RSS

Eskici seven kedinin öyküleri…

07 Oca

Son üç haftadır kendimi sürükleyerek kalkıyor, sürükleyerek dışarı çıkıp, sürüklenerek de geri dönüyorum. Nedensizce çok yorgunum. Bildiğim tüm çareleri denedim. Spor yaptım, vitamin aldım, beslenmeme dikkat zaten ederim, resim yaptım. Olmadı, hala sürünüyorum. Değişken havalardan herhalde. Bir de ömrümde ilk defa kontrolü elden bırakmış olmakla ilgisi olduğunu düşünüyorum. Bu kadar kontrolsüz yaşamaya bünye tepki gösteriyor sanırım.  Onbeş yıllık ofisi boşaltıp hala dosyaları kolilerden çıkartamayınca, diken (kolilerin her biri diken gibi) üzerindeyim dört aydır.  Neyse, az kaldı. Ev ve işyeri bir araya gelince, İstanbul’un trafiğinden kurtulacağım temelli.

Taşınacağım eski evin (“yaşlı kızım” diyorum ona ben) tamirat işleri henüz bitmedi.  Bitti gibi olmuştu ama her yer boyanınca, başta idare eder gibi gözüken mutfak ve banyo dolapları gözüme köhne gözükmeye başladı. Şimdi yenileri yapılıyor.  İş uzadı tabii ve alt kat sil baştan ele alındı.

Ayağına kadar gelince insan tüm şikayetlerini bir bir sıralar ya doktoru bulmuşken, benim kız da bir bir şikayetlerini sıralıyor. Son yağmurlarda dam aktı yeni boyanmış yerlerin üzerine. Bir de mutfak duvarında hafif bir sızıntı… Günlerce nedenini aradık. Sonunda halloldu ki duvar kurudu.

Herşeye iyi yönünden bakmaya alışık olduğumdan bu terslikleri de hoş karşıladım. Taşınıp da her şey yerleştikten sonra değil, ev daha boşken ve tamirat sürerken bunların olması iyi şans değil de nedir? Kızım benim; iyi huylu kızım. Şu şikayetim de var diye tek tek gösteriyor bana… Neyse, bugün itibarı ile dam da tamir edildi. Ay başında evi boydan boya kaplayan asmanın budanması ile zorunlu hareketler bitip, artistik hareketlere geçeceğiz.  Şimdiye dek uyumlu bir gösteri sergiledik diye mutluyum.

Sistre bitince yerdeki kaç yıllık olduğunu bilemediğim eski ve geniş rabıtalar ipeksi, muhteşem bir görüntüye kavuştular. Üstüne halı bile  koymak istemeyeceğim bir süre. Ahşabın yaşayan güzelliğinin tadını çıkarmalı.  Bizim parkecinin sevimli oğlu (ki poliüretan dolgu yapıp yapmamak konusunda benimle ve babası ile çok çekişti ve beni razı etti. Bir odayı babası çıta ile tamir ederken evin diğer taraflarında ikimiz oyumuzu poliüretan dolgu yönünde kullandık. Sonuç çok güzel oldu. Çıta ile dolgu da güzel oldu ama… Ona orijinal ahşabın değeri üzerine uzun uzun diskur geçmiştim. Yaptığımız işi kendi de beğenince, tutmuş bir klip yapmış. Youtube’a koymuş reklam olsun diye. “Abla, sizin konağı koydum Youtube’a” demez mi? “Ne konağı yahu? Orta halli bir ev işte.” “Konak mı kaldı artık abla? Bu konak sayılır.” diye fikrinde inat etti. “Oğlum, üç artı bir konak mı olur?” dedim. Bir de şarkı döşenmiş altına… Hey Allahım… Yaptığı videoda bana ve orijinal olana dokunmama duyarlılığımıza gönderme yaptığını görüp sevindim bir şeyler öğrendi benden diye. Ben de ondan poliüretan dolguyu öğrendim. Kazan-kazan durumu oldu yani.

Cumbanın içine koymak için kocaman yastıklarım var.  Cumbaya oturunca, yolun sonunda bazen deli bir nehir gibi akan Boğaziçi gözüküyor. Evin denizi gören tek köşesi orası. Şimdiki evimin manzarası ile boy ölçüşemez ama bu kızın yeni yetme apartman dairelerinde olmayan bir karakteri var. Ben de ona aşık oldum işte.  Bir de şöminesi var. Benden öncekiler içinde gazete kağıtlarına sarılı kozalaklar ve bir kaç kütük bırakmışlar hemen yakmak isterim diye. Ne düşünceli bir davranış.

Kocaman bir mutfak yapıyoruz. Kızımla misafirler ağırlayacağız çünkü.  Yemek tarihi konulu bir dizi söyleşi akşamı yapmak var aklımızda. İlk sene için 52 konu belirledik.  Konular çok çekici. Yıllar içinde yemek kültürü ve tarihi üzerine okurken bana çekici gelen konular ve arkadaşlarımın ilginç buldukları konuları sıraladık.  Her birinin uzmanı, bilir-kişisi hangimiz ise o anlatacak veya anlatıp pişirecek, biz dinleyeceğiz ve yiyeceğiz. Böyle bir plan var kafamızda.  Bu yüzden oniki kişi rahat oturacak, dişbudaktan masif  bir yemek masası yapıyor Kaan bize.

Ben de eski ama rahat sandalyeler bulmak üzere Kadıköy’deki eskicileri arşınladım iki gün önce. Ali’ye gittim ilkin.  Ali beni anlıyor çünkü. Nelerden hoşlandığımı biliyor artık. Aradığım şeyleri tarif ediyorum, o bulup çıkarıyor bir yerlerden. Tozlu, herşeyin üst üste olduğu bir işliği var alt katında. Birlikte iniyoruz. Ben bazı eşyaları stilinden tanıyabiliyorum artık.  “Ali, şunu indir, bir kazıyalım boyasını, altından ne çıkacak merak ediyorum” diyorum.  Bazen de o telefon edip, “Abla şöyle şöyle bir şey var, sen seversin” diyor.  Bu gidişte de altı adet orijinal Thonet damgalı sandalye buldum ama pahalı geldi. Aramaya devam. Uygunu çıkar gelir bir yerden. Biliyorum. Hep öyle olur. Eski pirinç bir askılık buldum, portamanto sevmiyorum çünkü. Bir tunç havaneli, bir bakır çiçek sulama kovası. Bir de emaye, içinde kuş deseni olan tepsi. Son üçü değersiz ama nostaljik şeyler. “Al, senin olsun abla” dedi Ali. Yıllar içinde ben de Ali’ye çok müşteri kazandırdığım için, ufak tefek hoşlukları esirgemiyor düzenli müşterisinden. O aslında çok maharetli bir sedefkar ama bu işten ekmek yemek zor olduğu için eski eşya alıp satar olmuş.

Sonra dönüş yolunda, eski lambalar satan bir dükkanın önünden geçerken, kenarda duran, gösterişsiz ama  Art Deco’nun muhteşem hatlarına sahip minyon, beyaz bir lambaya çarpıldım. Resmen gözlerimi alamadım. Bir eşyaya ilk kez böyle aşık olduğumda, şimdi salonda duran eski yemek masası beni eve kadar izlemişti. Sonra gül ağacından bir büyük sehpaya ve en son olarak da iki Thonet koltuğa aşık olmuştum.  Eski eşya illa pahalı olmak zorunda değil.  Neredeyse hepsini Mudo’da satılan eşyalardan  daha hesaplı fiyatlara alabiliyorum. Üstelik en az yüz senelik, sapasağlam, yaşanmışlıkları olan eşyalar bunlar. Bunları modern eşyalar ile harmanlayarak kullanıyorum. Eski eşyalar modern kumaşlarla günün çizgisine uydurulabiliyor. Onları eve getirdiğinizde, üzerindeki eski enerjiyi temizleyip, kendi enerjinize uyarlamanız gerek ama. Bunu da nasıl yaptığımı başka yazıda anlatırım.

Gözlerim ışıl ışıl, lambaya bakarken, dükkan sahibine dedim ki “Lambanız ve ben birbirimize aşık olduk.  Seninle eve geleyim diye nasıl yalvarıyor, siz de duyuyor musunuz? Bu fakir kız Allahın emri ile lambanıza talip. Lütfen insaflı olun ve birlikteliğimize taş koymayın…”  Adam şakadan anlıyormuş. İşine de aşık biri olduğu çıktı ortaya. Lambayı çok sevdiğimi görünce epey bir indirim de yaptı. Ama yıldız falım “bu aralar dikkatsiz harcamalar yaparsanız, bir ay sonra, ben bunu ne demeye aldım diyeceğiniz şeylerle eve dönme riskiniz var” yazdığı için şimdilik aşkımı kalbime gömüp, adamın kartını alıp, beklemeye karar verdim.  Bir kaç kendimi ikna turu yaparım, hala aşıksam bir hal çaresi bulunur elbet. Gide gele satıcılar hep fiyatlarını yarı yarıya indirirler. Deneyimle kanıtlanmıştır.

Bu arada huzurevinde yalnız ölen, yaşlı bir ressam hanımın tablolarına rastlıyorum Ali’nin dükkanında.  Akademiden mezun olmuş, ömrünce hep resim yapmış ama hiç sergilenmemiş. Öldükten sonra evrakı metrukesi arasında bu resimler (400’e yakınmış) “ben bunları sergileyeyim, belki prim yaptırırız” diyen biri tarafından alınmış. Akıldan önde giden plan yan gelmiş, sergilenip satılmayınca, resimler eskiciye düşmüş. Uyduruk şeyler sanmayın. Bayağı usta işi. İki sene içinde gide gele dördünü eve getirdim, ikisini de anneme hediye ettim. Hala alasım var.  Ben de resim yapmaya çalışıyorum ya… Bu yaşlı hanımın eserlerinin onları seven birileri aracılığı ile yaşamaya devam etmesini arzu etti gönlüm.

Ya işte böyle eskici hikayeleri… Oldum olası eskici dükkanlarında eşinmeyi severim. Bakalım daha neler çıkacak karşımıza. Yaşlı kızla birlikte çıktığımız yolculuğumuz devam ediyor. Pehlivan tefrikası gibi oldu bu şimdi. Yedi kısım tekmili birden. Ne bileyim, paylaşmak istedim işte heyecanımı.

Mutlu bir haftasonu dilerim herkese… Hava iyi olursa, keyfim de yerinde, ben yarın yine eskicileri dolaşırım belki. Heyecan verici bir şeyler bulursam, onu da anlatırım.

Reklamlar
 
11 Yorum

Yazan: 01/07/2012 in İnsanlık halleri

 

Etiketler: , , ,

11 responses to “Eskici seven kedinin öyküleri…

  1. Saba

    01/07/2012 at 13:12

    Heyecanla “yaşlı kızın” ile beraber geçireceğin günleri bekliyorum. “Yaşlı kızı”nı sadece sen değil biz de seninle paylaşacağız gibi. Hatta “yaşlı kızı”nın bazıları için buluşma bazıları için kaçış bazıları için kaybolma bazıları için deneyim yeri olacağını hissediyorum. Telefonda da dediğim gibi, Ferzan Özpetek filmlerinde olduğu gibi geniş ve uzun bir masada ne sohbetler yapılacak, ne hikayeler ortaya çıkacak çok merak ediyorum. Sevgiler.

     
    • Ebruli Kedi

      01/07/2012 at 14:58

      Ya bence de, sanki öyle gibi. Millete diyorum ki çalışıyorsam, rahatsız edilmek istemezsem merdivene bir süpürge koyarım, yukarı çıkmazsınız ama kapım dost seçtiklerime her zaman açık olur zaten. Zaten geçen gün mahallede hep çakırkeyf (diyelim) bir adam var, bir de köpek almış peşine içeri girip partiye dahil oldu (köpecik değil tabii ama o da böreklerin tadına baktı ;-)). Gönderemedim, kıyamadım. Adam önce kibar anacığımı esir aldı, bir arkadaşım gidip kurtardı. Sonra dans edenlerin arasına karışıp “Tek yol devrim” diye slogan atınca, babamın elinde kalacaktı, merdivenlerden yuvarlanacak diye epey korktum bir ara… Ferzan Özpetek ile Fellini karışımı, az biraz vodvil soslu bir durum olur bizimkisi. Gece yarısı gecelikle bisiklete binerek püfür püfür yokuştan aşağı indiği görülmüş bir tatlı komşumuz var mesela… Amarcord’un Volpina’sı gibi ama yaşı nedeniyle artıkın hafif hormonlusu… Bendeniz de şapkalarım ile Gradisca olayım bari diyorum… Sevgiyle. Beklerim. ;-))

       
  2. elvan

    01/07/2012 at 13:50

    Fiziksel enerjinde düşüş olmasına rağmen (zaten hangimizde yok ki!) ruh enerjinin, yaşama bağlılığının, iyimserliğinin hep yüksek tempoda olması ne güzel… Hep böyle kal

     
    • Ebruli Kedi

      01/07/2012 at 14:47

      Elvancığım sağolasın. Biraz da memleketin ve yakın coğrafyanın neşrettiği olumsuz enerji insanı böyle yapıyor. Bakıyorum herkes aynı anda benzer şeyler hissediyor.

       
  3. Fuliyama

    01/09/2012 at 12:35

    Ne güzel bir yazı, ne kadar tanıdık, güzel bir insan. Seninle karşılaştığıma çok memnun oldum sevgili Ebruli Kedi! Hoşgeldin, hoşbuldum….

     
    • Ebruli Kedi

      01/09/2012 at 14:22

      Hoşgeldin ve pek çok sevindim hoş bulduğuna.

       
  4. keshishadam

    01/10/2012 at 13:57

    Afedersiniz biraz önce ben ne okudum? İçinde hayal kurup, uzaklara gidip geri geldim resmen…

    Masaldı galiba 🙂

    Şuan işyerindeyim nasıl iyi geldi ve ruhumu okşadı ki anlatamam…Elinize sağlık.

     
    • Ebruli Kedi

      01/10/2012 at 21:00

      Çok sevindim kafanızı dağıttığına. Masal anlatmayı seviyorum. Unutturmayın birgün fıldırfış bezelyenin öyküsünü anlatayım… Ya da Değirmendeki Dere Cini’ni mi dinlemeyi arzu edersiniz? 😉

       
  5. Tansel

    01/11/2012 at 17:24

    Evine gelmeni/gelmeyi merakla bekliyoruz zaten, sen de bu merakımızı kaşıyorsun!
    Tabii her gördüğümüzde aynı soruyu soracağız 🙂

    Bu arada Üsküdar daki eskicileri ve Çukurcuma yı da gez bir fırsat bulursan…
    Kolay gelsin…

     
    • Ebruli Kedi

      01/11/2012 at 17:52

      Tansel’ciğim, azzzz sonra… Az kaldı yani. Duyanda ev antikadan yıkılıyor sanacak. Yok yahu, çok fazla eski eski olmasını da sevmem… Üç beş ufak tefek şey aldım yaşlılığın üzerine yakıştığı cinsten, antika sınıfına girmez. Üsküdar’daki eskicilerde hiç dişe dokunur bir şey yok artık. Eskiden epey şey bulunurdu. Olan uyduruk şeyleri de pahalı satmak istiyorlar. Çukurcuma ile ilgili imajım ise benim kaynaklardan çok daha pahalı olduğu yönünde. Ben Ali Usta’ye havale ediyorum, o istediğimi buluyor, pazarlık ediyor, birlikte depolara filan gidip bakıyoruz. Öyle işte…

       

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: