RSS

Konserve bilgelikler

25 Oca

Good and Evil – Souad Massi

Bazıları ilk bakışta çok güzel geliyor kulağa ama şu Facebook veya Twitter’daki tek cümlelik bilgeliklere hasta oluyorum desem? Bezelere benziyorlar, tatlı ama ağzına atınca eriyen, içi kof.

Gerçek yaşamdan damıtılmış olan öğretiler ise farklı olduklarını hemen hissettiriyor zaten. Has ekmek gibi, kepekli, lezzetli, pişkin ve doygun oluyorlar ama onlara bu modern fırınlarda rastlamak pek zor. Bu tür bilgeliklerde bir yontulmamış elmas saflığı, alçakgönüllülük ve sessiz, iddiasız bir derinlik oluyor.

Onlarda hem gerçeklik buluyoruz hem de içimize bir niyet koyabiliyorlar. En önemli farkları da burada zaten. Yaşamım boyunca karşılaştığım en iyi öğretmenler bunu becerenler olmuştur; içime niyet koymuşlar ama despot bir tavırla yol göstermemişlerdir.

Oysa şu konserve bilgelik parçacıklarının cüretine ve gürültüsüne de bakınız… İçimize herhangi bir niyet koyamadıkları gibi kaskatı reçetelerini dayıyorlar burnumuza. İnsanı yoruyor ve zamanını çalıyorlar. Bak herkes aynı şeyi söylüyor, mutlu aşk yokmuş madem… Dostluk yokmuş madem… İyi dost şöyle olurmuş, nerede böyle güzel insan? On tanesini arka arkaya oku; on Kemalpaşa tatlısını mideye indirmiş gibi oluyorsun… Anlamsız bir yük bindiriyorlar ruhuna insanın.

Düşündükçe aslında bilgeliklerin paylaşılmasının da olanaksızlığı dank ediyor kafama.

Kimse kendi deneyimlemeden bir şey öğrenemiyor yaşamda. Yaşamanın bir yolu var: hayatın içinden süzülerek geçmesine izin verip senin için işe yarayacak, kendine özgü olacak bilgeliklerini kendin damıtmak.

Bilgeliğinden emin olsan bile, paylaşmaya gelince de çok istekli olmamalı insan çünkü senin özgün koşullarının sonucu içinde biriken bilgeliklerin başkaları için pek uygulanabilirlikleri yok.

İyi niyetli ve olgun bir öğretmensen zaten, yap-yapma’lar yerine insanlarda o bilginin kendilerine uyarlanması üzerine bir istek yaratır; uzun sürede hazmedilecek bir ekmek pişkinliğinde sunarsın, yani içlerine bir niyet koyarsın. Ruhları doyar.

Yoksa, ne desen boş laf…

Reklamlar
 
10 Yorum

Yazan: 01/25/2011 in İnsanlık halleri

 

Etiketler: , , , , , , ,

10 responses to “Konserve bilgelikler

  1. Leyla Cingöz

    01/25/2011 at 11:25

    Ne güzel yazmışsın,facebook a koyabilirmiyim?

     
    • Ebruli Kedi

      01/25/2011 at 12:00

      Teşekkür ederim Leyla’cığım. Paylaşman beni mutlu eder.

       
  2. erhan eken

    01/25/2011 at 11:48

    her zamanki gibi çok güzel anlatmışsın,

    herkesin kendi gerçeği var, hiç kimseninkide birbirine benzemiyor.
    Benim kazandığım tecrübeler benim hatalarımın bedeli, diye düşünüyorum.
    Geçenlerde bir arkadaşla konuşurken kişisel gelişim kitaplarından söz açıldı, aynen içi boş kitaplar, slogan dolu. sayın yazar arkadaşlar çok güzel yazıyorlar. FERRARİSİNİ SATAN BİLGE gibi. Şimdi bizde ferrari yok ama neyimiz var yoksa satıp Nepal yollarına mı dökülelim?
    (laf aramızda o kitabı okumadan önce arabamı satıp o yollara döküldüm, ondan sonra da kişisel gelişim kitabı okumadım, çok moda olanların önsözünü okuyunca ne anlattığını baştan anlıyorsun zaten )
    ilgi ile okudum
    emeğine sağlık
    erhan

     
    • Ebruli Kedi

      01/25/2011 at 12:03

      Erhan Bey,
      Meramımı tam anlatabilmiş olmanın mutluluğunu yaşadım yorumunuzda. O uzun kitapları geçtim, bir de her dakika başımıza kakılan kof bilgeliklerden gına geldi. Bir de üstelik kendileri güzel bir cümle yazıp sanki ünlü biri söylemiş gibi yapanlar yok mu? Peh yani..

      Bir tek ek yorumum olacak, insan geriye bakınca bugünün perspektifinden “hatalarım” diyebiliyor ama “hata yok yaşam var” bana kalırsa. (Şimdi ben de tek cümlelik bir laf ettim, ya… Pes 😉 Kaçınamıyor insan galiba..

      Teşekkürler okuyup, yorumunuzu esirgemediğiniz için.

       
  3. Ayça Mumkule

    01/25/2011 at 12:26

    Ah Petekciğim, o lâfların en büyük meraklılarından biri de benim. Neden biliyor musun? Çünkü ben gençliğimin büyük kısmını o filozofların hayatı nasıl tanımladıklarını anlayabilmek ile geçirdim. Bu benim öğrenme biçimimdi. Analitik olmamdan sebep herhalde; kendi düşüncelerimi hep farklı düşünceler ile mukayese ederek ya da benimle aynı fikirde olanları tespit ettiğimde bir ispat sebebi yaratarak öğrenebilmişimdir. O alıntıları herhangi bir sosyal ağda gördüğümde, birileri benim okuduğum kitapları almış, altlarını kırmızı kurşun kalem ile çizdiğim ifadeleri bulup paylaşmış gibi hissediyorum. Eski bir dost ile karşılaşmak gibi bir şey bu galiba. Bir de, paylaştığım yazılara insanlar yorum yapsın ki öğrenme yolculuğum devam etsin istiyorum. Biraz egosentrik bir yaklaşım sanırım ama durum budur 🙂

     
    • Ebruli Kedi

      01/25/2011 at 12:37

      Seninkiler biraz farklı. Bakıyorum, her seferinde dikkatle seçerek ve kendin de yorumlayarak koyuyorsun onları. Bu farklı bir yaklaşım. Ben de gençliği boyunca bütün harçlığını ve sonra da kazancını kitaplara yatırmış biri olarak seni anlıyorum. Geçen sene kitaplarımın büyük bölümünü bağışlarken de aynen senin gibi, başkaları ile paylaşma dürtüsü ağır bastı. Ben de bu blogu paylaşmak isteği ile başlattım. Yorum gelince seviniyorum, zenginleşip, artıyorum. Teşekkürler yorumun çok değerli bir katkı oldu bana.

       
  4. Nur

    01/26/2011 at 12:18

    Fevkalade bir yazı, lezzetli benzetmeler ve gerçekten imbikten süzülmüş bir yorum! Besbelli ki sözler yüreğinden sıçramış. Resmin cismin olmasa da Petek işte budur dedirtiyor. Paylaştığın için teşekkürler!

     
    • Ebruli Kedi

      01/26/2011 at 13:24

      Sağolasın Nur’cuğum, okuduğun ve yorum yaptığın için.

       
    • Ebruli Kedi

      01/26/2011 at 13:33

      Arkadaşım Neşet de şu yorumu yazmış cevaben:

      “Usta, şeyh, baba erenler veya her ne ise adı; bilgelik içeren kelam etmek yerine kendi bilgeliğini yaşar. Mürit, öğrenci, derviş veya çekirge ise onu sadece izler. Birbirlerine müdahale etmezler. Biri bildiğini yaşar, diğeri ondan gördüğünü kendine uyarlayarak kendi bilgeliğine ulaşmaya çalışır.

      Senin sözünü ettiğin facebook, tweeter bilgelikleri ise genellikle böyle bir sürece “vakti olmamak” hali ile ilgili. Yani bir nevi “fast wisdom”. Kısa ama öz ve uyarlanabilir olup olmadıkları belli olmayan, belki de böyle olup olmadığı umursanmayan, okunup tüketiliveren; 15 dakika sonra izi bile kalmayan, bu etkisizlikleri ile akıllıca görünen sözcüklerin rastlantısal biraradalığı gibi duran laflar bunlar.”

       
  5. ESİN

    05/15/2011 at 01:24

    Herkes kendi yolunun yolcusu.Kendi yaşanmışlıklarımızdan özümsediğimiz her neyse ,yolculuğumuza kattığımız da o.Gönlüne sağlık.İyi gözlemlemişsin.

     

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: