RSS

Saat dokuzu beş geçe…

11 Kas

Bu tipik bir 10 Kasım yazısı olmayacak gibi… Her sene bir şeyler yazmak isterim; ya laflarım çok keskin çıkar, vazgeçerim. Ya da yargılayıcı olmayayım diye yazdıklarımı yumuşatmaya çabalarım; yazı benim olamayacak kadar dolambaçlı bir hal alır. Bir daha deneyeyim. Nasıl çıkar sesim, hakikaten bilemiyorum.

“Ben Atatürk’çü değilim” diye bir kitap yazmıştı Nadir Nadi. 1965’te yazdığı bir makalenin ismiymiş. Sonradan makalelerini topladığı kitaba da bu ismi vermişti. Bizim okullarda okutulmuştu. Hep kafamın içinde çınlayan bir başlık oldu bu.

Bir yanda “Cumhuriyet’in kazanımlarını” topyekün yadsıyan ya da küçümseyen arkadaşlarım var. Diğer yanda da sapına kadar Atatürkçü olup, laiklik, Cumhuriyet karşıtlığı dendi mi celallenen, onuncu yıl marşını hıçkırıklarla dinleyen, “otobüste türbanlı yanı istemem” raddesine işi vardıracak kadar tepkili arkadaşlarım da var.

Cumhuriyet döneminin olgun [olması gereken] yıllarında, bir kadın olarak İstanbul’da, kentsoylu bir aileye doğdum. 23 Nisan ve 29 Ekim’lerde bize Cumhuriyet’in ilk yıllarının coşkusu hala içlerinde kıpır kıpır, tebrikler postalayan yaşlı yakınlarımız vardı. Hiç sektirmeden dini ve milli bayramlarımızın hepsini kutlarlardı. Anneannem, babaannem, annem ve ben eğitimli, okuyan ve çalışan kadınlar olarak Cumhuriyet döneminin ürünleriyiz.

Bu iki ölçütün (kentsoylu ve iyi eğitimli bir kadın olmak) belirlediği algılarım ve tarihi yorumlayışım, kendi art alanımın ve yetiştirilişimin koşullarından kolay kolay ayrışamaz haliyle. Şüpheliyim ama, belki Cumhuriyet olmasa idi, bizim ailenin kadınları yine okuma ve hayata karışma olanağı bulabilirdi. Zira Osmanlı’nın son döneminde de modernleşme rüzgarı batıdan epey şiddetli esmekte idi. Cumhuriyet kadroları gökten inmedi a! Onlar da o modernleşme döneminin ürünüdür.

Kendi haline bırakılmış olsa idi, o dönemin politik rüzgarları ulusumuzu nerelere savururdu hiç bilemeyeceğiz. Sömürge mi olurduk, Hindistan gibi mi olurduk, Malezya gibi mi, Cezayir gibi mi? Amerika, Almanya, İngiltere veya Fransa gibi olamayacağımız kesin… Zira bu oyunun yönetmenleri onlar. Bu coğrafya keskin bıçak. Mümkünü yok yerimizde rahat kalıp da sorunlarımızı kendi başımıza çözecek, kışkırtmalara maruz kalmadan salim bir kafaya ulaşacak duruma geçmemizin. Hala dünya tarihini yapılırken izliyoruz. 1930’lardan bu yana Türkiye işsiz bir aktör sayılır. Onlar gibi olmaya öykünmemiz de gerekmiyor bence. Öyle farklı ve tarihin dikey olarak, üst üste biriktiği toprakların çocuklarıyız ki hepimiz, insanlığa katacak çok güzel değerlerimiz var. Bir farkında olsak ah…

Atatürk ve yoldaşlarının o günün koşullarında kendilerine biçtikleri görev ve bağımsızlık mücadelesi sayesinde bugünümüzü yaşıyoruz. Evet, bir çok yanlışlar da yapılmış olmalı. Nasıl olmasın ki? Bugün herhangi bir STK’da aynı ülküyü paylaştığını sanan insanlarla bir arada çalışmayı bir deneyin hele. Sonra o günlerin koşullarında, binbir benzemez karakteri ve çıkar grubunu bir araya getirerek bir Meclis kurmaya ve tüm gücü ile planlı programlı şekilde üzerinize abanan başat güçlere karşı bir mücadele örgütlemeye kalksanız nasıl yapardınız diye tekrar sorun kendinize.

Tarihi anlama isteğinde olan ve resmi tarih anlatılarının yükünden sıyrılmaya çabalayan herkes anlar ki bugünün perspektifinden, rahat koltuklarımızdan dünümüzü öyle kolay kolay yargılayamayız. Bunu kendi kişisel tarihçeniz için bile yapamazsınız. Yapmamalısınız da zaten. Anlattığımız, her seferinde değişir ve eğip büktüğümüz, kendimizi içinde rahat hissedeceğimiz bir hal almaz mı? Kişisel tarihçeniz bile yıllar içinde anlatırken kaç kere değişti kimbilir?

Geçmişi bugünün dürbünü ile seyrederken, o dönemin içinde yaşamamış olmanın rahatlığı ile yargılayamayacağımızı sağduyu ile kabul ederseniz şayet, salim kafa ve bilgi ile, duygusallığa çok prim vermeden, kendi tarih anlatınızı kurgulayabilirsiniz. Cumhuriyet’in şimdi, burada ve kalıcı olmasının çoğumuzun bekası açısından daha hayırlı olacağı gerçeği ile kendimizi rahat hissetsek ve sorunlarımızı birlikte çözmek için ileriye baksak daha iyi olacak.

Birinci grupta yer alan arkadaşlarıma da hep şunu söylüyorum; Atatürk ve yol arkadaşlarının yapmaya çalıştıkları, yaşamlarını vakfettikleri dönüşüm ve değişim programını; “Cumhuriyet’in kazanımlarını” ister beğenirsiniz, ister beğenmezsiniz. İsterseniz toptan yadsıyabilirsiniz. Ana başlıklar ve olaylar gün gibi ortadadır ve yaşanmıştır. Hiçbirini yaşanmamış gibi görmezden gelemezsiniz. Koca bir memleketin eğitimli yetişkin erkek nüfusunun büyük bölümünü yok eden büyük bir mücadele verilmiştir. Esas sonrası daha büyük bir mücadeledir bana kalırsa. O dönem gönülden inanmış bir çok kişi bizler için bugünleri düşleyerek yaşam sürmüştür. Düşlerin bazısı gerçekleşmiş, büyük bölümü zamanın tozuna karışmış olabilir. Bu onları saygı ile anmamak için geçerli neden değildir. Çok çalışıp, daha iyisini bizler bugün yapalım o zaman. Neden yapamıyoruz? Neden ülkemiz ile ilgili güzel düşlerimizi hayata geçirme enerjimiz yok?

Lafı kısa keseyim diye de ikinci gruptaki [her yaştan] arkadaşlarıma da bir tek KOCAMAN sorum olacak; Atatürk’ün emanetine sadık kalmak için son on yılda [yetişkin kadınlara, erkeklere dönüştükten sonra] siz ne yaptınız? Bir şey yaptınız mı? Denediniz mi? Nelere yenik düştünüz? Nerede takıldınız? Nefesiniz nerede kesildi? Yoksa hiç başlamadınız mı? Ondan mı değişimden bu denli korkmanız? Bu soruların yanıtları sizinle kalsın. Siz kendinize açıklayın neden bugün herşey elinizden gitmiş gibi büyük bir korku içinde yaşadığınızı ve bundaki payınızın ne olmuş olabileceğini.

Yahu ne zaman iki uca savrulmadan, duygu sellerine kapılmadan, salim kafa ve engin bir tarih bilgisi ile geçmişimizi ve yaşamlarımızı analiz edebileceğiz bizler? Ne zaman bölük pörçük bilgi kırıntılarına dayanarak tarihimizi külliyen lanetlemek veya yüceltmektense, derli toplu ve kendi içinde tutarlı bir anlayışa ulaşacağız?

NE ZAMAN?

İşte yine beceremedim doğru dürüst bir anma yazısı yazmayı. Ama yazdıklarımı düzeltmeye yeltenmeyeceğim. Aşağı yukarı budur meramım. Derli toplu ve kısa da yazamadım. Buraya kadar okuyandan özür diler, teşekkür ederim zaman ayırdığı için.

Ben kendi kazanımlarım için o dönemin insanlarına teşekkürü bir borç biliyor ve anıları önünde saygı ile eğiliyorum. Ben Cumhuriyet kızıyım ve aydınlık kafam için de bağımsız bir memlekette doğmuş ve büyümüş olmanın rahatlığını binlerce insanın yaşamlarını heba ettikleri bir döneme borçlu olduğumu bilir, saygıda kusur etmem.

Aslında bunları yazmak isterken başka bir yere savruldum yine. Affola.

Reklamlar
 
9 Yorum

Yazan: 11/11/2011 in Ne oldu bize?

 

Etiketler: , ,

9 responses to “Saat dokuzu beş geçe…

  1. Aydan A

    11/11/2011 at 11:18

    Ellerine, aklına sağlık canım güzel yazın için. Kendimden ve aklımdan geçenlerden çok şey buldum yine. Yapmayıp, duranlardan olduğumu bir kez daha hatırlasam da en azından senin gibi yürekler ve beyinler olduğunu görmek bana umut veriyor. Teşekkürler.

     
    • Ebruli Kedi

      11/11/2011 at 23:16

      Ben teşekkür ederim Aydan yorum yaptığın için.

       
  2. gulden akkan

    11/11/2011 at 12:24

    harıka bır yazı yazmışsın Petek’ciğim. Ancak ulkem ne yazıkki 50 yıldan beri tam manası ıle bır gızlı somurge…gelen butun başbakanlar hep kukla…fransız mandasıyla başlayan gırışım amerikanın gücüne yenılmıştır tarıhte hep..tabıkı ıngılız polıtıkası. 1915 yıllarında doğu anadoluya cıkartma yaptı ingiliz.ama her zamanki gıbı gızlıce….bızım doğumuzda ermenılerın yonettiği ve yalnız ermenılerın gıttığı kolejleri actırttı..neden acaba??? neden bu okullara bızım gençlerimiz gıremıyordu…işte buna düşman yetiştirmek denır. zaten amaclarıda buydu.ve ıste kardeşi kardeşe vurdurttu boylece…şimdide kurtlerle oynuyor oyunu.ataturk buyuk bır adamdı ama ne yazıkkı hep tek adamdı ve oylede kaldı..bır daha gelmeyecek ve tarıh kıtapları şu cumleyle hatırlıyacak”turkıye tarıhınde şeriata karşı bir lıder ortaya cıktı..ulkenın bağımsızlığı bır dereceye kadar sağladı.ancak arkadan gelenler onun butun ılkelerini yok ettiği gıbı “laık devlet”anlayışınıda parampaca etti.” İşte acı bır gerek ama bugunun tablosu bu..Bizler yalnızca icimizi dokup rahatlıyoruz..senın gıbı gencler cok cok az. ne yazıkkı…ama yazın yazın….buralarda ses işe yaramıyor….BALBAYLAR,AYDIN ASKERLER HEPSİ İCERDE….EĞER YURUYÜŞ YAPILACAKSA BU ADAMLAR İCİN CYAPILMALI….HEMDE HERGUN….BEN ULKEMIN ALYHINE DIŞARIDA FAALIYETLER YURUTEN GURUPLARA HIC SICAK BAKMIYORUM.. AMA ONLARDA BIR KUKLA VE MENFAATLERİNİ KORUYORLAR.ISTE MENFAAT DUNYASI..BOYLE GELMIŞ BOYLE GIDECEKTİR.
    .”BEN TURKUM”DIYEMIYEN INSANLAR ZATEN BU ULKEYI SEVMIYORLARDIR…BU YAZDIKLARIM DA BIR COK YAŞANMIŞLIĞIN BIRIKIMIDIR VE BENI BAĞLAR…

     
    • Ebruli Kedi

      11/11/2011 at 12:37

      Gülden hanım, yorumunuza teşekkürler.
      Öncelikle, ben Türk’üm demek zorunda değil herkes. Çünkü herkes Türk olmayabilir, kendini farklı görebilir. Önemli olan bu topraklar üzerinde ortak bir payda oluşturmayı başarabilmektir herkesin mutluluğu adına. Atatürkçü olmak değişimi, farklılığı kucaklamayı bilmek ve stratejik düşünebilmektir. Ne yazık ki ne sizlerin kuşağı değişimi yönetmek adına bir şeyler yapmıştır, ne de benim kuşağım yapmaktadır. Yine de enseyi karartmayalım ki umudumuz kalsın, enerjimiz olsun bir şeyleri istemeye, gerçekleştirmeye. İçeridekiler de dışarıdakiler de, çocuklarımız da bizlerden bunu bekliyor olsa gerek.

       
  3. keshishadam

    11/11/2011 at 13:41

    Nutuk ve Atatürk’ün hayatını incelediğimde bir detay dikkatim hep çekmiştir. Atatürk’ün Cumhuriyet, bağımsızlık ve özgürlük hakkında söylediklerine dikkat edin lütfen… Cumhuriyet hakkında o kadar hevesli ve isteklidir ki, parlamenter sisteme geçiş (toplum ne kadar buna yeteri kadar hazır olmasa da) için düşmanlarını karşısına oturtmayı bilmiş. Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir diyerek hayatının anlamını ortaya tek cümle ile koymuş. Ben yok olsam da o ilelebet kalacak demiş. Rahmetli babamın bir tanımlaması vardı; hayatta en güzel şey özgürlük, en keskin şey ilim, en güçlü şey aşktır. diye. Şayet kişinin aşkı Cumhuriyet, bağımsızlık ve özgürlük (aslında hepsi aynı kümede) ise tabii ki yakar tüm dünyayı, ve kurar koskoca bir devlet. Şayet kişinin aşkı kömür ve bakliyat ise tabii ki satar vatanını, emanetleri ve varolma sebeblerini..

    Sizin gibi emanetçilerin artması dileğiyle…

     
    • Ebruli Kedi

      11/11/2011 at 14:05

      Yorumunuz için teşekkür ederim. Rahmetli babanız ne bilgece konuşmuş. Atatürkçü lafı bile sinirime dokunur oldu son zamanlarda. Koskoca bir kuşağın birlikte yaptıklarını tek bir bireye indirgeme kolaycılığı. Evet, Cumhuriyet’in ana karakteridir Atatürk ama onu insan olarak sevmekle yetinmek en başta onu üzerdi herhalde. Sevilmek ve beğenilmek gibi bir derdi yoktu bana kalırsa. Bütün büyük ve iyi öğretmenler gibi.. O içimize niyet koymak, bizi eyleme zorlamak istemiş olmalı. Bu nedenle, eline bayrak alıp sokaklara dökülen insanların samimi bir isteği dışarı vurduklarına inanmak istesem de diğer yandan tek yapmaya istekli oldukları eylemin bu olmasını kabul etmekte zorlanıyorum. Nice okumuş arkadaşım hiç suya sabuna dokunmadan yaşayıp gidiyorlar, çoluk çocuklarının geleceğinden şüphedeler ve kendi ataletlerinin yoğunluğundan korkuyorlar bana kalırsa.
      Bir dokun bin ah işit demişler. Başladım ama devam etmeyeyim, lafı burada keseyim iyisi mi. Başka yazı konusu olur bu derin kalakalmışlık hissi ve gerçek Cumhuriyet aydını ol(a)mamanın, bir türlü halkla içiçe geçememenin, aynı dili konuşamamanın ve iletişimsizliğin çaresizliği.
      Sevgiler, saygılar.

       
      • Yasemin Kıvırcık

        11/11/2011 at 21:03

        Şu son yorumun bile başlı başına bir yazı Petek’cim ve bunu yazmalısın bence..hepimiz için..yazmalısın ki derin atalet içinde olan bizler uyanabilelim, hareketlenelim..yazmalısın ki bu sorduğun “Yahu ne zaman iki uca savrulmadan, duygu sellerine kapılmadan, salim kafa ve engin bir tarih bilgisi ile geçmişimizi ve yaşamlarımızı analiz edebileceğiz bizler? Ne zaman bölük pörçük bilgi kırıntılarına dayanarak tarihimizi külliyen lanetlemek veya yüceltmektense, derli toplu ve kendi içinde tutarlı bir anlayışa ulaşacağız?” sorularına cevap alınabilsin. yazmalısın ki bu soruların cevapları ile bize emanet edilen Cumhuriyet’e sahip çıkılıp daha ileri noktalara götürülebilsin..

        yüreğine , kalemine sağlık arkadaşım… devam…

         
        • Ebruli Kedi

          11/11/2011 at 23:16

          Yazarım Yasemin’ciğim. Benim neler yapmaya çalıştığımı bilyorsun. Bu ataletin nedenleri üzerine de epey düşündüm. Nasıl aşılacağına dair düşüncelerimi de bir kaç kez değişik yerlerde yazdım. Bir daha yazarım derleyip, toplayayım. Yorumun ve cesaret veren sözlerin için teşekkürler.

           
  4. Ozlem Salur

    11/11/2011 at 21:50

    Arkadasım, her zamanki gibi ellerine saglık.

     

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: