Süpermarkete haftalık ziyaretinizi yaptığınızda, kasadan her geçirdiğiniz, parasını ödediğiniz her bir ürünün sizin vatandaş olarak “oy”unuz olduğunu söyleselerdi, dünyayı değiştirmek için bu fırsatı kullanmaz mıydınız?
Daha da iyisi, ağzınıza attığınız her lokmada dünyayı, koşulları değiştirme olanağınız olduğunu bilseydiniz?
Günde üç kere; sabah, öğle ve akşam, içinde yaşadığımız dünyanın, bizi besleyen sistemin değişimi için oy kullanabileceğinizi söyleselerdi?
Şaka değil. Gerçekten oy hakkımız var. Seçme hakkımız var. Öyle dört senede bir sandığa gidip, hep aynı tür insanları başımıza getirip, sonra da saf saf onlardan mucizeler bekleyip, hüsrana uğramamız gerekmiyor. Yapacağımız şey çok basit; ağzımıza giren herşeyi dikkatlice seçerek, dünyanın, topraklarımızın canına okuyan büyük tarım firmalarına, çiftçinin fakir cebinden, sofraya koyduğumuz yemeğimizden “Çek elini bakayım” deme hakkımız var.
Tarlasını işleyerek bize yiyecek sağlayan çiftçiye “Sen kendi tohumunu kullanamazsın, ben ne satıyorsam onu ekmek zorundasın” diye dayatan zorba, çokuluslu firmalardan daha güçlü olduğumuzun farkında olmamız gerek.
Biraz ilgi, biraz bilgi, biraz okuyup araştırma ile çocuğunuzun tabağına koyduğunuz yiyecekleri seçerken, her seferinde oyunuzu kimden ve ne tür bir dünyadan yana kullandığınızı unutmayın.
Şimdi dediklerimi, okuyup öğrendiklerimi özetlemeye çabalayarak biraz daha açıklamayı deneyeyim.
Türkiye’ye ithaline izin çıkan GDO’lu mısır çeşitleri ile ilgili haberler dikkatinizi çekmiştir. Çekmedi ise de şimdi çeksin çünkü mısırdan kaçış yok. Soya fasulyesinden kaçışınız olmadığı gibi. Marketten aldığınız gıdaların %90’ında bu ikisinin türevleri var. Yediğiniz hamburgerde, çocukların sevdikleri nuggetlarda, keklerde, bisküvilerde, meyve sularında, ketçapta bile. Her şeyde ama her şeyde…
Neden böyle oluyor bu işler peki? İlla kullanmak zorundalar mı bu maddeleri? Evet. Çünkü büyük mısır ve soya üreticilerinin milyarlarca dolar kar etmeleri sizin seçimlerinize bağlı.
Bugün A.B.D.’deki ekilebilir toprakların %30’unda mısır yetiştiriliyor.
100 yıl önce Amerikalı bir çiftçi dönüme 125 kilo mısır alırken bugün 1250 kilo mısır elde edebiliyor. Amerikan çiftçisi daha çok üretim yapması, büyümesi için devlet tarafından teşvik ediliyor. Teşvikler iştah kabartıcı olunca, o işin kaymağını minik çiftçinin yediği nerede görülmüş dünyada?
ABD’nin acımasız tarım politikaları, yüzlerce yıldır mısır yetiştiren Meksikalı 1.5 milyon çiftçiyi bugün göçmen olarak iş aramak zorunda bırakmış durumda.
Bugün artık, 4-5 büyük Amerikan gıda firması geçirdikleri kanunlar ile tüm Amerikan gıda sisteminin işleyişini kontrol altında tutuyorlar. Firmaların isimlerini de bilelim; Cargill, Monsanto, ADM, Tysons ve Smithfield. Genleri ile oynanmış tohum kullanmak suretiyle diğer tohumlara göre çok daha fazla verim alabilen ABD dünya mısır üretiminin %38’ ini gerçekleştirmektedir. Türkiye’ deki Nişasta Bazlı Şeker (NBŞ) üretimi tamamıyla iç piyasaya yönelik olarak gerçekleşmektedir. Bu nedenle de kotanın artırılması durumunda ABD’ den ithal edilecek mısır Türkiye’ nin iç piyasasında tüketileceğinden ABD’nin mısır stoklarının eritilmesine yardım edecektir.
Bize ne Amerikan çiftçisinin durumundan mı diyorsunuz? Demeyin. (Merak ediyorsanız araştırın, bakın bu firmalardan hangisi Türkiye’de iş görmekte.)
Bu iş bu noktada da bitmiyor ki. Bu kadar çok mısır üretilince ne oluyor? Depoları hınca hınç doldurunca, oturup araştırma merkezlerinde bu kadar mısıra alternatif kullanım alanları yaratmak zorundalar. Hayvan yemi olarak kullanılması bir yana, süpermarkette kasadan geçirdiğiniz, parasını ödediğiniz işlenmiş gıda ürünlerinin %90’ında mısır türevleri var. Aynı şey soya için de geçerli. Soyanın hikayesini siz kendiniz araştırabilirsiniz sanırım. Biz mısır ile devam edelim.
İşte oy sandığınız ve seçimleriniz bu noktada devreye girecek. Gözlüklerinizi takın (benim gibi gözlüksüz okuyamıyorsanız) ve etiketlere iyi bakın. Çocuğunuza yedirdiğiniz, binbir emekle, iyi beslensinler diye sofranıza getirdiğiniz zehirleri tanıyın.
Maltodekstrin
Yüksek fruktoz içerikli mısır şurubu
Sorbik asid
Sorbitol
Ethylene
Kabartma tozu
Xanthan sakızı
Digliseridler
Vanilya ekstresi
Nişasta
Polidekstroz
Fumarik asit
Xylitol
Alphatocopherol
Askorbik asid
Kalsiyum stearat
Ethyl asetat
Ethyl laktat
Şunu da bilmenizde yarar var: 2000 yılından sonra doğan her üç Amerikalı çocuktan biri şeker hastası olacak. Sizin bebeğiniz, evladınız için istediğinizin bu olduğunu sanmıyorum. Bu yüzden işlenmiş gıdalara doğrudan giren mısır ve soya türevlerini izlemeye alın.
Şimdi bize diyorlar ki, GDO’lu mısırın ithaline sadece hayvan yemi olarak izin verdik. Hadi peki diyelim. Ama o zaman, yediğimiz et, içtiğimiz süt, yoğurdumuz, peynirimiz, peynir altı suyu, tereyağımız ve içine et, süt giren herşey zehirli olacak demektir. Bakanımız gibi “Yemi hayvan yiyor, bir şey olursa ona olur” demeyin.
İnekler, balıkların mısır yediği nerede görülmüş? İnek, genetik olarak mısır değil, ot yiyen bir hayvan. Yem olarak verilen GDO’lı mısırı sindirmeye çabalarken işkembesinde koli basili gerekenden daha çok ürüyor. Üstelik antibiyotiğe dirençli bir türü. Yediğiniz ete bulaştığında (ki hayvanlar pislikleri içinde yetiştiği için kesimhanelerde ete bulaşması pek kaçınılmaz) sizi bir kaç gün içinde öbür dünyaya postalayacak kadar da dirençli. Hani “yemi hayvan yiyordu ve insana bir şey olmazdı?”
Kısacası, mısır, soya ve bunların yiyeceklerimize giren türevlerini yemeye zorlanmamızın arkasındaki politik ve ekonomik nedenleri de görürseniz, tabağınıza uzanan ele bir çatal batırıp; “soframdan, ailemden, çocuğumdan, cebimden uzak dur” diyerek, önleminizi alırsınız. BUNA HAKKINIZ VAR.
Unutmayın, her alışverişte, her lokmanızda size zorbaca dayatılan düzene başkaldırıp, seçiminizle kendi kazançları için ailenizin sağlığına umursamadan zarar verenlerin oyununu bozabilirsiniz.
Dünya düzeninde değişim için illa bayrak sallayarak, sloganlar atarak, meydanlara inmek gerekmez. Siz küçük, kişisel devriminizi etiketleri okuyarak minik mutfağınızda başlatabilirsiniz. Değişim başladı mı kazançları buna bağlı olanlar ister istemez isteklerinize boyun eğeceklerdir. Hem de oldukça hızlı bir biçimde.
Her bir lokmanız gerçekten afiyet, bal şeker olsun.
Şu sitelere tıklayıp bakmanızı tavsiye ederim
http://www.gdohp.blogspot.com
http://www.fikirsahibidamaklar.org
http://www.slowfoodanadolu.com/anasayfa/gdo-esarettir
http://www.gidahareketi.org
Bir de Food Inc. isimli belgesel filmi seyretmedinizse, seyretmelisiniz.
http://www.foodincmovie.com