RSS

Yekpare Zaman

14 Haz

Erguvanlar, mor salkımlar, at kestaneleri geçti… Şimdi ıhlamur zamanı. Baygın kokusu ile sokak başında yakalıyor yakamdan ve çekiştire çekiştire koruluğa sürüklüyor. ‘Gece inmek üzere, dur yapma!’ diyorum; ‘bu saatte, karanlıkta tekin değildir oralar!

Bir şey olmaaaz’ diyerek dansediyor çevremde.  Kendi kokusundan baygın, kafayı bulmuş. Şuh ve sarışın bir koku bu.  Ben duraksayınca, tekrar yanıma gelip yanağımı okşuyor. İçime çekiyorum çocukluğumun kokusunu…

Gel, sana bir sürprizim var,’ diyor kahkahalar atarak, yeşil elbisesinin eteklerini savurarak.

Ozzy’yi alıyor yanımıza, güya bizi koruyacak. Oysa Ozzy karanlık koruya dalarak deli gibi koşturuyor. Onun kendi işleri var; her çalı koklanacak, aniden banktaki aşıkların dibine kadar gidilerek adam yerinden hoplatılıp, karizması çizilecek, büyük çamın dibine işenecek, koruda yaşayan küpeli köpek familyası ile takaza çıkarılmadan birlikte koşturulacak, köşelere konmuş kaplardaki sular içilecek, piknikçilerin bıraktıkları torbalar karıştırılıp bakılacak  filan… İşi çok zamanı yok; deli gibi koşturuyor.

Tembel Pazar gününden sonra herkes gitmiş. Kahkahalar, çocuk çığlıkları havada asılı kalmış gibi. Hava çok sıcak, koru nemli ve zifiri karanlık. Parke yoldan ayrılıp ağaçların altındaki toprak patikaya çekiştiriyor koku bizi… Ozzy çoktan gözden kayboldu.

Bak kimler var burada…” diye kahkaha atıyor ıhlamur kokusu… Zifiri karanlık koruluğun derinliklerinde yüzlerce minik ışık; yanıp yanıp sönüyor… Heyecandan ağlamamak için kendimi zor tutuyorum… Ateş böcekleri bunlar; hem de yüzlercesi…

Çocukluğum hücum ediyor göz pınarlarıma… Babamın kocaman avucuna eğilirken buluyorum yüzümü; yanıp sönen bir ateş böceğini ilk görüşüm… Minik ellerim ellerini kavrıyor, anlamaya çalışıyorum böceği ve ışığı. Böceği pantolonunun önüne düşürüyor babam; “Aaaaah” yapıyoruz minik kardeşimle. “Yandım, yandım” diye zıplayıp, gülüyor babam… Gülüyoruz hep beraber…

Büyülü bir koruluk burası; adım attığım andan itibaren beni çocukluğumun ağlarına takan bir zaman genleşmesi yaşıyorum. Tanpınar’ın dediği gibi:

Ne içindeyim zamanın
Ne de büsbütün dışında;
Yekpare geniş bir anın
Parçalanmış akışında,
Bir garip rüya rengiyle
Uyumuş gibi her şekil,
Rüzgarda uçan tüy bile
Benim kadar hafif değil.

Başım sukutu öğüten
Uçsuz, bucaksız değirmen;
İçim muradıma ermiş
Abasız, postsuz bir derviş;

Koku bende bir sarmaşık
Olmuş dünya sezmekteyim,
Mavi, masmavi bir ışık
Ortasında yüzmekteyim

Bugüne dönmeye çabalamam boşuna. Ateş böcekleri yanıp sönüyor, yaşlı ağaçlar hafif meltemde yapraklarını birbirine sürterek fısıldıyorlar; ‘Yaaaaa, işşşşşte böyle, bir varmışşşşş, bir yokmuşşşşş…”

Ihlamur’un başkalarının yakasına yapışmak üzere uzaklaşan şen kahkahasını duyuyorum; ‘Bir sürprizim var dememiş miydim sana?’


Reklamlar
 
1 Yorum

Yazan: 06/14/2010 in Şiir

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

One response to “Yekpare Zaman

  1. ESİN

    06/22/2010 at 23:46

    Zaman içinde yolculuk gibi… Hem de İstanbul ortasında. Korkmadan bir gece vakti koruların derinliğine dalıp bu görüntüyü bizle paylaştığın için yüreğine sağlık. O OZZY denen yaratığa da çok güvenme. Belli ki oda kendi ateş böcüklerinin peşine düşmüş :=)

     

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: