RSS

Mutluluk Eşiği

13 Ara

Hepimiz genetik olarak bir mutluluk eşiği ile doğuyormuşuz. Buna göre hepimiz farklı derecelerde,
ama az ama çok, çekirdek bir mutluluk potansiyeli taşıyoruz.  Temelinde mutlu olan genetik tanımımız doğduğumuz andan itibaren sürekli olarak sıkı bir
hayat törpüsüden geçiyor ve bizler kendimizi  genelde mutlu, vurdumduymaz, huysuz, endişeli, karamsar, ürkek veya olaylara pembebakar bireyler haline gelmiş buluyoruz. Anladığım şekliyle olay bu. Ya da olguyu böyle yorumlamayı seçiyorum.

Ama, demek ki belirli bir mutluluk eşiğine sahip olarak doğuyorsak, bu eşiğin altına düşmek genetik olarak pek
olanaklı değil.  Aynı şekilde bu eşiği yükseltmek da pek olası değil. O halde yapabileceğimiz tek şey, “işte ben şimdi mutluyum” dediğimiz sıradan bir anda deneyimleyebildiğimiz mutluluk düzeyi neresi ise, onu hatırda tutup,
mutluluğu o düzeyde sabitlemeye çalışmak olmalı. Nasıl mı? Cevabını bilmiyorum. 

Belki şöyle yapılabilir:

Öncelikle çevremizdekilerin bizim ile ilgili, bizi okşamayan düşüncelerine kulak tıkayarak başlayabiliriz.
Nasılsa bizi tanımıyorlar; maskemizi biz sanıyorlar. Bizi bizim gibi içeriden ve “yakinen” bilmiyorlar.
Biz de onları tanımıyoruz.

İkinci olarak, kendimizi çok önemsemekten vazgeçmeyi deneyebiliriz.  Bizler de tıpkı kargalar, barbunlar, kediler ve pisiotları gibi organize olmuş hücrelerin bileşimi olan varlıklarız. Hücrelerimiz bize sormadan pek de güzel organize olduğu için bizlere de “organizma” deniyor. Doğuyoruz, yiyoruz, içiyoruz, geziyoruz, ürüyoruz, gülüyoruz,
oynuyoruz, büyüyoruz, ölüyoruz. Ilki ve sonuncusu arasında geçen zamanı eğlenerek geçirmeye çalışmamız
lazım değil mi?

Şöyle bir örnek kanımca uygun düşerdi. Evren hepimizi  220 voltluk bir duy ile donatmış olsun. Şimdi sen bu
duya ister 10 mumluk gece lambası takarsın, istersen 500 watlık halojen bağlar etrafını pırıl pırıl ışıtırsın.
Birincisini millet gece çişe gitmek için en yakın elektrik düğmesine giden yolu görmek için kullanır, ikincisini dünyasını aydınlatmak için. Neden tuvalet lambası olasınız?  Duya kadar gelen enerji miktarı aynı demiştik. Önemli olan senin o enerjiyi neye indirgediğin veya yükselttigin ve nasıl kullanmayı seçtiğindir. (İnsanların evlerini nasıl aydınlattıkları da iç dünyalarına geçit veren önemli bir ipucudur bence.)

Peki, çalışıp çabalarken, evde millet yemek beklerken, ağıza atacak lokma olmadığında, ayağımızdaki pabucun altı delikken nasıl mutlu olacağız, nasıl eğleneceğiz?

Cevabı bilsem zaten burada olmaz, yaşam gurusu olarak gün başına bilmem kaç yüz milyondan 
mutlu yaşama seminerleri satıp bayağı mutlu olurdum.  Hazır formüllerim yok. Hazır bilgilere inan olmaz zaten.
Bir şeyler insanın içinde büyüyüp filiz vermeli. Sokma akıl kırk adım gider derler. Doğru.

Hiç bir şey öneremem nasıl mutlu olunur diye. Bir kaç kopuk düşüncem var tabii ama sözünü etmeye değmez. Bazen bunlar kendimde bile çok işe yaramadıktan sonra. Ama işte, belki içimizde gün gelip mutlu olacağımıza 
dair bir umut tohumunu ilk su damlasında yeşerecek şekilde hayatta tutabiliriz, kuruyup toza karışmasın 
diye başında bekleyebiliriz.

Bilim adamlarının mutluluk eşiği dedikleri şey “(u)mutluluk” eşiği olmasın? Hani tapaj hatası filan?

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 12/13/2009 in Psychobabble

 

Etiketler: , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: