RSS

Yanlış Kuşları

04 Şub

Yanlış kuşu sevdiğim bir çocuk hikâyesidir. Sihirli bir kuşu olan çocuk ödevlerini yaptıktan sonra yanlış kuşunu çağırır, o da sayfadaki yanlışları yiyerek beslenir… Bunu duyan arkadaşları da defterlerini getirince, kuş tüm defterleri temizler ama son satıra geldiğinde öyle çok yemiştir ki patlayarak ölür ve yuttuğu tüm yanlışlar gerisin geri defterlere dönerek etrafı batırır. Masal kitabında kuşun patlamış halinin resmi de vardı; zavallı ortadan yarılmış ve etraf mürekkep lekesi içinde…

Fabrikanın penceresinden baktığında gördüğü „“harfiyat yapılır” yazısına feci takıldığından bir süre işlerini aksatan bir arkadaşım var. O kendini bilmiştir hemen. Ben dâhil çevremdeki herkes böyle nedense. Dilimizin temizliğine çok titizleniyoruz. “Harfiyat ile hafriyat arasındaki farkı anlayabilmemiz için eğitimize eşek yükü ile para harcandı. Kocaman kütüphaneli evlerde doğduk, büyüdük. İlk doğumgünü hediyelerimiz kitaplardı. Şimdi hakkını vermeye çalışıyoruz işte.” diyerek sakinleştirmeye çalışmıştım kendisini. Bu arada kendim bana gelen maillerdeki imla ve düşük cümle hatalarını düzelterek saklamak gibi bir hastalıktan musdarip iken, onu rahatlatma çabalarım beni de pek kesmedi doğrusu.

Eğitimsiz insanlarımızın yazım konusundaki eksiklikleri hemen göze çarpıyor ve “Yurdum insanı, hah hah hah…” başlıkları ile “hadi gülelim” diye Internet’te dönmeye başlıyor. Gülüyoruz tamam da, dilimizin bu denli fakirleşip, yanlışlara saplanması beni hep çok ürkütüyor. Tek anlaşma zeminimiz o çünkü ve o da elimizden kayıp gidiyormuş gibi hissediyorum. Ama diğer yandan hep adil olmaya çabalayan içsesim “Ne yani, öğrettik de mi yazamıyorlar?” diye onları savunmaya geçiyor.

Düşündükçe, yaşadıkça ve bir arada çalışmaya çabalayarak geçen 25 yıldan sonra, eğitimine para ve emek harcanmış eğitimli insanlarımızın ruhça ve kafaca “eksi(k)lik”leri, inatçılıkları ve yeniliklere dirençleri beni inanın ki çok daha fazla ürkütüyor.

Mesela neden “eğitim”li insanlarımızın bir araya gelerek iki elleriyle bir gözlerini oyamadıkları, bir türlü etkin şekilde örgütlenemedikleri aklıma takılıyor. Mesela nerede epilasyon yaptıracağını deliler gibi araştıran eğitimli kadınlarımızın, kurban bağışlamak istediklerine tek dakika bile araştırmadan, soruşturmadan kurbanlarını Deniz Feneri’ne bağışlamaları gibi. Veya bu yazın moda renkleri konusunda iki saat durmaksızın konuşabilen genç kızlarımızın 
modanın ideolojisi üzerinde tek bir kelime edememeleri gibi… Ya da neo-emperyalizmin az gelişmiş ülke ekonomilerine eklemlenme biçemleri ve sermaye kanamaları üzerine iki saat doğaçlama laf paralayabilen, kendini “çağdaş” olarak niteleyen birinin e-posta kullanmayı öğrenmeyi reddetmesi gibi. Demokrasiye gönülden inandığını söyleyen birinin sırf türbanlı diye otobüste o kadının yanına oturmayı reddetmesi gibi, gibi, gibi, gibi, gibi…

Bu ülkenin eğitimli kadınları ve erkekleri gözlerine far tutulmuş tavşanlar gibi. Kafalar bulanık, nosyonlar birbirine karışmış, düşünceler ve uygulamalar eskimiş, çürümüş ama hala kullanılmaya çalışılıyor. Sıkı sıkıya tutunulan slogan tümcelerden medet umuluyor; onlar düşünce sayılıyor. Bir düşünceye kapılandıysan yıllarca onu değiştirmeden devam ediyorsun; üzerine kelime eklemeden. En önemlisi, artık bizi çevreleyen koşullara ve önümüzdeki onyıllarda yaşamımızı etkileyecek olan politik değişimlere “ilgi” bile duyulmaması. Nasılsa elden bir şey gelmez diye mi?

Benim de buna kafam çok bozuluyor. Bu insanların her biri harfiyat ile hafriyat arasindaki farkı biliyor oysa. Ne işe yarıyor daha iyi analizler yapıp, çözüm üretemeyince bu malumatfuruşluk? Tartışarak, farklı düşünsek bile bir zeminde buluşup, ortak yaşamımız için birlikte bir eylem üretemeyince ne işe yaradı dil bilgisi?

Dil bu işe yaramazsa, bir araya gelip de ortak yaşamımız için birlikte bir şey üretemezsek bizi “insan” kılan ne kalıyor geriye? Karıncalar, arılar ve dahi maymunlar, sokak köpekleri bile daha iyi örgütleniyorlar ona bakarsan.

Ah bizi “yanlış kuşları bizi”…

Özetle diyorum ki; önce kafalarda ciddi hafriyat yapmak lazım ki boynumuz doğrulsun. Yoksa yan yana getirmişsin abece’yi, anlamlı bir şey söylemedikten sonra. Ne farkımız kalıyor gülerek küçümsediğimiz “yurdum insanından”?

Reklamlar
 

Etiketler: , , , ,

2 responses to “Yanlış Kuşları

  1. bekir özeren

    10/20/2014 at 11:14

    yazının deniz fenerine getirilme şekli biraz tuhaf (tuhaf da değil, açık söylemek gerekirse, önyargılı veya ardniyetli) olmuş.

     
    • Ebruli Kedi

      10/25/2014 at 10:48

      Deniz Feneri sizce masum bir girişim ise, algınızı normal karşılıyorum. Bence öyle olmadığı için bu konuda anlaşamayacağımız açık.

       

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: