RSS

Aylık arşivler: Şubat 2011

Aşk hiç biter mi?

Yok, aşk hiç bitmez de bir duraktan ötekine geçerken arada form değiştirir. Çünkü yenisi gelene dek eski aşkın anıları gelene ikram edilecek güzel bir şarap olma yolunda mayalanmaya durur. Sen izin verirsen şayet, zayıf ve yalnız anlarında, sırtını karşılığı bulun(a)mamış beklentilere sürterek kaşınır ve kendini sürekli kanatır durur… Ta ki yeni bir aşk ufukta görünene dek…

Yeniden aşık olunca, eski aşk işte o zaman sahiden biter. Yenisi başlamıştır çünkü. Gülümseyerek anarsın artık geçmişi; zira kimyan değişmiştir.

Canı hala acırken, yaraları kanarken, kimse gün gelip bitip gidenin yarattığı acıları unutabileceğine inanmaz. Acıdan çok boşluktur derinden zonklayan. Ama sonra aniden, kişisel geçmişinin değerli bir parçası oluverir bu yaşananlar. Seni sen yapan yaşantılar kervanına bir denk daha eklenir; “Kalır bir yastık oyasında, bir dolmuş sırasında…”

Arada sırada anımsanır buruklukla ya da gülümseyerek… Şayet yolu senden geçenlerle yaşadığın şeylerin sana kattıklarından minnettar olabilecek kadar içselleştirebilmişsen bu deneyimi düze çıkarsın. Karşındakine (kendi olma ve mutlu olma hakkını sensiz kullanarak yola devam etti, gönlü değişti ve başka yöne aktı diye) kızmayacak kıvama geldiysen, sen de artık gülümseyerek anabilirsin geçmişi. Unutma, gönlü değişip, gün gelip başka yöne akan sen de olabilirdin. O zaman da bu kadar kanayacak mıydı kalbin?

Peki iki aşk arasında insanın canını bu kadar acıtan nedir?

  • Karşındakine kendinden çok değer yükleyip, kendi isteklerini göz ardı etmişsen,
  • Karşındaki mutlu olsun diye “öğrenilmiş” sürü sepet artistik ve zorunlu hareket yapıp, kendin olmaktan vazgeçmişsen,
  • Duygularını içinde tutup tutup, temiz bir kapanış yapamamış isen,
  • Karşındakinin fikrini almadan, kendi duygularının şiddeti ile sevdiğin ile ilintili çok fazla beklenti beslemiş isen…

Listeyi sen yaşadıklarına göre uzatabilirsin…

Listeye her yazdığın cümle seninle başlar, seninle biter… Çoğu kere tek kişilik bir serüvendir zira yaşanan… Sende başlayıp yine sende biten…

Aşk bitmez.. İlişkiler biter.

Aşk her daim oradadır. Senin hazır olup, tekrar kapısını çalmanı bekler ve kapıyı çalınca seni (t)aşkınlıkla içeri buyur eder.

Şimdi canın yanıyor diye gün gelip geçeceğine ve tekrar aşkın kapısında kendini buluvereceğine dair ümidi kaybetmemek lazım.

ÇÜNKÜ AŞK HİÇ BİTMEZ…

 

Etiketler: , , , , , ,

Fazla Gerçek…

Yalnızca işim nedeniyle gündemi takip etmek zorunluluğu adına ucundan ucundan bulaşıyorum dizilere, kliplere, yarışmalara ve medyatik tiplere. Ruhen o kadar dışındayım ki bu alemin, bir gün tutup da ünlü birinin ardından bir yazı yazmak isteyeceğim aklıma bile gelmezdi….

Ama Defne Joy Foster’ı çok uzun zamandır uzaktan uzaktan izlerdim. Hazırcevaplığını, zeki espri duygusunu, karşısındaki ile empati kurma, dalga geçebilme cesaretini ve kendini yaptığı işe katma becerisini beğenirdim. Ekran yüzleri arasında başarılı olan çok az sayıda insanda hep bu “samimiyet” var.

Ekran haricinde tanımadım kendisini ama neredeyse eminim ki “ne ise o olan” az sayıdaki insanlardan biri idi. Bilemem; ekrandan bize yansıtılan her şey gibi, belki bu da bir yanılgıdır. Ama sanmam. Kimse takma bir kişiliği bu kadar uzun süre açık vermeden taşıyamaz. Defne Joy, gördüğümüz neyse oydu diye düşünüyorum.

Onun kabına sığmaz hallerinin çoğu insanı rahatsız ettiğini yaptığım reklam testlerinden biliyorum. Çok yakınlarda bir reklam için karakter aranıyordu ve halktan insanlarla bir test yaparken onun da ismini ortaya atmıştım. Bana göre çok uygundu düşünülen senaryoya. Orta sınıf ve altı kadın katılımcıların hepsi toptan “yok o hiç olmaz…” demişlerdi. “Fazla deli dolu, fazla laubali, fazla sulu, fazla zıpır…

Defne’den ve deli dolu hallerinden kimler rahatsız oluyordu diye düşünüyorum şimdi ölümünden iki gün sonra.

Tüm yaşamını başkasının gözünde nasıl görüneceğini düşünerek yaşayan, hep tribünlere oynayan insanlar… Kendini ve isteklerini çevresinden alacağı tepkilerden korkarak bir türlü gerçekleme cesareti olmayanlar. En derin arzularının önüne sürekli başkaları adına kendi set çeken insanlar. Yani toplumun büyük bir bölümü, Türk kadınlarının ise çok büyük bir bölümü.

“Fazla deli dolu, fazla laubali, fazla sulu, fazla zıpır…”

Yarım bıraktıkları cümleyi ben tamamlayayım; “fazla gerçek”…

O kadınlara şimdi yine sorsam, aynı sözlerle mi tanımlarlar Defne’yi acaba? Neredeyse eminim ki, en fazla üzülenler yine onlar olmuştur. Zira o, gerçek benliğinde kalarak da yaşanabileceğine işaret ediyordu. Seçenekler denizinde aslında çok çekici bir olasılıktı o; rahatsız edici bulunması tam da bu nedenden ötürüydü.

Bir zamanlar ayna karşısında kendine ilgi çekici bir kahkaha icat etmek için pratik yaptığını söylemiş nefret dolu o köşe yazarı gibi “sahte insanlar” memleketinde kendi kalarak, isteklerine yabancılaşmamaya çabalayarak mutlu olmanın yolunu aramıştı. Zor bir yol seçmişti kendine. Mutluluğu bulamamış olabilir ama bulmuş da olabilir Defne Joy.

Ne önemi var ki şimdi?

 
5 Yorum

Yazan: 02/05/2011 in İnsanlık halleri

 

Etiketler: , , , , , ,

Erkek kapalı kutu olursa…

Bir sürü kendini bilmez kadın da onları açmaya çalışır. Kadınlar bunu hep yaparlar.

Kapalı kutulara dayanamaz kadınların çoğu. Çoğunun elinde de doğru dürüst bir alet yoktur ha! Cımbız, tornavida, keski, çekiç, dinamit… Allah ne verdiyse fıtrat cinsinden, her kadın kendi meşrebince açmaya çalışır elindeki kutuyu.

Kutunun niteliklerinden bağımsız, neredeyse içgüdüsel bir durum sanki bu… Mecazi kutumuz sırçadan yapılmış olabilir. Bir bakarsın kendini ellerine teslim ettiği kadın ayakkabısının topuğu ile tepesine vura vura açmaya çalışıyor. Belgesellerde fındık kırmaya çalışan maymunların beceriksizliğini anımsatıyor çoğu kadının kutuyu açma çabaları bana.

Kutuyu açtın diyelim… Büyük beklentilerle, için titreyerek heyecandan… Sür-pürüüüüüz.

İçinden çıkana bakıp bakıp “Aaaa, bu da ne şimdi?” diye kapayamazsın ki tekrar… Kutudan çıkan sür(pürüz) ile ne yapacağını bilmeden yıllarca sürüklenen, “Ne yapayım şimdi ben bununla?” diye dolanan da bir sürü kadın var etrafta. Kendilerine bile itiraf edemiyorlar bıkkınlık ve bezginliklerini….

Kadın ve erkeklerin halleri üzerine derin derin analizlere girişilebilir tabii. Ben onu yapmayacağım; bu konu epey sıkıcı. Çok kitap var; merak eden okusun.

Ben bugün Sünger Bob modundayım… “Kutu kutu pense, Hanya’yı Konya’yı geç olmadan kendi görse” deyip, orada bağlayayım konuyu. Hanya da Konya da pek matah yerler değil ya…

Neyse, kutu olan isterse üstüne alınsın. Kendini acemi ellere teslim etmeden iyi düşünsün. Açılıp açılmamak, kafasına topuk yiyip yememek her kutunun kendi sorumluluğudur…

Bir tek çözüm var sanki… KAPALI KUTU OLMAMAK…

 

Etiketler: , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: