RSS

Yaratma Cesareti

12 Eki

Hintli bir fotoğrafçı arkadaşım Varanasi fotolarını nette yayınlayınca bir arkadaşı “Bu fotoğraflarını çok beğendim. Hangi kamerayı kullanıyorsun?” diye sormuş. Bu soruyu duyunca geçen sene yazıp, (kendimi fotoğrafçılık konusunda ukalalık edemeyecek kadar “amatör” gördüğüm ve amatör kalmak için de çaba harcadığım için)  kenarda beklettiğim bu yazıyı gözden geçirdim. Konu salt fotoğraf değil zaten. Buradan yola çıkarak başka bir şey benim anlatmak istediğim. Teknolojiyi iç dünyamız ile “kendi”miz arasına nasıl kocaman bir engel olarak diktiğimiz ile ilgiliyim.

Hobi edinmek konusunda yakın zamana kadar “özürlü” sayılabilecek kadar salma suya, yavan bir millettik.  Harcanabilir gelir  ve boş zaman artınca, yavaş yavaş yol kat etmeye de başladık.  Bunu içtenlikle çok sevindirici buluyorum. Çok görülmüş, sıradan örneklerin tekrar tekrar yeniden üretilmesi yerine özgün ifade arayışları da belki zaman içinde ortaya çıkacaktır ümidindeyim. Sanatsal anlamda insanların bireysel dünyalarının daha içten ifadesi ile kendilerini dışa vuracakları işler hala çok az sayıda ama zamanla artış gösterecektir. Bu işte daha çok yeniyiz. Öğreniyoruz.

Kendi ilgi alanıma girdiği için amatör fotoğrafçılardan örnek vereyim. Ben de onlardan biriyim. Son zamanlarda boynunda kocaman objektifleri ile iri kameralarını oraya buraya sürükleyen kişilere her yerde rastlar olduk.  Ancak üzerinde düşünülmesi gereken şöyle de bir durum var. Nasıl ki  her eline fırça alan iyi ressam, iki kelimenin belini kıran iyi yazar olamıyorsa, kamerayı boynuna ve pahalı ekipmanlarla doldurduğu çantasını omzuna asan da fotoğrafçı olamıyor. Ama sanırım bu “karizma” yaratan görüntünün çekiciliği nedeniyle bir çok insanın elinde kullanmasını dahi bilmediği kocaman ve pahalı kameralar var.

Vahim olan bu değil ama… Vahim olan onları satın alırken gösterdikleri özeni, kılı kırk yarar tutumu ellerindekini iyi kullanmak konusunda göstermemeleri. 

İnsanların çok para ödedikleri makinalarına “iyi fotoğraf” çekmek için büyük ümitler bağladıklarını görüyorum.  İyi fotoğrafı (her ne demekse…) tamamen kameraya  bağlı sanıyorlar ve bir kere eline pahalı ve büyük, gelişkin bir alet aldın mı artık gerisi kendiliğinden gelecekmiş gibi bir yanılgı içindeler. Bu nedenle olsa gerek, ellerindekini tam anlamı ile öğrenme azmi içinde olmadıklarını gözlemledim. Bu gözlemimi fotoğraf dersleri veren bir arkadaşım ile paylaştığımda o da  beni doğruladı.

Arkadaşıma sorulan “hangi kamera?” sorusuna da bu pencereden bakıyorum şimdi. Bunun üzerine düşünürken karşıma şu analiz çıktı ve son sözcüğüne kadar katılıyorum:

Rollo May’in “Yaratma Cesareti” isimli kitabından  tercüme etmeyi deneyerek aktarıyorum:

“Bugün insanların kendileri ve başkalarında gözlemledikleri akılcı olmayan davranışların yarattığı korkudan kaçınmak için kendileri ile dünya arasına alet ve makinaları yerleştirdiklerini görmekteyiz.  Bu davranış insanların irrasyonel deneyimin korkutucu ve tehdit edici etkileri tarafından ele geçirilmelerini engeller. […] Demek istediğim şu ki yarattığımız teknolojinin bizim ile doğa arasında bir tampon görevi görmesi tehlikesi her daim ortada olacaktır; teknoloji insan olarak kendimiz ile daha derin deneyimlerimiz arasında bir engel olarak durmaktadır.  Aletler ve teknikler bizim bilincimizin bir  uzantısı olmalıdırlar  ama bunun yerine kolaylıkla bilinicimize karşı bir koruma kalkanı haline gelmektedirler. […] Bu durum korkularımızla aramızda tampon görevi gördüğü için teknolojinin yapışılıp¸ inanılan ve hakettiği konumdan daha fazla bel bağlanan bir olgu haline gelmesi anlamını taşımaktadır. Böylece, teknolojik yaratıcılık  tam anlamı ile kendi varlığının karşısına dikilen bir tehdit haline gelmektedir.”

Bakıyorum, nefis bir fotoğraf; adam bas-çek kamerası ile öyle bir kadraj yapmış ki “daha derin deneyimlerimiz” denen şeyin gücünü o zaman anlıyorsun.  Bakma, görme ve kendini de içine koyarak tekrardan  dışarıya yansıtma (yani “yaratım süreci”; R. May’in irrasyonel davranış dediği şey) insanın içinden gelen bir şey ve illa ki “komp(i)le ekipman”la desteklenmeye gereksinimi yok.

Birini gerçek bir fotoğraf sanatçısı yapacak şey etrafına bakma ve farkedilmeyeni görme yeteneğine kendini ne kadar katabildiği değil midir? Yani kendi içinden beslenen yaratıcılığıdır. Bu çerçevede en iyi fotoğraf ekipmanı insanın “gözü” değil midir?

Sosyal medyalarda uluorta sergilenen işlere aile ve arkadaş çevresinden bir kaç şakşakçı her daim kolaylıkla  bulunuyor. Bu nedenle giderek her yaptığını güzel sanma durumu nerede ise “pornografik” bir hal alıyor.

En uç noktası da bu körlüğün, kendini sanata adamış birinin yapıtına “ucube” deme cesaretine veya sanatın “içine tükürme” salaklığına dönüşebiliyor. Fotoğrafı örnek aldık ama görüyoruz ve yaşıyoruz her gün; bu her dalda böyle.

Çaresi var mı? Yok… Öyle görülüyor ki çağımızın hastalığı bu.

Reklamlar
 

Etiketler: , , , , , ,

8 responses to “Yaratma Cesareti

  1. sema süvarioğlu

    10/12/2011 at 13:14

    Canım Arkadaşım,
    Yine ne güzel yazmışsın… Rollo May doktora çalışmam sırasında yakın ilişkim olan bir yazardı.. Nostalji oldu…
    Biz de geçen gün Cem’le tam da bu konuyu konuşuyordukkk.
    Yazma dilini de çok beğeniyorum…
    Biraz senden ders almalıyım…

     
    • Ebruli Kedi

      10/12/2011 at 17:51

      Semi’ciğim,
      Yorumun için teşekkür ederim. Bu senin yıllarca ilgilendiğin, araştırdığın bir konu. Ben de uzun süredir (belki seninle bunları konuştuğumuz yıllardan bu yana) bu konudaki tutukluğumuz ve nasıl aşabileceğimiz konusu ile yakından ilgiliyim. Yaaaani, esas ben senden çok şey öğrenmişimdir hep… Sevgiyle…

       
  2. yonca

    10/12/2011 at 17:31

    çok doğru tespitler. kesinlikle katılıyorum sana, özellikle üzerinden genelleme yaptığın fotoğraf. Pahalı makineyle olacak bi iş di’il bu baktığını anlamak, hissetmekle olcak bi’şe ancak

     
    • Ebruli Kedi

      10/12/2011 at 17:56

      Haklısın. Hissetmekten korkmamak zaten anlatmaya çabaladığım şey. Aslında hepimiz “anlamak” konusuna çok takılıyoruz galiba. Anlamak için çok çaba harcayınca hissetmeye yer kalmıyor biraz sanki. Bir diğer nokta da kendini uzun süre bir konunun çırağı olarak görme alçakgönüllülüğü ve inat etme isteği ile ilgili. Zira hissettiğini yansıtmak deneyimle ve kendini o işe vakfetmekle palazlanabilecek bir şey ama çok az kimsenin buna sabrı ve niyeti var. Yorumun için gerçekten çok teşekkür ederim.

       
  3. nkutluget Kutluğ

    10/13/2011 at 18:54

    Petekcim, ellerine sağlık. Aslında mesele, fotoğrafın düşünsel bir süreç ile başlayıp, kısacık bir “çekim” işlemi ile sürüp, nihayet paylaşım süreci ile sona ermesi. Özellikle, düşünsel taraf o kadar belirleyici ki. Ve, bu sürece fotoğraf makinasının katkısı neredeyse yok.

    Susan Sontag da, gezi fotoğrafında insanın, obje ile arasına fotoğraf makinasını koyduğunu, bunun da bir yabancılaşma olduğunu söyler. Bu konuda bir yazı yazmıştım;

    http://www.fotoritim.com/yazi/neset-kutlug–dar-aci–fotograflayarak-gezmek

    Sevgiler,

    Neşet

     
    • Ebruli Kedi

      10/13/2011 at 19:00

      Neşet’ciğim,
      Linke tıklayınca bu yazını okumuş ve çok beğenmiş olduğumu anımsadım. Hatırlatma için çok teşekkürler. Özellikle seyahat fotografları söz konusu olduğunda özgün kareler çok az çıkıyor karşımıza.
      Şimdilerde tanımadığım bir yere gitmeden önce hiç araştırmayarak görsel hafızamı doldurmamaya bakıyorum şartlanmamak için.
      Sevgiler,

       
  4. Şeniz Pamuk

    10/13/2011 at 21:15

    Petek’cim, görüşlerine çok içten bir şekilde katılıyorum. Çağımız insanının en büyük sorunlarından biri aslında kendilerinden kaçmaları, kaygı düzeylerinin çok yüksek olması ve her anlarını bir aktiviteyle doldurarak bu kaygıdan kaçmaya çalışmaları. Dolayısıyla, hobi ne kadar hobi, ne kadar kişinin kendisiyle arasına koyduğu bir araç? Bu da zaten nesnelere bağlanmayı, somut şeylerden medet ummayı getiriyor. Ama ruh olmayınca alet ne yapsın? Ki bu alet bir televizyon ya da play station değilse.
    Çok öptüm. Şeniz

     
    • Ebruli Kedi

      10/13/2011 at 21:58

      Şeniz’ciğim,
      Ne güzel demişsin; ruh olmayınca alet ne yapsın? diye. Gerçekten de hobisi kişinin kendisi ile arasında duvar olmamalı.
      Sevgiyle.

       

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: