RSS
Görsel

Başka yer, başka zaman…

Hep savaş, hep binlerce ölümün çillendirdiği eski sayfalar… Sevgiler  bile üzüntülerin büyüklüğünün mihenkine vurula vurula anlamsızlaşmış… Ve duygulanıyoruz da yitip gidenler bakarken. Elimizde değil… Başka olasılıklar içimizin boş sarnıcında çınlıyor… Uzakta, karanlık mağaramızın derinliklerinde,  atılabilecekken boğazımızda kalmış kahkahaların  yankısı; belli belirsiz…

Bir başka evrende, başka bir zaman boyutunda bambaşka şeyleri benzer bir coşku ve duygulanım seli ile anıyor olsak mesela… Dünya üzerindeki ilk mor çiçeği, bülbülün ilk farklı notasını, dolunayda deniz kestanelerinin ilk yumurtladığı anı, ilk ekmeği yapan kadının ellerini, yanımıza ilk gelme cesareti gösteren kurtu, ilk bira yudumunun şaşkınlığını, ateş başında anlatılan ilk masalı, ağza çalınan ilk parmak balı, ilk müzik aletinden çıkan uyumsuz bir notanın yıldönümünü…

O güne dek hep (u)mutsuz olacağız. Cinsimiz özünü unutmuş… İçindeki yanlış tohumu sulayıp büyütmüş… Mutsuzluğumuz bundan… Bir Cumhuriyet kurabilsem yeniden… Cümbürcemaat Doğaya Dönüş Cumhuriyeti…

İlk o kahkahayı atacağım…

Sümbül

 

 

 
 

Rosa’nın Şarkısı

Rosa’nın şarkısı çalıyordu. “Sesi sonuna kadar açar mısınız?” dedim. “Ruhumuz yıkansın…” Sessizce şarkıyı dinledik.

“Pek bu şarkıyı bilene rastlamıyorum. Siz nereden biliyorsunuz?” diye sordu. “Filmini seyrettiniz mi? Ulysses’in Bakışı.”

“Seyrettim tabii” dedim, “Angelopoulos’un tüm filmlerini yıllar önce festivalde ve sonrasında, defalarca seyrettim.”

“Eleni Karaindrou’yu da onun filmlerinde tanıdım” dedi… Sonsuzluk ve bir gün’e aşık olduğumu söyledim. “Onu bir senfoni orkestrası ile seslendiriyorlar, onu dinlediniz mi, esas o…” dedi. Müzikten konuştuk yalnızca.

“Yaşlanmadık ama içimiz yaşlandı. Hep mülkiyet duygusu yüzünden” dedi.

Ben de “Günümün güzel sürprizi oldunuz Gönülden teşekkürler. Gerçekten…” dedim. Mahcup oldu. Bir şey demedi. Önüne baktı sadece.

Adımımda o eskiden kalma, unutmaya yüz tutmuş neşe.. Mutfağa girdim. Herkes fark etti.

“Taksi şoförü” dedim. “Opera dinliyordu…”

Dengeyi sağladığına inandığım güzel ve iyi insanlar. Her yerdesiniz. Size inanmayı unuttuğum anda mahcup ediyorsunuz beni.

Buyurun siz de dinleyin sevgili dostlarım; Rosa’nın Şarkısını…

 

 

Etiketler: , , ,

23 Nisan kutlu olsun!

23nisanSevgili çocuklarımız. Borcumuz var sizlere.

Temiz ve adil bir dünya, insanların mutluluğunu amaç edinmiş temiz politikalar, her birinize eşit eğitim ve sağlık olanakları, çalışan çocuk sayısının sıfıra inmesi, aile içi şiddetin sıfırlanması, mutlu ve oyunlarla bezenmiş, ehil öğretmenlerle beyninizin ve bedeninizin, ruhunuzun eşit geliştirildiği modern okullar, okumak istediğiniz en son noktaya dek devlet desteği, çocuk gelinlerin kalmadığı ve eğitimli kadınlar olarak ülkeye kazandırıldığı bir ülke düşlüyoruz.

Dünya üzerinde de değişimler oluyor. İnsanlık yavaş yavaş doğanın değerini keşfediyor; temiz tarım, nükleersiz yaşam, denizlerin temizliği, ormanların korunması, hayvan hakları, atalardan kalan tohumların yaşatılması üzerinde çalışıyoruz. Diğer yandan ruhumuzu da temizlemeye çabalıyoruz; özümüze döneceğimiz ve sevgiyi tekrar keşfedeceğimiz bir dönüşüme doğru yol alıyoruz.

Ülkemize gelince, 1920’den bu yana geçen nerede ise bir yüzyılda epey yol katettik. Ama şu sıralar ayağımız ufak bir taşa takıldı. Merak etmeyin, silkinir, temizlenir devam ederiz yola. El ele, artık yorulmuş olan bizlerin değil sizlerin açacağınız yeni yollarda, neşe ile şarkılar söyleyerek…
Umudumuz tükenmedi. Yalnız değilsiniz. Bir çok insan kendi köşesinde bu düşün gerçekleşmesi için çalışıyor. Bizlerde bizim yaşadıklarımızı sizler yaşamayın diye deneyimlerimiz ve sevgimiz ile buradayız.

Bayramınız kutlu olsun. Yüzünüz yere bakmasın. Yollarınız açık olsun.

 
2 Yorum

Yazan: 04/23/2015 in İnsanlık halleri

 

Hamımızın Nevruz’u mukaddes olsun.

Hamımızın Nevruz’u mukaddes olsun.

Nevruz’u nasıl bilirsiniz? Buyurun 3000 yıllık bayramımızın kültürlere, coğrafyalara yayılmış bu bahar kutsamasının minik bir özeti. #Tarih dergisinin Mart 2015 sayısı için yazdım. Sonra Radikal.com.tr’nin Gusto bölümünde de yayınlanmış. Haydi hep beraber Nevruz’u kutlayalım. Kimin bayramı diye nevroza kapılmadan. Bahar herkesin, hepimizin baharı. Anlamsız çekişmelere son artık…

3000 yıldan beri kutlanmakta olan “Nevruz”, Farsça sözcük anlamı ile “Yeni Gün” (nev: yeni, ruz: gün) bu uyanışın bayramıdır. Eski Türklerin en ulu bayramı ve yeni yılın başlangıcı olarak da bilinen bu kutlu güne dair en erken referanslara İran kaynaklarında rastlanır; hatta söylenceler Cemşid dönemine kadar gider. Bu efsanevi İran hükümdarının 20 Mart’ta tahta çıktığına inanılmakla birlikte, Nevruz’la ilgili inançlar diğer dinlerde de kendine yer bulmuştur: Tanrı’nın yeryüzünü yaratması, Hz. Nuh’un tufandan sonra karaya ayak basması, Hz. Yusuf’un atıldığı kuyudan çıkması, Hz. Musa’nın Kızıldeniz’den geçmesi, inanışa göre Nevruz gününde olmuştur. Kimine göre Zerdüştlüğe, kimine göre paganlığa işaret etse de, gelin işin inanç kısmına hiç takılmayalım. Bahar her canlının baharıdır, herkese gelir, inanç ne olursa olsun.

nEVRUZATEŞİNevruz’da ateş, evrenin can kaynağı güneşi temsil eder, bereketi, bolluğu, toprağın ısınıp uyanmasını simgeler ve üzerinden atlandığında kötülüklerden temizlenildiğine inanılır. Su ise arınmadır, kurtulmaktır. Eski Türkler’deki su kültü Nevruz’a da taşınmıştır. Sabah erkenden tüm su kaplarındaki sular yenilenir, taze su içilir, hayvanlara içirilir, çimlendirilmiş buğday taneleri suya bırakılır. Böylece pınarların iyi olduğuna inanılan ruhları yardıma çağrılmış olur.

Nevruz coşkuyla kutlanır da sofralar önemli olmaz olur mu? Nevruz’u kutlayan her kültür, elinde ne varsa paylaştığı büyük bir sofra hazırlamayı adet edinmiştir. Balkanlar’dan Orta Asya’ya uzanan bu geniş yay üzerinde bakalım neler pişirilir, neler aşırılır, Nevruz ile kutsanan topraktan neler niyaz edilir.

NEVRUZ’A HAZIRLIK

Nevruz’a hazırlık 21 Mart’tan kırk gün önce başlar. İlk Çarşamba hazırlıkların başlama işaretidir. Ev içinde ve çevresinde temizlik yapılır, yemek için tedariklere başlanır. Yeni elbiseler alınır, ateş yakmak için odun toplanır. İkinci ve üçüncü çarşambalar hazırlıklar hızlanarak devam eder. Yeniden dirilişi simgeleyen buğday tohumu “semeni” suya konur. Çimlenince tokmaklarla dövülüp macun haline getirilir, unla kavrulur ve “semeni helvası” yapılır. İkinci çarşambadan sonra gençler ve çocuklar soğan kabuğu ile haşlanmış boyalı yumurtalarını sokaklarda tokuştururlar. Ahir (son) çarşambaya girilen salı gecesi, ataları anmak için mezarlıklara gidilir. Ölüler ‘yedirip içirilir’. Kabirler öpülür, mezar üzerine şeker ve tatlı bırakılır, etraf temizlenir.

Buğday aşı ve pilav Nevruz sofralarının vazgeçilmez yemekleridir. Et yemekleri, kavurmalar, yarma ve çeşitli bakliyatlar ile yapılan tirit benzeri köcler, aşlar, boyanmış yumurtalar, kuruyemişler (yedilevn), tatlılar bulunur; kuru meyvelerle hazırlanan içecekler sunulur. Bazı yörelerde, Nevruz sofrasında “S” harfiyle başlayan yedi çeşit yemek ve yedi çeşit baharat bulunması âdettendir. Sofra başında aile fertleri birbirini tebrik eder ve nihayet yaşlıların işaretiyle yemeye başlanır.

Haydi gelin, geçmişi binlerce yıla dayanan Nevruz’u ve baharın gelişini bu yıl siz de kendi meşrebinizce kutlayın. Çiçekler verin, etrafınıza sular serpin, kaybettiğiniz sevdiklerinizi ziyaret edin, bıraktıkları güzel hatıralarıyla anın, sofralar kurun, dostlarınızla yiyip için. Ağzınızın tadı hep yerinde olsun. Hamımızın Nevruz’u mukaddes olsun!

OSMANLILARDA NEVRUZ

201503191855_nevruz2Osmanlılar döneminde Nevruz çok canlı bir şekilde kutlanırdı. Çeşitli kaynaklara göre, Osmanlı padişahlarının halkın tebriklerini kabul ettiği törenlere Nevruz-ı Sultânî denirdi. Güneş Koç burcuna girdiği anda, Osmanlı sarayında “Nevruziye” adı verilen macunun hem şekerleme hem şifa niyetine yenmesi âdet olmuştu. Bu macunun yapıldığı arefe gecesine “Ot Gecesi” denir, helvahanede şenlikler eşliğinde 41 çeşit ot karıştırılarak Nevruz macunu pişirilir ve tam geceyarısı bu macunlar herkese tattırılırdı. Sütlü tatlıların ve macunun üzerine, gümüş ve altından incecik bir tabaka konması özellikle Nevruz’da uygulanan çok eski bir âdetti. İşte bu yüzden Evliya Çelebi, 17. yüzyılda Nevruziye’ye “varaklı bahar tatlısı” diyor.

II. Abdülhamid’in kızı Ayşe Osmanoğlu da hatıralarında, Osmanlı sarayında Nevruz macununun, “S” harfiyle başlayan yedi yiyecek (susam, süt, simit, su, salep, safran, sarımsak) ile birlikte yendiğini yazar. Osmanlı döneminden kalan bu kültür, Manisa’da “Mesir Macunu Şenlikleri” adıyla kutlanmaya devam ediyor.

Haydi bir de ufak ağız tadı olsun. Yapın, yiyin, dağıtın. Bereket artarak size dönsün.

AZERi MUTFAĞINDAN NEVRUZ KURABIYESI: ŞEKERBURA

sekerbura

*1 kg elenmiş un

*400 gr tereyağı

*5 yumurta sarısı

*250 gr ekşi krema (süzme yoğurt da olur)

*Yarım su bardağı ılık süt

*1/2 tatlı kaşığı kuru maya

*1/2 tatlı kaşığı vanilya

*1 çorba kaşığı şeker

*bir fiske tuz

İç malzemesi

*700 gr kavrulmuş, çekil¬miş fındık veya badem

*400 gr toz şeker

*1 tatlı kaşığı ezilmiş kakule

Maya, şeker ve bir çorba kaşığı unu ılık süte ekleyin, mayalanmasını bekleyin.

Bir kapta önce un ve tereyağını, sonra yumurta, ekşi krema, tuz ve vanilyayı karıştırın.

Mayalı karışıma ekleyerek yoğurun. Hamurun üzerini örtüp 30 dakika dinlendirin.

Kavrulmuş fındıkları robotta un haline getirin, şekeri ve kakuleyi ekleyip karıştırın.

Hamurdan aldığınız parçalara bir yemek kaşığı iç malzeme koyup yarım ay şeklinde kapatın.

Hafif yağlanmış tepsiye dizin. 180 derecede yaklaşık 15-20 dakika, beyaz kalacak şekilde pişirin.

Nuş olsun!

201503191856_KAPAK MART

 
1 Yorum

Yazan: 03/21/2015 in yemek içmek

 

Etiketler: , , , , ,

Koca nasıl pişirilir…

Biraz gülelim isterseniz. Aşağıdaki “faideli bilgi” An American Cook in Turkey isimli kitabın girişinde yer alıyor. Bu kitabı bize orta ikide iken vermişlerdi. Bendeki Redhouse Yayınevi’nin,  1967 tarihli üçüncü baskısından. Yayınevi kitabı yeniden basmış. Çok güzel bir kitaptır.

Faideli Bilgiler

Koca nasıl pişirilir

AmericancookBir çok koca yanlış pişirildikleri için berbat olurlar; güzellik ve yumuşaklıklarını kaybederler. Bazı hanımlar onları sürekli sıcak suyun içinde tutarlar; bazıları ise dikkatsizlik ve kayıtsızlıkları ile donmalarına izin verirler.  Kimileri onları sinir bozucu tutumları ve sözler ile haşlarlar. Bazıları turşusunu kurarken, diğerleri utanmazca ziyan olmalarına izin verir. Doğaldır ki böyle muamele edilen kocaların yumuşak ve iyi olmaları beklenemez oysa doğru düzgün pişirilen kocalar gerçekten çok leziz olurlar.

Koca seçerken uskumru seçerken yaptığınız gibi gümüş pırıltısına ya da somon seçerkenki gibi altın ışıltısına kanmayın. En iyileri eve teslim olduğu için koca bulmaya pazara gitmeyin. Malzemeyi elinizle  seçtiğinizden emin olun zira herkesin damak tadı farklıdır. Sabırla doğru düzgün pişirmeyi öğrenene kadar koca sahibi olmamak daha akıllıca olur.

Tabii ki, saklamak için kaliteli porselenden bir kazan en iyisidir ancak elinizde hepi topu  toprak bir güveç var ise, o da işe yarar ancak dikkatle… Yengeç ve ıstakozlar gibi kocalar da canlı pişirilir. Bazen kazandan dışarı sıçrarlar ve kenarları yanıp kabuk tutar. Bu nedenle onları kazanın içinde konfor adı verilen ipekten bir kordon ile sabitlemek akıllıca olur zira görev isimli kordon genellikle dayanıksızdır.  Temiz ve sürekli bir aşk, sıcaklık ve neşe ateşini canlı tutun. Onu ateşe kendisine uygun olacak bir mesafede tutun.  Fokurdayıp saçılırsa endişe etmeyin zira bazı kocalar pişinceye kadar bunu yaparlar. Şekercilerin deyimi ile “öpücük” formunda biraz şeker ekleyin, biber ve sirkeyi hiç kullanmayın. Lezzetini artırmak için baharat, mizah ve coşku ile çeşnilendirin. Ancak çeşniler her zaman büyük bir sağduyu ve dikkatle kullanılmalıdır. Pişip pişmediğini anlamak için keskin şeyler  saplamayın. Nazikçe karıştırın yoksa tencerenin dibine yapışır ve işe yaramaz hale gelirler. Pişip pişmediğini rahatlıkla anlarsınız. Böyle yaparsanız, hazmının çok kolay, bünyenize uygun olduğunu göreceksiniz. Siz dikkatsiz davranıp yuva ocağının ateşinin sönmesine neden olmadığınız sürece bozulmadan duracaklardır. Böyle hazırlanırsa kocalar yaşam boyu size mutluluk vereceklerdir.

19 yüzyılda yazılmış bir yemek tarifleri kitabının önsözüdür – Louise Bevens’e teşekkürlerimizle

 
5 Yorum

Yazan: 09/19/2014 in İnsanlık halleri

 

Etiketler: , , , ,

Uzak ülkeler yakın acılar

AllendeBabam çok üzgündü o sabah, “Allende’yi öldürmüşler!” demişti. Allende adını ilk o zaman duymuştum. Vatansever olduğunu, ülkesini sevdiği için öldürüldüğünü anlatmıştı. Küçük bir çocuğa nasıl anlatılırsa öyle… Sene 1973, aylardan Eylül. Siyasetin işkencecileri, gece yarısı ev basıp arama yapanları ile daha önce tanışmıştım. Bizimkiler evdeki kitapları, türkü bantlarını sürekli gizlerlerdi o dönemlerde. İçeride olanlardan sürekli kötü haberler gelirdi. Girip çıkanlar hiç aynı olmadılar sonrasında da… Aileler dağıldı, çocukların bazıları bu travmalar ile baş edemedi. Yaşadıkça etkilerini gördük. Sonra 12 Eylül oldu. Bu sefer gençtik, her şeyi anladık.

Aradan yıllar geçti. O günleri yaşamış insanlar artık daha yılgın, daha sessiz.  Sabah işe gelirken kapitalizmin pençesinde kıvranan sevgili şehrime baktım köprünün üzerinden. Karşıda tiran, Vahdettin’in köşkünü apartmana çevirmiş. İnce zevkten yoksun, vahşi bir pençe darbesi ile tepeyi düzlemiş, yanına da üç blok kondurmuş. Bu yıkım döneminin en çarpıcı simgelerinden biri gibi gözüktü gözüme… Alexandre Vallaury’nin soğan formlu kubbesi artık gerçek bir soğan gibi duruyordu.  Devlet Konukeviymiş…  Hah…

Sonra işe geldim. Bu fotoğrafı gördüm.

Allendesglasses

Şilili heykeltraş Carlos Altamirano, Salvador Allende’nin Santiago’da 11 Eylül 1973’de katlinden sonra bulunan gözlüğünün 50’ye 1 kopyasını yapmış. İçim acıdı yine… Babamın üzgün yüzünü anımsadım. “Allende’yi öldürmüşler!”

Uzak coğrafyalarda yaşanan yakın acılar… Bize şah damarımızdan daha yakın. Acılar da, sevgiler de… Çünkü insanız. Aynı bütünün hücreleriyiz. Bir hayvan da bir insan da acı çekse hepimiz çekeriz. Bazıları çektiğinin farkına varmaz. Döner böyle saçmalıklarla ruhunu teskin etmeye çabalar. Boşuna…

İşte öyle…

 
3 Yorum

Yazan: 09/13/2014 in İnsanlık halleri

 

Etiketler: , , ,

Emeğin Gücü

Soma’da yaşanan, cinayet gibi facianın ertesinde bu yazdıklarımı anımsadım. Emeğe saygıyı bizlerden önce, emeğin sahipleri talep etmeyi öğrenmeli. Bizler ise onlara değerlerini hissettirecek şekilde yaşamalıyız. Hepimizin başı sağolsun.

Ebrulikedi's Blog

Image Üretmeden tüketenlerin yönetici olduğu düzende, emeğin kutsanması olanaksızdır elbet.

Emeğin hakkını vermek ve ona saygı duymak kavramı ile doğduğumdan beri içiçeyim. Beni yetiştirenler, başta anne ve babam her zaman çok çalışmayı yüceltip,emeği ile varolan insanlara karşı saygılı olmayı öğrettiler. Ama benim için bu olgunun içselleştirilmesine yol açan anı olanca netliği ile anımsıyorum.

Edmond de Amici’nin Çocuk Kalbi isimli kitabını almışlardı bana. Kitabın ana karakteri kendisine sevgiyle sarılan, arkadaşının babası duvarcı ustasının boya ve alçı lekeli iş elbiselerinin üzerini kirleteceğinden korkarak geri çekilir. Eve gidince babası ona emeğin kirli bir şey olmadığından, yaptığının çok ayıp olduğundan bahseder…

Ömrüm boyunca bu öyküyü içimde taşımışım.

Emeği ile varolanlara saygı duyarım. Hiç bir şey yapmadan, üretmeden varolanların da  elbette bu evrenin kozmik örgüsü içinde bir yerleri, bir ödevleri vardır bize aşikar olmayan… Belki de emeğin değerini anlayabilmemiz için karşıt örnek oluşturma zorluğudur onların payına düşen… Ve en zorudur aslında bir şey üretmeden varolmak

View original post 44 kelime daha

 
 
 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 146 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: