RSS

Neden Hindistan (daha Urfa’ya bile gitmemişken…)?

08 Ara

Şimdi bir yandan neden Hindistan’a gittiğim, diğer yandan da neden gördüklerimi sevmediğim gibi iki önemli soruyla karşılaşıyorum. Çünkü herkes bunları soruyor.

Farketmişsinizdir; bizim gibi hali vakti yerinde ve eğitimli çevrelerde Hindistan’a çok garip bir ilgi var. Yani bayramda köpeklerin çektiği bir kızakla donmuş Bering boğazı üzerinden 4000 kilometre yol yaptık desem en fazla “Yapma yaaa, iyi miydi bari?” ya da “Hmmm, I see..” tepkisi verecek bazı arkadaşlar, Hindistan’a gittim deyince, gözlerini koca koca açarak “Yaaaaa…. Ne zaman gittin? Nasıl gittin? Kimle gittin? Sevdin di mi? Çok pisti di mi? Ama insanları sevdin di mi?, “Sari aldın mı kendine?” “Hani bindin?”, “E, eline kına da yaptırmamışsın amaaaa…”, “Nasıl, ishal oldun mu? Kesin olmuşsundur…” şeklinde koyu bir belgesel merakı ile atağa geçiyorlar. En hafifi müstehzi bir “E hadi ama, anlat bakalım…” oluyor. (Bu verilen ilk tepkilerden bile uzun ve komik bir yazı olur ama neyse, sonra belki…)

Neyse, şimdi başa dönelim; oradan başlayayım anlatmaya…

Bu gezi öyküsü bir sabah uykumdan “Kerala” sözcüğü ile uyanıp, Internet’te bunun hikmetli bir seçim olup olmayacağına dair araştırmalara girmemle başladı. Ve işte Birleşik Hint Turizm Ordusu’nun saldırılarına o arada maruz kalmış olmalıyım…
İçimde bir türlü rahat duramayan seyahat böcükleri ile dünyanın dört bir yanındaki gönüllü Hint turizm elçilerinin ısırıkları bir araya gelince, bünyede toksik etki yapıp aklımı başımdan almış olmalı.

Kendimi bilmez halde Kerala’nın o muhteşem güzelliklerine odaklanıp, yalın ayak başı kabak vaadedilmiş topraklara doğru yola çıkan bir hacı adayı kadar huşu içinde, Hindistan seyahatinin hayalini kurmaya başladım.

Şunu da itiraf etmem gerek ki, bu düş görme sürecinin hiç bir aşamasında, ne bu seçimden şüphe duydum ne de “yok anam, otur oturduğun yerde” deyip vazgeçmelere kalktım. Araştırmamın her düzeyinde tutarlı ve dirayetli bir “Hindistan, Hindistan, İnanılmaz Hindistan” propagandası göz açtırmadı bana.. Tamamen gönülden inanmayı arzu etmiş olmalıyım anlatılanlara. Gidebileceğim en egzotik ve dost coğrafyalardan biri de Hindistan değil miydi sonuç itibarıyla?

Yazı ilerlemeden vakitlice yapabileceğim bir diğer itiraf da şu olsun: bize söz verilenleri görmedik mi? Hepsi tamamengerçekti ve tek tek görüldüler. Vardılar yani… Hepsi vardı… Bunu şuna benzettim sonradan; çok sevdiğim bir kız arkadaşımı yine sevdiğim bir erkek arkadaşımla tanıştırmak istemiştim. Oğlan kızı tarif etmemi istedi; yemyeşil kocaman gözler, uzun kirpikler, bal rengi saçlar ve dolgun dudaklar diye tarif ettiğim kızla karşılaşınca beni kenara çekip” “Evet canım, söylediklerinin hepsi hakikaten var ama olabilecek en beter kombinasyonla” diyerek kalbimi kırmıştı. Hindistan’da biraz böyleydi galiba… Garip bir kombinasyon…

Reklamlar
 
 

Etiketler: , , ,

3 responses to “Neden Hindistan (daha Urfa’ya bile gitmemişken…)?

  1. TÜLAY

    12/08/2010 at 23:32

    Petekciğim, kalemine yüreğine sağlık..
    çok güzel , serinin takipçisiyim :))
    selam ve sevgiler

     
  2. Fitnat

    12/11/2010 at 02:10

    Petekciğim ,sana çok teşekkür ediyorum.Son anda (yıllarca çok görmek istememe rağmen) Hindistan seyahatinden vazgeçen bir insan olarak,yazılarını ilgiyle okuyorum.Giden grup arkadaşlarımın anlattıkları ve senin yazdıklarından sonra insanın hislerine güvenmesi gerektiğini bir kez daha anladım.Bir iki internet gezisi beni bu geziden vazgeçirmişti.Mutlaka o ülkenin de kendine has havasını solumak farklı duygudur.Ama ben farelerin,maymunların ve sokakları pislik içindeyken ,sokaklarda ayakkabısız gezen insanların ayaklarıyla girebildiği ama bizlerin ayakkabılarını çıkarıp girmek zorunda kaldığı mekanları görmesemde olur diye düşünüyorum.Bu benim düşüncem ….Ama insanların sefalet (bu benim bakış açım tabiki,onlar belki sefalet içinde olduklarını düşünmüyorlar)görüntülerini izlemek için bu kadar riski alamadım(!) Sonuçta yazıların benim egomu fena halde şişirdi.Oyun bozan, caydın diyenlere karşı kendimi çok iyi hissettirdi.Yazılarını özlemişim.Bugünlerde iş yoğunluğunda bana çok hoş bir mola oluyor.Sevgiler.Fitnat

     
  3. Nur

    01/13/2011 at 13:49

    Bir nasihat bin musibetten iyidir. Teşekkürler, yazın benim için öğretici oldu, dersimi aldım! Keşke senin da aklı başında, iyiliksever, blogunda birikimini paylaşacak özgüvene sahip bir arkadaşın olsaydı. Şans işte n’aparsın 🙂

     

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: