraz Amores Perros, biraz Biutiful, çokça Ağır Roman.  O filmleri seyrederken hangi duygulara kapılmış isem, bu fotoğraflar da bana aynı duyguları yaşatıyor. Mislisiyle… Çünkü ucu yüreğime bağlı, birazı da bende olan, benden, bizden, sizden çok şeyler var onlarda.

Bu usta işi fotoğraflara bakarken İstanbul’da bembeyaz bir sokak kedisi gibi hissediyorum kendimi…  Sıcak evinin camından sokağa bakan…  Ama öyle bir şey de var ki içimde, hani kader bir an için, bir yerde aleyhimde tökezlemiş olsaydı, o barda masa üzerinde fotoğrafçıya poz veren beyaz kedi ben olabilirdim dedirten fotoğraflar bunlar.

Ne zor olurdu bembeyaz kalmak Tarlabaşı’nda… Bir süre sonra temiz kalmak için yalanmaktan vazgeçerdim.  Bu insanların yaptıkları da o mu acaba?…

Fotoğraflara yapılan yorumlara baktığımda çoğu insanın “Ah canııım, yazık” yorumlarına saplandığını, bir kısım insanın ise “Çok elitsin yaaa. Alooo, elitizm iyi bir şey değil!” tonunda onları azarladığını gördüm. Bir kısım insan ise sadece resimlerdeki kedileri görmüş, onlara “Ah canııım” yapmış. Ne ilginç değil mi? Tam bir psiko-sosyal inceleme konusu olurdu bu yorumlar.

Bu üstten bakma, bu “Camdan-Bakan-Beyaz-Kedi” psikolojisi, kendini “soylu”, onu “soysuz” sanma yanılgısı iyi değil bence de.  Kendi yaşamını ve şansını üstün gören, olgunluktan uzak bir üstten bakış, yaşamı toptan yanlış algılayış değil mi? O fotoğraftakinin direncini, yaşama tutunuş öyküsünü, insan oluşunu es geçip, onu neredeyse sahipsiz sokak hayvanlarına eş bir yere koymak… En hafifinden “Ayıp!

Bir de fotolara bakarken onlara kendi meşreplerine göre acıma dozu yüksek ya da durumu komple ıskalayarak,  sevgi dolu öykü biçenler yok mu?  Ve bu kendi uydurdukları öykülere salya sümük  duygu selleri ile kapılanlar? Bu bakış açısı bana daha da tehlikeli ve iyice eksik geldi. Baktığına varsayımlar çerçevesinden yenir yutulur bir öykü yakıştırmak, baktığını kendi için daha katlanılır kılma çabası… O karede gördüklerine katlanamadığı gibi, karedekinin yaşam boyu, her gün nelere katlanmak zorunda olduğunu dahi düşünmeme kolaycılığı… Öyle ki, yazdığı cümlenin ardından sanki hemen yanındaki arkadaşına dönüp, “Hep diyordum ben… Keşke Tarlabaşı’nda eski de olsa bir ev almış olsaydım vaktiyle. Bak nasıl prim yaptı,” diye ikinci bir duyarsız cümleye geçecek.

Anlaşılıyor ki, baktığı şeyi olduğu gibi, genel çerçevesi içerisinde  “görmek” de cesaret işi… Aslına bakarsan yaşamda her şey cesaret işi… Ve bu “soysuz” sanılan insanlar yaşam karşısında senden benden daha cesur… Kelle koltukta yaşıyorlar çünkü kendilerinden başka kaybedecek bir şeyleri yok. Bunu görebilmek ve biraz olsun haklarını verebilmek gerek… Şimdi sen onu “Aah canıım” larınla sokak kedisi konumuna indirgediğinde, elinden sahip olduğu tek şeyi; “kendi”ni de hoyratça çekip, almış olmuyor musun? En hafifinden “Ayıp” diyorum bir kere daha…

Biri bir başkasına yanıt olarak demiş ki “Şahit  olamadığın zaman, yargıç oluyorsun.”  Çok doğru. Oradaki yaşamları içeriden bilemeyince, gördüğün her şey sana “soysuz” geliyor.  Tek yaşanabilecek yaşam kendininkiymiş gibi üstten bakmaya başlıyorsun. Ve esas kötüsü de ne kadar üstten baktığının, boş kibrinin, konumunun şansa bağlılığının asla farkına varmıyor olman.

“Bence böyle yani…” diyeyim de  öyle bağlayayım ucunu yüzer gezer sözcüklerimin.

Ali Öz içine daldığı dünyalara sevgisiz kal(a)madan yorumlamış Tarlabaşı’nı.  Sahici, mış gibi yapmadan bakmayı denemiş. İyi bir foto muhabiri gibi, mesleki bir alışkanlıkla, o andaki durumu yansıtmış.  Yorumlamadan bizlere sunmuş ki biz yorumlayalım.

Bu yüzden bir çoğumuzun içine işledi kareleri.  Bir kısmımız “Yazık yazık… Ah canıım…” dediler.  Bir kısmımız da “Elitist n’olcak…” diye onlara kızdılar.  Bir kısmımız ise sadece beyaz kedileri gördüler karelerde…

Yine de iyi oldu bu tartışma… En azından varlıkılarının farkına varıldı kısa bir süre için bile olsa. Ali Öz de bunu istiyordu çünkü demiş ki:

“Bütün bu heyecanlar, koşturmacalar niye?  Çünkü yaptığım işin kutsallığına inanıyorum. Ben yaptığım işe politik belgesel diyorum. Savaşa karşı olduğum için savaş fotoğrafı çekiyorum. Açlığa karşı durabilmek için açlığın fotoğrafını çekiyorum. Ezilmişlerin, haksızlığa uğramışların fotoğrafını çekiyorum.”

Buyurun sizler de kendi pencerenizden Ali Öz’ün sunduklarına bakın.
Buradan lütfen:

https://www.facebook.com/media/set/?set=a.342548705784369.79502.119575524748356&type=3

Ve sonra buradan:

http://www.fotoritim.com/yazi/ali-oz–ben-bir-foto-muhabiriyim

Reklamlar
 

Etiketler: , , , , , , , , ,

6 responses to “Tarlabaşı’nda Bir Beyaz Kedi Olmak…

  1. Şeniz Pamuk

    02/12/2012 at 21:12

    Ne kadar yakın, aslında ne kadar uzağız

     
    • Ebruli Kedi

      02/12/2012 at 22:02

      Yaa, hele sizin burnunuzun dibi sayılır… Fotoğrafları çok başarılı buldum ben. Zor iş o kadar içeriden bakış yakalamak.

       
      • ali öz

        01/31/2013 at 21:19

        sevgili Ebruli kedi başıma iş aldım tarlabaşının kitabını yapacağız ve zamanımız çok dar, senin yazını iznin olursa kullanmak isterim. ya da bu konuda bir yazın olursa kullanmak isterim. İletişim bilgilerin olmadığı için buradan yazıyorum… bana faceden cevap yazabilirsin. sevgiler.

         
        • Ebruli Kedi

          02/01/2013 at 00:08

          Ali bey size mesaj atacağım..

           
  2. Ayşe Mine

    02/25/2012 at 08:45

    Müthiş bir yazı !…

     
  3. arkadaş

    05/17/2012 at 09:51

    süpersiniz teşekkür

     

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: