RSS

İki İkiiii; Kulakları Miki….

01 Haz

İkilikten bahsediyorduk geçen gün bir dostla… “İkilik gerekli,” dedi kısaca… “yoksa evreni algılayıp yorumlayamazdık”.

Her şeyi ancak karşıt referansı sayesinde algılayan bir bakış açısını başlangıçtan beri reddediyor içim. Duygularım diyor ki her şey aynı büyük bütünün parçası ise, karanlık / aydınlık, iyi / kötü diye tanımlar yapıştırınca birine taraf olmak zorundasın. Hangi tarafı seçeceksin?

De ki İYİ olmayı seçtin? Senin iyinin “mutlak iyi” olduğundan emin misin? İyilik adına yaptığın her eylemin mutlak “iyi” sonuçlar yaratacağını ummak, iyi olmasına yeter mi?

Belki kötü sadece “iyi”nin olmama halidir, karanlık belki de aydınlığın karşıtı değil, aydınlığın “olmaması” durumudur..

Yani mutlak kavramlar an gelip yeterli olmayabilir değil mi? Yani kötü biri senin düşünce kavramlarınla “iyi” olmayı “bil”miyorsa ne olacak? Hiç görmemişse… Yaşamında şiddetten başka bir şey görmemişse, sevgiyi görünce tanıyabilir mi? Tanıyamazsa o seçeneği nasıl seçebilir (mi)?

Aynı mantıkla İYİ diye bir şey de olmayabilir… İyi-kötü ikiliği yoktur yani… Ne özgürleştirici bir düşünce!

İkiliği ortadan kaldırırsak, daha rahat ederiz diyor yüreğim. Hiçbir şeye yafta yapıştırmadan algılamayı dönüştürmek ve öyle yaşamak özgürleştirici bir deneyim. İkilik yok, hiçlik var bence. Her şey kendi karşıtını da içinde taşır çünkü.

Her şey algıya bağlı. Boşluk mu şekli belirler, şekil mi boşluğu?

İçimde büyüyen büyük bir boşluk duygusu… Olumsuz anlamda değil ama… Büyük bir boşluğun, “hiçliğin” parçası olmak… Bilerek “hiç”lik dedim. “Tek”lik desem, tek kavramı doğrudan ikilik kavramının kapısını çalacak… İkilik de komşusu olan akla başvuracak; ‘Kap yaftalarını gel, mitinge gidiyoruz, kafa karıştıracağız’ diye… Alıp megafonu karşıma geçecekler vaaz vermeye; iyiydi-kötüydü, sen-o, biz-siz-onlar… Başlayacaklar lafları ve kavramları köpürtmeye…

Oysa “hiç”liğin kapısını çaldığımda, en “t(aşkın)” hali ile açıp buyur ediyor beni benden içeri. Onun yanında iyi ya da kötü, eril ya da dişil, karanlık ya da aydınlık, namuslu veya namussuz olmak zorunda olmadığımı hissettiğim anlar yaşıyorum. Tüm evren benden içre, benden ötürü…

Ve o zaman tam anlamıyla akışın kendisi olduğumu hissediyorum. Mutlu olmak için “ol”maktan başka şeye gereksinim duymamak bu. Pisi otları, meşe ağacı, daldaki ispinoz veya bir istavrit gibi yaşama hali…

“Kendime” en çok yaklaştığım an aynı zamanda “kendimi unuttuğum an” haline geliyor. İnsan “kendi”ni nasıl unutur?

Eh, buyurun bakalım. Bana uygun bir hedef olsa olsa bu olur… Başarıp başaramadığını da insan ancak son nefesini verirken belki anlar… Çünkü değişim ve dönüşüm sürekli ve bu yazdıklarım yarın öğrenip deneyimleyeceklerimin ışığında belki de deli saçması gelecektir bana… Ama ikiliği ortadan kaldırmıştım ben… Deli saçması diye bir şey yok o halde… Oh, gel keyfim gel… Buyurun birlikte yiyelim…

Reklamlar
 

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

One response to “İki İkiiii; Kulakları Miki….

  1. Ebruli Kedi

    01/31/2011 at 13:29

    Arkadaşım Neşet’in yorumunu buraya kopyalıyorum. Yakında blogun içine yorum bırakmayı da öğrenecek ümidindeyim ;-)) :

    İnsanın kendi varlığının içinde “hiç”i kavraması… Çoooook önemli bir alan. Bunu içselleştirmek son nefesi de aşabilir diye endişe etmiyor değilim ara ara :).

    Öte yandan “ikilik” meselesi ilginçtir. “Şey”leri karşı referansları ile tanımlamak aslında tam da bir kısır döngü. “A”, “B”nin karşıtıdır deyip, “A”yı “B” üzerinden tanımlamaya kalktığında, ‘peki “B”nin tanımı ne yahu?’ sorusu ile başlayan bir kakafonik durum ile karşılaşılabilir ki bu, kuyruğuna kovalayan kedinin sevimliliğinin yanından bile geçemez.

    Burada sözünü ettiğim diyalektik kavrayış değil tabii. Yukarıdaki durum diyalektiğin karikatürize edilmesi.

    Bu karşıtlıklar manzumesi, kaçınılmaz olarak yanında garnitür olarak “etiketle kurtul” alışkanlığını da beraberinde getirir. Bu yalayıp yalayıp etiket yapıştırma hali; şeyleri bilebilinen 3-5 kategoriye tıkıştırma kolaycılığı, giderek yaşamı “siyah – beyaz” ikiliğinden ibaret sanma ve o ikisinin arasındaki binlerce gri tonu görememe, onların farkına varamama, keyfini çıkaramama körleşmesine saplanır kalır…

    Bazen de dayatılan ve göbeğine düşülüverilen budur.

    Eline aklına sağlık 🙂

     

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: