RSS

Barbunyadan Bardo’ya!

12 Ara

Uzun süredir sabah yazıları yazmıyordum. Bugün içimden geldi. Buyrun… Pazar günü mutfaktayım, barbunya pişirmeyi planlıyorum. Aklım zeytinyağlı barbunyayı hep aynı şekilde pişirdiğime takıldı. Annemin pişirdiği gibi… Belki başka yollar da vardır derken kafam uçuştu. Şunları düşündüm:

Yaşam boyu hep öğrendiğimiz usuller ile yola devam ediyoruz. Belki de bildiğimiz usul en lezzetlisi değil. Ama biz erken yaşta öğrendiğimiz yöntemle kendimizi çok rahat hissediyoruz. En doğrusu olmasa da her zamanki algımızı değiştirmek zor geliyor. Hep geçtiğimiz yollardan gidip gelmekle kendimizi güvende hissediyoruz. Ama ya başka yollar da varsa? İlla herşeyi çiğden koy, sarımsağı unutma, havuç da ekle, üç küp şeker şeklinde olmak zorunda değilse?

Farklı yolları bulmak için beynimizin bizi hep yönlendirdiği yolların “bilgi”sinden kurtulmanın yöntemi ne? Kafamızı bir bilgisayar kabul etsek, belki de onu formatlamaktan başka çare yoktur MUTLU OLMAK için. Beynimizin içindeki binlerce bilgiyi düşünün bir… Şimdiden bir çoğu “atıl” hale gelmis bir sürü çer-çöp. Bunların bizi biz yaptığını sanıyoruz. Oysa biz bunların toplamından çok farklı bir şeyiz. Beynimiz bir bilgisayar olsaydı, herşeyin gelişigüzel “masa üstüne” kaydedildigi böyle bir bilgisayarı dosya dosya, klasör klasör sıfırdan düzenlemeye mi çalışırdınız?

Ben toptan formatlardım diye düşündüm. Nirvana var mıdır yok mudur bilemem ama bir nevi “formatlanmışlık” hali, format yazıp enter’a bastığın anki duygu nirvana olsa gerek. Nasıl bir ferahlama sarardı insanın içini acaba; korku ve zevk ile karışık? Sıfırdan başlama hissi. Evet, nirvana buna benzese gerek. Taşınacağın bomboş, yepyeni bir ev farzet kendini. Her olasılığa açık bir an… Annenin gelinlik atlas yatak örtüsünü, büyükanneden kalma gümüş hamam tasını, arkadaşının hediye getirdiği çirkin ayılı yastığı kaldırıp yerine kendi seçtiklerinle döşesen ruhunu… Ne kadar başka görünürdü etraf kimbilir? Ne kadar daha fazla senin olurdu ruhun.

Tibet’in Ölüler Kitabında ölünce öbür tarafa geçmeden takıldığımız yere “Bardo” deniliyor. Semitik kitaplarda da “Araf”. Hayatta kafanı ne kadar netleştirebilmişsen, Bardo’dan tereyağdan kıl çeker gibi geçermişsin. Yaşarken neye takılmış kalmışsan, Bardo’da da ona takılıp takılıp duracakmışsın ve bu çözüm bulma işini oraya bırakırsan, bir sonraki safhaya geçmen de o denli zor olacakmış. Düşünsene, CD’nin çizik yerde takılması gibi, hep aynı ayrılık sahnesi, hep aynı sevişme, hep aynı acı haber. Neye takılmışsan artık. (Biri ile sürekli aynı konuşmayı yapıyorsunuz mesela; “Bak şimdi Ekrem, iyi anlamadın, son bir kere daha anlatayım istersen….” ) Bu transit terminalinin adı ne olursa olsun, eğer bu hayatta bildiklerini doğru düzenleyip, birbirine bağlamış, çöpü dışarı çıkarmış ve kafanı “boş” hale getirmişsen, buradan o denli kolay geçermişsin. Yani demek ki, yolculuk sırasında fazla bagajın olmayacak.

Ben öbür tarafı bilemem. Daha çok bu dünyanın insanıyım. Ama bazen içinde yaşadığımız hayat bana “Bardo”nun kendisi gibi geliyor. Takılıp takılıp, dönüp dolaşıp aşamadığımız şeylerin çeşitliliğine baksanıza. Ayağımıza takılan önyargılarımız, kendimize özgü değiştiremedigimiz usullerimiz. Hele şu korkularımıza bir bakın… En başta da [serbest bırakırsak ne yapacağını kestiremediğimiz için herhalde ] kendimizden korkuyoruz. (Benimkini bıraksam mesela çıplak ayak kaçıp Cabo Verde’ye balık tutmaya gidecekmiş. Öyle diyor. Her şeyi bırak, yalın ayak başı kabak, ver elini Cabo Verde. Cabo nire, gerçekten Verde mi? Vize istiyor mu? Neden Copa Cabana degil de Cabo Verde.. Bir yanlış anlaşma olmasın? Güzel bir yer bile olmayabilir yani.. Yok, bunu göze alamam… Teşekkürler. Arkadaş kulübesine bağlı kalsın.)

Evet, Korku işte böyle bir şey (yani benimki böyle konuşuyor..) Bu korkuları aşmak için kafayı yekten formatlamak gerekiyor. Korkmak neye yarar ki? “Her canlı ölümü tadacak” demiyor mu Kuran’da? En nihayetinde “Bak ben zaten seni baştan formatlayacağım. Bu sefer de için çiğ kaldı, gelecek sefere 250 derecede pişirmeyi deneyeceğim.” diyor Allah. “Ve sonra bana döndürüleceksiniz.”… Yani bütün çer-çöp fikirlerinizden ayrılıp, özünüzü bulacaksınız zaten.. (Ama henüz değil. O gün gelene kadar yürüyün bakalım, Bardo’lardan Bardo beğenin… 250 derece kulunçlarınıza iyi gelir belki..;-)))

Eveeet, böylece barbunya ne oldu derseniz, barbunya filan pişirmedim tabii ki. Ev kadınlığı ile ilişkili “melı-malı” şeklindeki hislerimi “delete” ettim. Bardoda takılıp kalmayacağım dedim. “Barbunya’dan Bardo’ya ha? Ha, ha, ha…” diyerek dalga geçtim kendimle. Akşam balık yemeye gittik sonra.

Haftaya barbunyayı soğansız, bol domatesle pişireceğim. Leyla’ya sordum böyle tarif etti. Onun annesi de öyle yaparmış. Ya da belki başka bir lokanta deneriz. Haftaya kadar bakarsın ver elini Cabo Verde veya kısmetse, belki Nirvana… Belli mi olur?

Bu hafta yıllardır hep aynı yöntemle yaptığım şeyleri değişik yollardan yapmayı deneyeceğim. Bakalım ruhuma nasıl gelecek? Hepinize “Ekrem’siz” hayatlar dilerim.

Reklamlar
 
1 Yorum

Yazan: 12/12/2009 in İnsanlık halleri

 

Etiketler: , , , , , ,

One response to “Barbunyadan Bardo’ya!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: