RSS

Tarihten özür dilenir mi?

26 Kas

Tüm yaşamım  boyunca kendimi hatalı gördüğümde, birini istemeden kırdığımda, hatta kendim kırıldığı zamanlarda bile, sorun bir an önce giderilsin diye özür dileyebilmişimdir. Özür dilemeyi seven biriyim.  Özür dilemenin karşılıklı iyileştirme gücüne inanırım.

Ancak affetmenin farklı bir kavram olduğunu düşünmekteyim. Ama bunun ayrıntısına bu yazıda girmeyeyim. Şimdilik not düşeyim.

Bu ülkede içinde insanlık olan, biraz da okuyup etmiş ise, sık sık birilerinden özür dilemek gibi bir ruh haline bürünüyor. Kendi çevremde de sık sık görüyorum. Kendimde de bu ruh halini çok sık yakalıyorum.  Bu durum beni çok düşündürüyor. Bazen de özür dilemenin dayatıldığı bir konumda bulunca kendimizi, oldu bitti karşısında rahatsızlık da duyuyorum. Düşünüyorum. Özür dilesek, bitecek mi acılar ? Basit bir tartışmada özür dilenebilir. Ne olacak?

Ama tarihten özür dilenebilir mi?  

Naziler ne zaman ve nasıl özür dilediler? Fransızlar Cezayirlilerden? Japonlar Korelilerden? İspanyollar Latin Amerika’nın yerli halklarından? İsveçliler 1936 ve 1976 yılları arasında zorla kısırlaştırdıkları 60 bin  kadından? Belçikalılar öldürdükleri ve sakat bıraktıkları 20 milyon Kongolu’dan?  Avrupa Afrika nüfusunun beşte birini kaçırıp, plantasyonlarda çalıştırdığı için ne zaman özür diledi?  Kara Afrika’nın yok edilen, açlıktan kırılan halkları affedebildiler mi acaba beyazları? Amerikalılar Kızılderililer’den, Avusturalyalılar Aboriginler’den? İngiltere özür diledi mi elinde cetvel ile Ortadoğu’da çizdiği sınırların hala karartmaya devam ettiği milyonlarca yaşam için bugünün çocuklarından, bütün dünyadan?  Liste uzar gider, insanlık tarihinin anahatları çerçevesinde…

Uzun zamandır bu konuyu yazmak istiyordum. Yıllar önce okumuş olduğum bir romandan iki sayfa kalmıştı aklımda. Evde aranıp duruyorum. Yok, yok… Birine vermiş olmalıyım ama unuttum kime… Niye geri getirmezler ki aldıkları kitabı? Aşağı indiğimde mahallemizin minik sahafına girdim, baktım kitap rafta duruyor. Yaşasın… Severek okuduğum, lirik bir anlatımı olan, sevgi üzerine çok dokunaklı bir kitaptı. Kuvvetli bir roman kurgusu olmamakla birlikte çok etkilenmiştim. Uzun bir şiir gibi okunması gereken bir kitap. Anne Michaels da Kanadalı  bir şair zaten. Kitabın adı Bölük Pörçük Yaşamlar (Fugitive Lives). Adam Yayınevi.

İşte kitaptan tarihten özür dileme konusundaki düşüncemi yansıtan  mesel:

Saygın bir hahamdan komşu köylerden birindeki cemaatle konuşmasını istemişler. Pratik aklı çok ünlü olan haham her nereye gitse yanına gelip ondan akıl soruyorlarmış. Trende bir kaç saat kendi ile başbaşa kalmak isteyen haham yırtık pırtık giysiler giyerek kılık değiştirmiş, solgun görünüşü ile bir köylüyü andırıyormuş. Kılık değiştirme o kadar etkili olmuş ki, haham çevresindeki varlıklı yolcuların hoşnutsuz bakışlarına ve fısıltıyla dile getirdikleri hakaretlerine maruz kalmış. Gitmesi gereken yere vardığında, cemaatin önde gelenleri onu karşılayıp, içtenlikle ve saygıyla selamlamışlar, görünüşünü ustaca görmezlikten gelmişler. Trende onunla alay etmiş olanlar bu insanın seçkin biri olduğunu ve hata ettiklerini fark edip hemen ondan af dilemişler. Yaşlı adam susuyormuş. Aradan aylar geçtiği halde, bu Yahudiler- sonuçta, kendilerini iyi ve inançlı addeden kimseler – hahamdan kendilerini affetmelerini  istiyorlarmış.  Haham susuyormuş. Sonunda, aradan neredeyse tam bir yıl geçtikten sonra kutsal kitabın herkesin herkesi affetmesi gerektiğini söylediği Bağış Günün’de yaşlı adama gelmişler. Ama haham hala konuşmaya yanaşmıyormuş. En sonunda, öfkelenip seslerini yükseltmişler: nasıl olur da mübarek bir insan böyle bir günah işleyebilir- bu mübarek günde bağışlamaktan uzak durarak? Haham ciddi bir ifadeyle gülümsemiş. “Bütün bu süre boyunca yanlış adamdan özür diliyordunuz. Trendeki adamdan af dilemeniz gerek.”

 Elbette, af dilenmesi gereken her köylüdür bu. Ama hahamın ortaya koyduğu görüş daha da zorbacadır: hiç bir şey ahlakdışı bir eylemi silemez.  Af dileme de. Günah çıkarma da…

Bir eylem bağışlanabilseydi bile, hiç kimse ölüler adına bağışlamanın sorumluluğunu üzerinde taşıyamazdı. Hiçbir şiddet eylemi hiçbir zaman bağışlanmaz. Bağışlayacak kişi artık konuşamıyorsa, yalnızca sessizlik vardır.

Tarih, kaynak suyuna sızan zehirli pınardır. Yinelemeye yazgılı olduğumuz bilinmeyen geçmiş değil, bildiğimiz geçmiştir. 

…/

Bir anda meydana gelse de, suç  ortaklığı aniden olmaz.

Gerçek olduğunun kanıtlanması için, şiddetin bir kez meydana gelmesi yeterlidir. Ama iyilik, yineleme yoluyla kanıtlanır.

Bir bölük pörçük anı daha var aklımda konuya dair. Sinemadayız. Inglorious Basterds isimli film. Bir grup özel eğitimli asker, resmi görev dışında, Nazileri avlayarak öç alıyorlar. Onlar insanları nasıl öldürdüler ise, aynı hunharlıkta can alıyorlar.  Önümüzdeki sırada üç yaşlı çift var. Konuşmalarından Yahudi olduklarını anlıyorum.  Ara olunca ateşli bir şekilde filmin ikinci yarısında avlanan Naziler’e neler yapılmasını istediklerini tartışıyorlar. Olanak verilmiş olsa, atalarının maruz kaldıklarının aynısını başkasına yapacak kadar öfkeli ve acımasızlar; “Derisini yüzer onun inşallah” diyor yaşlı kadınlardan biri… İnsan derisinden abajur yapmaya hazır tonda bir cümle bu…  Maruz kalınan acıyı, öç almak adına yeniden başkalarına yaşatmaya her daim hazır…

İnsanoğlu…

İnsanın doğasının karanlık tarafı, şiddete olan meyli… Hep oldu, hep olacak.  Her birimizin içinde, dokunulmamış bir köşede bu eğilim karanlıkta, uykuda… Şimdilik, üzerimize düşen özür dilemekten çok,  tarihi iyi bilmek, yapılanları hiç unutmamak, tutarlı ve sürekli bir biçimde, birileri şiddet eyleminin kurbanı olurken, şiddetten rahatsız olduğumuz için, ruhumuzu rencide edip, dengemizi bozduğu için içsel barışımızı koruyabilmek adına başımızı başka tarafa çevirmemek ve tekrar tekrar iyiliği seçerek mücadele etmektir.  Şiddet ne kadar rahatsız edici olursa olsun.

Çünkü iyilik, yineleme yoluyla kanıtlanır.

Reklamlar
 

Etiketler: , , , , , , ,

6 responses to “Tarihten özür dilenir mi?

  1. keshishadam

    11/26/2011 at 10:37

    “Ye, dua et, sev.” isimli filmde çok etkileyici bir sahne vardı. Hindistan’da geçen bölümdeydi. Herşeyi çözdüğü varsanılan ve gelen insanlara hocalık yapan kişinin en büyük ve son numarasını anlattığı safhayı kastediyorum. Son aşama “kendini affetmektir” diyor. Elizabeth (Julia Roberts) bu kişiye bu öğreti sonrası “peki sen kendini affettin mi?” diye sorar. Gelen cevap: “Hala deniyorum!”

    Ferdi olanlara değil ama tarihsel ve kurumsal özürlerin samimiyetine inanamıyorum. Özellikle bu özür başka birilerini suçlu göstermeyi amaçlıyorsa….

     
    • Ebruli Kedi

      11/26/2011 at 11:22

      Masum olan ilk taşı atsın. Herkes önce kendini affetsin! Olay da, pek doğru demişsiniz, bu zaten. Kendini affedemeyen uluslar, suçluluk duygusu ile iki misli güçlü bir şekilde “özür dile” diye üzerimize abanıyor. Kabahatsiz olmadığımızı söyleyecek kadar o zamanın olaylarını bilmiyorum. Kabahatli olduğumuzu da aynı nedenle emin olarak söyleyemiyorum. Kimse bilmiyor. Hepimiz kayıtlardan, tarihi belgeler açıklandıkça sürekli yeni bir şeyler öğreniyoruz. Herşeyi bilmemiz de mümkün değil. O günü yaşayanlar bile her şeyi bilmiyorlardı. Okudukça, bir çok olayda karşılıklı hatalar görüyorum. Kültürümüzde çok kuvvetli olan mazlumun yanında olma olgusu da algılarımızı duygusallaştırıyor. Bu tarafsız tarih anlayışına (ki var mı böyle bir şey diye hep soruyorum) ulaşmanın önünde ciddi bir engel olarak duruyor. Ben ferdi olarak özrümü kendi içimde sürekli diliyorum; ama korkarım ki hep yanlış insanlardan af diliyorum… 😉

       
  2. Tansel

    11/29/2011 at 15:01

    Özür dilemek, tarihten de olsa bana anlamlı ve önemli geliyor.

    Doğru kişi ve doğru amaçla olmasını tartışmak ne kadar anlamlı bilemedim… ama bence bu özrün açtığı yol/yollar önemli.
    Özür ün anlamı, aslında yaptığımdan pişmanımdan çok “yaptığım onaylanacak bir şey değil ve ben bunun farkına vardım. ” dan ibaret diye düşünüyorum.

    Geç de olsa, yanlışın farkına varmak, kabul etmek, karşıdaki kişi/kişiler için de kabul görmek önemli, anlamlı.
    Belki tarihi değiştirmeyecek ama en azından mağdur olan taraf için mağduriyeti gerçeklik kazanacak. Mağduriyeti yok sayılmayacak… Yani daha insani hissettiriyor bana… 🙂

    Bu arada : “Ben ferdi olarak özrümü kendi içimde sürekli diliyorum; ama korkarım ki hep yanlış insanlardan af diliyorum” demişsin ya, bunu da çok önemseme derim, özrünü kendi farkındalığın sonucu yaptığın için, bu özür senin adına önemli, karşındakinden çok… bence yani 🙂
    sevgilerimle,

     
    • Ebruli Kedi

      11/29/2011 at 19:10

      Dediklerine katılıyorum. Aslıdna benim bu yazı ile dikkati çekmek istediğim nokta, şiddetin yaşamımızın içkin bir parçası olduğu idi. Tarih şiddet örnekleri ile dolu. Yanlışı yapılırken görme ve engelleme yetimizi geliştirmeliyiz hepimiz. Anında tepki gösterme sorumluluğu geliştirelim ki yoksa nice zaman sonra dilenen özürlerimizin içi boş ve anlamsız kalmasın. Senin deyimin ile özür dilenen, insan olarak hakkının teslim edildiğini görerek onurlandırılsın.
      Sevgiler,
      Petek

       
  3. guguk kuşu

    12/09/2011 at 16:46

    yazı da yorumlar da çok güzeller. klinik günün sonunda keyifle okudum.

     

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: