RSS

Balkona Güzelleme

13 Ara

Bu yazıyı geçen gün balkonuma astığım çiçek saksılarını „Lütfen bir gelenek başlatmayın, şimdi siz asarsanız herkes asar.“ diyerek kaldırtan yöneticiye ithafen yazıyorum.  Yağmurda apartmanın cephesini kirletebilirler, rüzgarda da birinin kafasına düşebilirlermiş.  „Peki“ dedim çaresiz, bir yandan da hak verdim kendisine.  O kadar iğreti konmuş saksılar görüyorum ki balkon kenarlarında, düşüp birilerini yaralamamaları mucize kabilinden.  Maazallah bir gelenek başlatırsam birilerinin canına kasdedilebilir diye kabullenip kaldırdım saksılarımı, içeri aldım.  

Diğer yandan da eskiden yaşamımızın büyük bölümünün geçtiği, sabahtan akşama kadar keyif sürdüğümüz, evlerimizin sokağa bakan gözleri olan büyüklü küçüklü çeşitli balkonları düşündüm hüzünle.  

Piyale Madra’nın Piknik karakterlerinden ufak oğlan Barış’a göre tanrının en kutlu yaratımıdır balkonlar:

  

(Kız) Filleri ve kuşları yapan o.
(Kız) Sarayları, balonlu çikletleri, zürafaları…
(Kız) Balkonları ve uçuç böceğini yapan o…
(Kız) Kelebekleri…
(Barış) Balkonları… 

(Kız) Tabii her şeyi o yaratmış
(Kız) Kuşları böcekleri..
(Barış) Balkonları…
(Kız) Ağaçları, dalları..
(Barış) Balkonları… 

(Müjgan abla) İnsan denen mükemmel makineyi yaratan o.
(Müjgan abla) Ayrıca dünyayı… yıldızları…
(Müjgan abla) Kısacası evreni yaratan o…
(Barış) Balkonları unutma! 

(Müjgan abla) Balkonların lafı mı olur?
(Müjgan abla) Sana ne diyorum,
(Müjgan abla) Seni, beni bütün evreni yaratmış…
(Barış) Balkonları unutalım mı yani? 

(Müjgan abla) Bak Barışcığım sana şöyle anlatayım
(Müjgan abla) Önce Adem ve Havayı,
(Müjgan abla) Yani ilk insanları yaratmış
(Barış) Sonra da balkonları!!
 

Hemen herkes hemfikir balkonların başlangıcı ile ilgili. Internet çağının kesyapıştır-bilgi mantığı ile ben de bu bilgi parçasını sıkıştırayım şuraya, aradan çıksın;  Balkonlar Tanzimat ile başlayan batılılaşma sürecimizde geleneksel mimariye alternatif olarak gelişen apartmanlar ile yaşamımıza dahil olmuşlar.  Evler mahremlerini ilk defa balkonlarda kaybetmiş.  

Balkonların yaşamımıza ne zaman dahil olduğu bilgisini hemen edinebiliyoruz da onların yaşamımızdan ne zaman, nasıl ve neden çıktıkları üzerine kafa yorana rastlamadım. Ne oldu da balkonlarımızı kaybettik? Ne zaman eskinin bu sevilen, gözde yaşam alanları pis, düzensiz ve unutulmuş tozlu ardiyelere, zamanlı zamansız mangal yakarak komşuları dumana,  küle ve kokulara boğduğumuz alanlara  dönüştü? Ne zaman kurudu fesleğenler, ıtırlar ve sardunya saksılarımız ne zaman sakıncalı hale geldiler? 

Adına apartman denilen mimari konseptin hızlı nüfus artışı ile hesap kitap yapmadan paldır küldür yaşamımıza girdiği ilk yıllarda bu kadar sorun yaşanmıyordu herhalde.  Geleneksel mimarimizin içe kapalı aile anlayışına uygun inşa edilen bahçeli, hayatlı, iç avluları, terasları olan ve mahreme önem verilen evlerinden yüzü dışa dönük ve yabancılarla birlikte yaşanan apartmana geçişte, sanırım eski düzenlerin minik bir parçası balkonlarda sürdürülmeye çalışılmıştı ilk başlarda. Yüksek ve kişiliksiz apartmanların istilasına uğramamış  küçük kasabalarda ve ilişkilerin daha sıkı olduğu mahalle aralarında balkonlar önemli yaşam alanları olarak varlığını korumakta  hala.   

İlk başlarda yapılan üç dört katlı apartmanlarda, evden eve geçmeden komşuluk yapma, sohbet etme, bahçesini geride bırakmış insanlara nefes alma ve yeşille buluşma olanağı tanıyan mekanlardı balkonlar. Kat Malikleri Kanunu’na hiç başvurulmayan yıllar… Geçerli kanunun saygı, çoğu kez sevgi ve diğerini sürekli gözleme olduğu;  uysal, dingin ve bilge doğunun birlikte yaşama kanunlarının hala geçerli olduğu yıllar.  

Mahalle düzeninin sürdüğü yerlerde,  eskinin içine kapalı yaşamının dışa açılan ilk penceresini balkonlar oluşturmuştu.  Mahalledeki herkesin birbirini tanıdığı zamanlarda dışa açılmak sorun oluşturmamış, aksine evde kalan kişilere bir rahatlama ortamı sunduğu için balkonlar benimsenip, sevilmişti. Bu nedenle değerliydiler ve bugünkü gibi türlü şekillerde kapatılıp bir depo alanı olarak kullanılmıyordular.  Öyle ki imar  yönetmeliklerinde mimari projelerde balkon şartı olması bugün kavrayamadığımız bir zorunluluk olarak karşımıza çıkmaktadır. Onaylı mimari projelerde görünse de belediyelerde denetim ile görevli olan mıntıka mühendislerinin ellerine tutuşturulan bir kaç kuruşa karşılık göz yummaları ile inşaat sürecinde kapatılıp salona, odaya dahil edilen balkonlar, evlerin ortasından geçen garip kolonların nedenidir.   

Günün kaba saba gerçekliklerinden çocukluğun güneşli günlerine sığındığımda daracık balkonlarda bile hanımelleri, sarmaşık gülleri, fesleğen ve sardunyalarla süslenmiş, minik masasında sıcak yaz ikindilerinde çay içilirken karşıdaki komşuyla sohbet edilen balkonlar hatırıma geliyor. Çamaşır günleri askıya alınan sohbetler yerlerini sakız gibi yıkanmış çarşaflara, atletlere, elbiselere bırakırdı.  Giysilerimiz daha az, balkonlarımız ise daha renkliydi o günlerde.   

Tarhana, salça güneşe konur, biber patlıcan kurutulur, böceklenen bakliyat bez torbalarda masaların üzerinde havalandırılırdı.  Akşam yatağa işemiş çocukların “iş”leri sabahtan söylenerek güneşe çıkartılır ve cümle aleme ilan edilirdi.   Donlar sütyenler ulu orta asılmaz, utanarak gömleklerin arkasına gizlenirlerdi.  İlk sıcak günlerde yatakların yünleri serilir, hallaç çağrılarak pamuklar attırılırdı.  Halılar balkonda yıkanır, evde sıkılan çocuklara leğen içinde kayık yüzdürme oyunları kurulurdu. Anne gündelik işlerini bitirene kadar balkon çocuk oyunlarının vazgeçilmez mekanıydı. Mandal sepetleri, soğan patates kutuları küçük bir masa ve sandalyenin krallığında kenarda iğreti dururlar, görev emrini beklerlerdi.      

Yaz günlerinde yaşam balkonlarda akıp geçtiği için temiz, sürekli yıkanan ve derli toplu tutulan yerlerdi balkonlarımız. Akşam inip de babalar eve döndüğünde, annelerin çay bardakları rakı bardakları ile yer değiştirir, akşam yemekleri balkonda yenirdi.  Akşam el ayak çekildikten sonra ise evin yeni yetmelerinin ilk sigara denemelerinin kurtarıcı mekanı balkonlar olurdu.  

Peki ne oldu da balkon önemini yitirdi? Birinci aklıma gelen neden, artık insanların gökyüzüne yakın evlerinde dışarı bakma gereksinmi duymayacak kadar yaşadıkları çevreye, doğaya ve insanlara yabancılaşmış olmaları. Herkes dışarıdaki yaşamı televizyon ve bilgisayar ekranlarından izliyor. Balkon demirlerinin üzerine yastık koyarak etrafı seyreden kadınlar kalmadı artık. Koltukların rahatlığından izleniyor medya uyduruğu yapay yaşamlar; kenarından bakarak ve içine dahil olmadan.   

Bir diğer neden de giderek artan tüketimimizin evlerimizi bir sürü işe yaramaz ıvır zıvır ile doldurmuş ve ev içinde bunları saklayacak başkaca yer kalmamış olması olabilir mi?  Eskinin çoğu sobalı evlerinde bir kömürlük bulunur ve depolama alanı olarak kullanılırdı. Kaldı ki evlerimizin de öyle çok fazla eşyası olmazdı.  Bugün ise tüpten su damacanasına, bisikletlerden bebek pusetleri, doğalgaz kombileri, uydu antenlerine, eve alınıp da sonra içeride bakılmak istenmeyen zavallı köpeciklere kadar türlü şeyin saklama alanı haline geldi balkonlar. Bu nedenle kapatılarak ardiyeye dönüşmeleri bir gereksinimden kaynaklanıyor aslında. Mimari projelerde bir depo alanı zorunluluğu olmalı.   

Farklı bir başka neden de gündelik yaşamın artık evin içinden dışarıya kaymış olması. İnsanlar artık çok daha fazla zaman geçirmek zorundalar evin dışında. Çocuklar servislere binerek  ilçeaşırı okullara gidiyorlar, anneler babalar çalışıyor ve akşam yorgun argın evlere dönüldüğünde rahat koltuklara gömülerek televizyon seyretmek yeğleniyor.  Böylece „dışarıda“ olma isteğinin yerini günün sonunda „içeri kaçma“ isteği almış durumda olsa gerek. Kadınların çalışmadığı evlerde ise balkonların halen kullanılmakta olduğunu görebiliyoruz.  

Ayrıca son yıllarda taş yapıların gündüz güneşi altında ısındığı ve havayı daha da sıcak hale getirdiği,  rüzgarın geçiş alanı bulamadığı taş ormanların bunaltan sıcağında köklediğimiz klimalarımız var; bizi  giderek daha da içeride yaşamaya  mahkum eden.   

Sonuçta Türk insanı yavaş yavaş balkonundan kopuyor, onu yaşamından çıkarıyor.  Elyaf yorganlar güneşte put puf atılmayı gerektirmiyor. Çocuklar yatağa işerse bu doğal bir şey değil de bir felaket gibi görünüyor; yaylı yatakları güneşe koysan ne olacak? Kimse tarhana yapmıyor, tozlu balkonlarda sebze kurutmuyor kış için.  Karşı balkonda konuşacak kimse yok. Çocuklar evcilik oynamıyorlar artık.  

Ama yine de balkonlarını kapatma fikrine kafalarında hiç yer vermeden, yazları orada geçirmeyi seven insanların süslediği, çiçekler yeşerttiği, akşamları sohbet ederek keyif yaptıkları, evlerinin dışarı bakan gözleri olarak değer verdikleri belli olan balkonlar görmek hala olası. İnsanı mutlu edecek kadar çiçekli, süslü, kullanıldığı, terkedilmediği belli balkonlar görünce eskileri anımsayıp mutlu oluyorum.  Sayıları az belki ama hala görebiliyoruz.   

Minik Barış ile aynı kafadayım. Bu yüzden diyorum ki YAŞASIN BALKONLAR!  

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 12/13/2009 in Ne oldu bize?

 

Etiketler: , , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: