RSS

(1) Cücük Çocuklar Buraya…

20 Ara

Kişilik katmanlarımızı hep şöyle düşlüyorum. “Yetişkin Ben” görünen fiziksel kısımda ikamet ediyor. İçimde sakladığım “ana-baba” ise yukarıdan bir yerlerden bakıyor. Hata yaparsam “Seni gidi seniiii…” deyip parmak sallıyor.  İşte bana o yukarıdan bakanlar herhalde pek ilgili bir anne baba değiller. Fazla bir uyarıda bulunmuyorlar. Ara sıra “Ayıp”, “N’apıyorsun”, “Aman o herife dikkat!”, “Tüh yine kazık yedin, yani bu kadar olur…”, “Hiç ders almaz mısın sen yahu?” uyarıları duyuluyor ama galiba bunlar yakın çevremden geliyor.  

Cücük-çocuk ise en içeride. Herkes kendi cücüğüne farklı isim verebilir. Freud “id” demiş. Veya sadece “içimdeki çocuk” da diyorlar. Hep kapalı yerde  kaldığı için tevekkeli çok sıkılıp, çok maraza çıkarıyor. (Yahu yazarken düşündüm de bunca yıl bunların yerlerini değiştirmeyi neden akıl etmemişim ki ben? Çık bakayım çocuğum güneşe, al bir poşet çekirdek eline… Haaah, inin bakayım anam-babam kafamın tepesinden, geçin arkadaki sandık odasına.  Oh yaaa. Dünya varmış…)

Ana baba katmanı (kimisi süper ego da diyor ona)  içimde sakladığım otoriter bir odak aslında.İIkinci katman gelişirken sanırım, cücük-çocuk ile daha yüzyüze ve doğrudan ilişki içindeydi. Zaman geçince onlar, her ailede olduğu gibi cücük’ün şımarıklığından ve şirretliğinden illallah diyerek yüzgöz olmaktansa, işleri Yetişkin-Ben’e bırakmayı yeğlediler ve apartmanın üst katına taşındılar.  Ses çok yükselirse, ellerindeki sopayı yere vurup “susun” diyen yaşlılar gibi arada müdahale ediyorlar. Yani, benimkiler böyle. Belki sizinkiler hala iç içe aynı yerde oturup birbirlerini yiyordurlar. Bilemem.  Bizde bir şekilde denge sağlandı ve öyle de gidiyor.  Cücük çocuk zaman zaman dayak yiyor. Bazen Yetişkin-benin sevecenliği tutup, hadi bakalım deyip onu zıplasın hoplasın diye yeşilliklere salıyor. Etrafa çok zarar vermeden “Hadi bakalım. Yetti bu kadar oynamak,  eve dönüyoruz.” diyor. 

Sizin Yetişkin-ben’iniz cücük-çocuk ve merkezi otorite (anababa benliğiniz) arasındaki ilişkiler nasıl? Sizin çocuk da şımarık mı? Yoksa çok dayak yediği için hayata küsüp içine mi kapanmış? Belki de dayak azgını olup, gemi azıya almış ve ipini koparıp dışarılara kaçmıştır. Belki de Yetişkin Ben’inizi  bir güzel kazığa bağlayıp, ona işkence yapan bir “şımarık velet”tir. Hiç konuşmayı denediniz mi onunla? Cücüüüük? diye bir seslenin bakalım. Gerçekten neler yapmak ister diye sorun ona. Minik elinden tutmayı deneyin hayalinizde.  Kime benziyor sizinki?

Yine kafam dağıldı tabii. En önemli ayrıntıyı az daha atlıyordum. Hayatta bir sürü şeye cevap arıyoruz ya? Aradığımız bütün cevapların saklı olduğu gizli bir kasa var.  (“Yok” demeyin bana, çünkü var. Nokta.)  İşte o kasanın anahtarı cücük-cocuk’ta. Kasayı da odasında yalnız kendi bildiği bir yere gizlemiş. Onunla iyi geçinmezseniz, aradığınız hiç bir cevabı size vermiyor. Yani, suyuna gitmeyi öğrenmeniz gerek. O zaman sorularınıza güzel güzel ve sizi şaşırtacak cevaplar veriyor. 

Bir sonraki yazı onu mutlu etmenin yolları ile ilgili olacak… Azzz sonraaaa….;-)

Reklamlar
 

Etiketler: , , , , , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: