RSS

Katip arzuhalim yaz yare böyle…

24 Eki

Bugün kısa yazamayacağım. Vakti olmayan yazıdan insin. 😉

Bu blogu oluşturduğumdan bu yana iki sene zaman geçti. Yüzüncü yazımda derli toplu bir analiz yapayım diyordum. Ama bu dünya, memleket, insanlar, olaylar durduğu yerde durmuyor. Hoop, bir baktım 102. yazı olmuş. Geçmiş ola…

Bloga düzenli yazmıyorum. Kendimi her gün yazacağım diye sıkıntıya sokmadan, severek yapmalıyım diye sınır çizdim en başta. Yazma nöbetlerine tutulmadan, hala “sınır nöbetindeyim.

İsteğim aslında yazarken kendimi bulmak, arada kendimi de şaşırtmaktı. İçtenlikli olsun istemiştim yazılarım başından beri. Sanırım öyle oldu.

Bloguma gelen tepkilere, çok okunan yazılarımın hangileri olduğuna bakarak benim için neler öğretici oldu bu yolculukta? Anlatayım.

Çoğu kişi kendileri gibi sıradan insanların yarattığı gündelik, küçük mucizelere inanmak ve olumlu şeyleri çoğaltmak, paylaşmaktan zevk duyuyorlar. Demek ki, insan olarak deneyimlediğimiz yaşam yolculuğunda içimizde bizden daha büyük olan bir şeylerin engin bilgisine, sezgisine inanmak gereksinimindeyiz hepimiz.

Olumlu duygulardan bahseden ve gündelik toz duman içinde sağduyu arayışından kaynaklanan yazılarım diğerlerinden daha çok sevildi ve paylaşıldı. Ama kendimi olağanüstü iyi hissettiğim, “manik” hallerime dair coşkulu yazılar hiç okunmadı bile. Demek ki insanlar benim ne hissettiğimden çok kendilerine ne hissettirdiğim ile daha fazla ilgililer. Ah bunu nasıl da bilmem ben? Bunca sene yaptığım işin baş kuralını bu blogda yazarken farketmem zaman aldı.

Komik yazılar zaten her daim seviliyor; gülümseyebilmek ve yaşama biraz daha olumlu bakmak istiyor herkes. Ama ben komik ve neşeli tarafımın gerekenden daha az zuhur ettiğini gözlemledim. Neşeli iken pek yazmadığımı farkettim. Hüzünlü fıtratıma savaş açmadım ama onun farkına varıp, beslememeyi öğrenmeye başladım. “Don’t feed the troll” (Canavarı beslememek gerek!) lafı anlam kazandı.

Ama bu arada insanoğlu da yerinde rahat durmuyor; sürekli acılar üretiyor. Diğer yandan doğa yerinde durmuyor; umursamaz gelişigüzelliği içinde başımıza felaketler yağdırıyor. Bu felaketler ve acılar bize bizi anlatıyor. Bu yaşantılara verdiğimiz tepkiler içimizdeki engin öz ile bağlantıda kalmak ya da tamamen kaybolmak yönünde deneyim fırsatları sunuyorlar.

Şunu da gözlemledim ki, başkalarının acılarını okumayı sevmiyor insanlar. Göz ardı etme ve yok varsayma davranışı hakim. Oysa bana göre, insan benzerlerinin acıları ile kendini gözden geçirme olanağı yakalıyor. Bu yüzden beni çok etkileyen bir acıdan ders çıkardıkça ve kendime bu acı aracılığı ile yön  buldukça yazıyorum bu konularda. Aldığım tepkiler de okuyanların bu yaklaşımı rahatlatıcı bulduklarını gösteriyor.

İleriye dönük ne düşlüyorum peki? Çok hırslı biri değilim, hedeflerim de ılımlı olacak haliyle.

Okuyanların bloga daha çok yorum bırakmasını, beni gördüklerinde düşüncelerini şahsım ile paylaşmak yerine düşündüklerini yazmalarını istiyorum. Eleştirilerden bir şeyler öğreniyorum çünkü. Bir arkadaşımın arkadaşı “İnsanlara ne kadar yukarıdan bakıyor” demiş, yazdıklarımı hiç beğenmemiş. Kendimi hiç öyle bilmiyordum. Bu laf beni çok düşündürdü. Beni tanımayan birine böyle gelebilecek ifadeler yakaladım. Haklı gelen yanlarını buldum. Ders çıkardım. Keşke bloguma yazsaydı. Ya arkadaşım bunu bana söylememiş olsa idi?

Yazdıklarım daha çok okunsun isterdim tabii. Bunun yollarını bilmiyorum, biraz da bilmezden geliyorum şimdilik. Bilgisayar başında çok zaman geçirmeden bu işi yapabilmenin yollarını öğrenebilmek isterdim. Şimdilik arkadaşlarımın ve bloga abone olanların paylaşımları ile  yetineceğim sanırım.

Daha çok abonem olsun isterdim. Bunu sağlamanın da yolunu bilmiyorum. En yakın arkadaşlarım bile, nasılsa haberdar oluyoruz yazdıklarından diye, e-posta adreslerini bırakmıyorlar.

Ebrulikedi.com sitesine geçtim yakınlarda. Baktım bir başka ebruli kedi daha var blogspot’ta. Üstelik benden eski. Ben araştırmadan kendime pek uygun gördüğüm bu ismi alınca, onun ismine ortak çıkmış oldum. Ayıp oldu dedim; sonra baktım hallerimiz çok farklı. Şimdilik bu garip ismi barışçıl bir şekilde paylaşıyoruz kendisi ile.

Bu sene Nisan’dan bu yana duygusal açıdan çok zorlayıcı oldu benim için. İnançlarım ve algılamalarım epey hırpalandı, sınandı. Epey altüst oldum kısacası. İniş çıkışlarımda öfkeye değil, sevgiye yaslamayı seçtim sırtımı. Şükür düze çıktım “kendime çıkan yokuştan“. Nekahat dönemimde gerçekleştirmeyi düşlediğim bir fotoğraf serisi, bir kitap çalışması, heyecan verici bir kaç proje daha var gündemde. Yazmaya ve resim yapmaya da devam.

İşyeri ve evimi bir araya taşıyacağım 200 yıllık kocaman bir ev beni bekliyor. Gelecek ay sonunda yeni yerime yerleşeceğim. Önce kocaman bir sofra kuracağım dostlarıma. Evi müzik, kahkaha ve dostluğa doyurmamız gerek. Kemikleri ısınsın evcağızımın bir güzel.   Hıdrellez’de o evi dilemiştim. Oldu. Hala mucizelere inanmayan varsa beri gelsin.

İşte bugün itibarı ile böyledir hallerim. Kendini kulübesine bağlayan mavi, naylon çamaşır ipini kemiren bir köpecik gibi hissediyorum. İp neden mavi bilmiyorum. Ben güya ebruli bir kediyim ama neden köpecik gibi hissediyorum? O da bir muamma şimdilik…

Hepinize sevgi, selam ederim. Sağlıcakla…

Reklamlar
 
15 Yorum

Yazan: 10/24/2011 in İnsanlık halleri

 

Etiketler: , , ,

15 responses to “Katip arzuhalim yaz yare böyle…

  1. Yasemin Kıvırcık

    10/24/2011 at 16:36

    Devam Petek’cim devam..daha nice yüz yazılara..:) İnşallah imza günlerine de geliriz..:)

     
    • Ebruli Kedi

      10/24/2011 at 18:35

      Yasemin’ciğim, teşekkürler desteğin ve paylaşımların için. Gerçekten. 😉

       
  2. Şeniz Pamuk

    10/24/2011 at 20:00

    Canım, senin yazılarının, itiraf ediyorum, hepsini değil, ama büyük bir bölümünü okudum. demek ki, çoğunun yorumunu kendimle paylaşmışım:)) Senin konuların bana hep ilginç geliyor, ama bazıları daha yakın, bazıları hiç değil. Gözlediğin, deneyimlediğin durumların sendeki izdüşümlerini yazıya dökebilme yeteneğine hayranım. Yani, yazıların benim için önemli. Bundan sonra daha çok yorum yazıcağım, söz:))

     
    • Ebruli Kedi

      10/24/2011 at 20:33

      Şeniz’ciğim,
      Sen zaten geri besleme yapıp beni yorumların ve düşünceme katkıların ile zenginleştiriyorsun.
      Çok teşekkür ederim.

       
  3. Aydan A

    10/25/2011 at 11:15

    Her yazını okuyorum, bazen dönüp dönüp okuyorum. Bazılarını hitap ettiğini düşündüğüm dostlarla paylaşıyorum. Şiir insanı olmadığım halde şiirlerini seviyorum. Benim de itirafım şu: Başkalarının okuyacağı yorumlar yazmaktan nedense çekiniyorum. Duyan da beni utangaç filan sanacak:P Manik hallerini de anlatmaya devam et lütfen. En az bir hayranı var o tarzının:)

     
    • Ebruli Kedi

      10/25/2011 at 11:18

      Sabah sabah beni mutlu ettin, sen de olasın. Gaza geldim, yazma nöbetine girerim artık ben… 😉

       
  4. gulden akkan

    10/26/2011 at 18:21

    merhaba petekcik,yazını okudum ve “kendini” anlatmışsın her satırda…ben kendini anlatan insanlara hayranım…ben pek yazıya dökemem ama dilimle anlatırım kendimi..ama herkese değil dinliyene ve güvendiğime……arada sırada bir şeyler yazarım ama hiç iddalı değilim..

    bu yazıları kimse için değil kendimiz için yazıyoruz zaten…her yazar hayatından yola çıkmıştır..hermann hesse ise yalnız kendını yazmıştır o guzel kıtaplarında..
    Blog işine gelınce;henüz alışmadık bu işe .benımde aklımdan geçıyor..bende başka bır şey yapacağım..

    Dünyasi çok geniş bir ruha sahıp olmak herkese nasıp olmaz…”SIĞ”lık almış başını gıtmış şu anda ne yazıkkı.. Yazın bir kere çok akıcı ve okunası…devam devam….hiç bıkmadan,yılmadan
    yeni mekanında yeni bir dunya kurmaya hazırlanıyormuşsun…emınım oda olacaktır.başarının ilk adımı “istemek”tır..

    ben şimdi kendimi tanıtayım.annenin arkadaşı Gulden….
    şimdi annenle beraberdik…senden bahsettık..umarım bır gun tanışırız….sevgıler

     
    • Ebruli Kedi

      10/26/2011 at 19:12

      Hoşgeldiniz.
      Nazik yorumunuz için teşekkür ederim.
      Doğaldır ki başlangıç noktası insanın kendisi oluyor. Başlangıç noktasının kendisi olmayacağı ve evreni bütünü içinde kavrayacağı menzile doğru bir yolculuk.
      Umarım bir gün tanışırız. Sevgiler, saygılar.

       
  5. keshisadam

    10/27/2011 at 11:11

    Bu okuduğum ilk yazınız. İlk dikkatimi çeken kişisel tekamül için her türlü geri beslemeye çok açık olmanız. Bu noktada aklıma Demir DEMİRKAN ile Setap ERENER hakkında okuduğum bir yazı geldi. Demir DEMİRKAN belirli bir zaman geçtikten sonra (hayatın en büyük telaşlarını atlattıktan sonra) kendisine yönelik bir tadilata gidiyor. Önyargılar, egolar, korkular, endişeler vs.vs. Bunların hepsini ortaya döküyor ve hepsini teker teker ele alarak temizliğe başlıyor. İnsanın kendi içindeki olumsuzlukları tamir etmeye çalışması kadar güzel (lezzetli) birşey yoktur herhalde. Yazılarınızda kendi hayatımın sorularına ilişkin cevaplar bulabileceğimi umuyorum. İlgiyle yazılarınızı takip edeceğim. Sevgiler.

     
    • Ebruli Kedi

      10/27/2011 at 11:20

      @keshisadam,
      Değerli yorumunuz için çok teşekkür ederim. Sanırım benim için de “telaşları atlatmak” önemli idi. Ama geriye bakınca (yine sanırım) esas maharet isteyen ve güç olan o telaşlar içinde kendini kaybetmemenin yolu yöntemi olduğunun farkında olmak. Bunu artık, şimdi iyi biliyorum. Bunun nasıl olabileceğine dair paylaşımlar, bilgiler yakaladıkça kendime ve başkalarına aktarabilirsem kendimi çok mutlu hissediyorum. Yaşam deneyimi bireysel olduğu için her ne kadar öğretilemez ve aktarılamaz olsa da, “insanın içine niyet koyan” paylaşımlar bu nedenle önemli geliyor bana.
      Sevgiler

       
  6. keshisadam

    10/27/2011 at 15:53

    “İnsanın içine niyet koyan” paylaşımlar!!!

     
    • Ebruli Kedi

      10/27/2011 at 16:03

      “Konserve bilgelikler” isimli yazımda bundan bahsetmeye çalışmıştım. Belki seversiniz.

       
  7. Muge

    10/31/2011 at 00:10

    Petek’cim daha önce de yazmıştım ., Sevdiğim şeyleri hep sona saklarım keyfini çıkarabilmek için ama günlük koşturmada bazen kendime keyfi çok gördüğüm oluyor o zaman da yazılarını kaçırıyorum ama inan çoğunu innılmaz bir zevkle okuyup kendimden pek çok şey buluyorum . Yazılarını ve duygularını bizlerle paylaştığın için çok çok teşekkürler sana !

     
    • Ebruli Kedi

      10/31/2011 at 11:33

      Yorumların ve cesaretlendirici güzel sözlerin için ben sana teşekkür ederim Müge’ciğim. Sevgiyle.

       
  8. supsun

    08/04/2012 at 16:55

    gördüğün gibi aylar sonra da olsa mutlaka kaldığım yerden okuyorum yazılarını, hiç birini atlamadan.
    daha önce de söylemiştim, uzun tarifleri sevmiyorum, ama sen yazınca onlar bile okunuyor:)

    bu arada sana manik yazılarını sevdiğimi söylememe gerek yok sanırım:) beni gerenler ”güneş parlıyor, kuş uçuyor, kedi miyav diyor” diyen yazılar, yoksa günlük hayat, senin üstelik bana çok yakın gelen manik hallerin, yemek tariflerin ve komik yazıların çok tanıdık, samimi ve bizden.

     

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: