RSS

Mutluluk Endüstrisi

16 May

A.B.D.’de kişisel gelişim endüstrisinin yıllık büyüklüğü 65 milyar dolarmış… Gerçekten komik olan şu ki; kişisel gelişim yayınlarının %95’i hiç bir bilimsel araştırmaya dayanmıyor.

“Biblioterapi” kişisel danışmanlara para akıtmaktan daha ucuz bir çözüm gibi geliyor herhalde. “Yedi etkili alışkanlığı” öğrenip, yedi günde kendini yeniden inşa edebileceğine veya evrenin “gizli” koduna süpermarket raflarında ulaşabileceğine inanmak bayağı ciddi (ve komik) bir patoloji haline geldi.

Kendini mutlu hissetmek için alınan hapların, tezgah üstü destek haplarının, medet umulan iksirlerin yıllık cirosu ise 23 milyar dolar civarında tahmin ediliyor.  Estetik operasyonların dünya üzerindeki toplam yıllık cirosuna dair yuvarlak bir rakama ulaşamadım. Hepsini toplarsak, dünya üzerinde “mutluluk endüstrisinin” büyüklüğü dudaklarımızı uçuklatır tahminindeyim.

Endüstri nebulöz bir biçimde büyüdüğüne göre bu yollardan geçerek mutluluğu yakalayanların sayısı çok az olmalı. Her geçen gün de yeni yeni tüketiciler katılıyor ki, sektör her sene katlanarak büyüyor.

Ya da işin içinde başka bir iş var.

Acaba bu işte ilaç endüstrisinin eli var mı diye düşünüyor insan… Farkında iseniz, artık ilaç firmaları ilaçları değil, “hastalıkları” pazarlar hale geldiler.  “Life-style drugs” (yaşam-stili ilaçları deniliyor) tüketimini pompalamak için yeni yeni kavramlar icat ettiklerine bakılırsa… İnsanları “serotonin” üretimleri eksik olduğu için mutsuz olduklarına veya “post-travmatik stress sendromun”dan musdarip olduklarına inandırarak tüketime çok kolay ikna edebiliyorlar.

Aslında komik olan nedir biliyor musunuz? Bireyleri uzun dönemli takip ederek yapılan bilimsel çalışmalar ve evrim araştırmaları göstermiş ki, hafif yollu depresif olan bireylerin sağkalım ve uzun yaşama yüzdeleri iyimser ve bu yüzden kendini mutlu hissedenlere göre daha fazla imiş.  Buna “depresif gerçekçilik” demişler.  Yorumu şu; “Eğer bir duygu içimizde var ise, evrim onu gerekli gördüğü için oradadır.”

Yani; depresyonun da “gerçekçi olanı” sağkalım şansını arttırıp, yaşam süresini uzatıyormuş.  Nasıl mı?  Kendini iyi hissetmediğin zamanlarda şöyle bir durup, durum tesbiti yapıp, hoşuna gitmeyeni değiştirip, yola devam etmeni sağlayan gerçekçi bir dost olarak ele alırsan depresyonu, seni tehdit eden durumlara karşı iyimser birine göre daha hazırlıklı olabiliyormuşsun. Bir nevi “uyan çağrısı” yani.

Kısa kesemedim lafı bu kez ama: ilaçla, terapilerle, koç’larla, estetik müdahaleler ve kitaplarla, DVD’lerle “tam-teçhizatlı-kameraman-Cevat Kelle” gibi depresyona savaş açmak işine hiç yaradı mı? Yaramadı büyük olasılıkla.  Dolayısı ile, mutsuzluğu baskılaman gerektiğini söyleyenlere kanma.

Yani; savaşma, seviş! Depresyonunla bile.  Otur düşün, kendine teslim ol ve dinlen biraz…

Bu arada yararlı bir dip not:  Bilimsel mutluluk çalışmaları bir kaç etken saptamışlar;

  • Kanaatkarlık,
  • Kendini bir şeylere vakfetme,
  • Elindekini başkaları ile paylaşma ve
  • Meditasyon

kendini huzurlu hissetmenin işe yarayan yolları olarak saptanmış.

Benden aktarması. Elçiye zeval olmazmış.

Reklamlar
 

Etiketler: , , , , , ,

9 responses to “Mutluluk Endüstrisi

  1. Şebnem Ekin

    05/16/2011 at 17:09

    Bayıldım bu yazıya !!! Hele henüz daha okumadığım ‘Fesleğen olsam’ adlı yazının adını bile görmek yetti …

     
    • Şebnem Ekin

      05/16/2011 at 17:11

      Aaaa .. üstelik ‘Fesleğen olsam’ yazı değilmiş… Buna da bayıldım ..

       
  2. Yasemin Kıvırcık

    05/17/2011 at 07:33

    Her şeyin çabucak tüketildiği, mutluluk tanımının bile gün be gün anlam değiştirdiği bir çağda yaşıyoruz. Her şey anlam ve değerini yitirdi. Dolayısı ile insan kendini de değersiz bulup konumlandıramıyor maalesef. Bu sahte mutluluk enstrümanlarına gereksinim de bundan..Ancak herşey gene insanın kendi içinde, bu kaos içinde kendini kendi değerleri ile konumlandırmasında bitiyor. Kalemine sağlık..:)

     
  3. Sengul

    05/17/2011 at 11:42

    Kanaatkar olmanın mutluluk sebebi olduğunun hep farkındaydım da son yıllardaki bu secret, kuantum dolduruşları ile acaba daha çok istemek mi gerekiyor diye ara ara dolduruşa da gelmiyor değildim 🙂
    Çok sevindim bilimsel olarak da mutluluk etkeni olduğunun kabul edilmesine…

     
  4. Sengul

    05/17/2011 at 11:43

    Yorumumda ‘son yıllardaki’ lafımda ki’yi hataen ayrı yazmışım, Petek kızma emi ?

     
    • Ebruli Kedi

      05/17/2011 at 15:04

      Düzeltip tekrar postaladım cahil gözükme diye 😉

       
  5. Nur

    05/17/2011 at 12:31

    Bir yanda arz talep meselesi: insanlar bir şekilde fayda görüyor ki sektör kartopu misali büyüyor.
    Öte yanda ‘yıkılan yıkılanı sever’ diye söz vardır. Derdi olan bu vesileyle bir araya gelip psikoterapi seansını ucuza getiriyor.
    Her koşulda bunca yayın,gıda desteği vs. insana hayatta tek/yalnız olmadığını hatırlatıyor olabilir.
    Türkiye’de bu hadisenin geç oluşma sebeplerinden birini uzmanlar komşuyla dertleşme olarak açıklıtorlar

     
    • Ebruli Kedi

      05/17/2011 at 15:06

      Dertleşme kültürümüzün de eksik olduğunu düşünüyorum. En yakın dostlar bile “yap – yapma”ları ile duygularımıza ipotek koyuyorlar çoğu kere…

       
  6. y. neslihan

    05/18/2011 at 10:57

    tam da zamanında geldi, ellerinize sağlık

     

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: